Makale

Din eğitimi ahlak üretiyor mu?

Din eğitimi ahlak üretiyor mu?

Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
msaydin@diyanet.gov.tr

Peygamber Efendimiz, imanın mükemmelliğini, ahlak güzelliğine bağlamasına rağmen ciddi bir ahlak sorunuyla karşı karşıya olduğumuz herkesçe dile getirilmektedir. Aileden başlayıp okullarla devam eden eğitimimiz, insanımıza ahlak kazandırmada başarısız. Bunun, iyi örnek olamamaktan, öğretmeyi bilememeye kadar çok yönlü sebepleri var. Burada sadece öğretimde yaklaşım biçimine işaret edeceğim. Bizim eğitim sistemimizin öncelikle ele alınması gereken temel sorunlarından biri, öğretim sorunudur. Doğruluk, çalışkanlık, küçükleri korumak, büyükleri saymak... gibi çocukların her gün tekrar ettikleri değerleri onlara kazandırabildik mi? Bir yüksek lisans öğrencim teziyle ilgili veri toplamak amacıyla görüştüğü ilköğretim öğrencisine “Andımız”daki “‘Büyüklerimi saymak’ ne demek?” diye soruyor. Önce bir duraksadıktan sonra çocuk şu cevabı veriyor: “Bir, iki, üç… diye saymak.” Öğrencilerin genelde kopya çekmeyi, son derece sıradan normal bir davranış olarak görüyor olmaları bile tek başına, bu kavramların öğretilemediğini kanıtlamaya yeter. Hazır bilgi kalıplarını, sadece ezberletmeyi öğretimin nihai amacı gören bir eğitimin, ahlak öğretimini gerçekleştirmesi mümkün değildir.
Gerçekte, doğruluk, çalışkanlık, büyükleri saymak, küçükleri korumak… gibi ahlaki değerleri öğretmek isteyen bir din eğitimcisi, bu kavramların muhtevalarını derinliğine anlam(landırm)alarına kılavuzluk etmekle yükümlüdür. Sözgelimi, doğruluk kavramını öğretmek için öncelikle şu tür soruların cevaplarının öğrenci tarafından keşfedilmesini sağlar: “Doğruluk nedir? Kime doğru denir? Doğru olmak gerekir mi? Gerekiyorsa her zaman mı, yoksa işimize geldiğinde mi? Nasıl doğru olunur? Doğru olmak için ne yapmak lazım? Doğruluk ne işe yarar, kime ne kazandırır? Doğru olmamanın zararları var mı? Varsa onlar nelerdir? Doğru olmanın kriterleri var mıdır, varsa nelerdir? Doğru olanla olmayanın ayırıcı nitelikleri nelerdir? Doğruluğun imanla ilgisi nedir?” vs.
Öğrencinin, bu soruların varlık dünyasıyla, özellikle de kendi varlığıyla, hayat gerçeğiyle bağlarını kurmadan doğru cevaplarını keşfetmesi mümkün değildir. Bu bağları kurarken öğrencinin, varlığı ve hayatı anlamlandırma çabası yeni boyutlar ve derinlik kazanarak sürecektir. Öğrenci, bu aklen anlamlandırma açılımını, dinin mesajlarıyla daha da geliştirip netleştirecek, etkin hâle getirecektir.
Böyle bir öğrenme-öğretme sürecini işleten din eğitimi, ister istemez öğrenciyi/bireyi dinin ortaya koyduğu esaslar, değerler üzerinde çok yönlü düşünmeye, konuşmaya, onları derinlemesine anlamlandırmaya sevk etmiş olacaktır. Dinin mesajı üzerinde düşünürken, elbette onlarla hayatın ilişkisini sorgulayıp varlık dünyasına ve hayata nasıl bir anlam yüklediğini tespite çalışacaktır. Bu irtibatlandırma, doğal olarak bireyin yaşadığı hayatla, inandığı veya öğrenmeye çalıştığı din arasında gerçekleştirilecek ve dinî bilginin güncellenmesi çabalarının önünü açacaktır. Dinî bilginin güncelleştirilmesi çalışmaları ise, geçmişten bugüne intikal etmiş olan tarihsel dinî bilgi birikimimizi yeniden gözden geçirme, sorgulayıp değerlendirme ihtiyacını; dolayısıyla Kur’an ve sünnet üzerinde yeniden düşünme, onları yeniden anlama sorumluluğunu doğuracaktır.
Bu çabalar, aynı zamanda mümin bireyin/öğrencinin hayat anlayışı ve bir dünya görüşü oluşturma, bu dünya görüşü çerçevesinde kendi kişiliğini, ahlakını inşa etme çabalarıdır. Zira bu birey, oluşturduğu dünya görüşüne göre hayatını düzenleme ihtiyacı duyar ve bu bağlamda, ister istemez kendi ahlaki değerlerini oluşturma çabası içine girer. Bizzat ürettiği değerleri içtenlikle sahiplenir. Sahiplenir, çünkü o değerler, kendisine birileri tarafından dayatılmış da zoraki kabullenmiş değil; aksine bizzat kendisi keşfetmiştir, kendi malıdır, varlığının temel bir unsurudur. Bu yüzden, o ahlaki değerler, sahibinin her konumda tutum ve davranışlarını yönlendiren en etkin unsura dönüşür. Değerlerini oluşturarak özgürleşen bu dindar birey, dürtülerinin ve çevresinin güdümüne girmekten genelde kurtulur.
Görüldüğü gibi, ahlaki bilgiler, bireye sıradan teorik bilgi aktarımı şeklinde kazandırılamaz; bunlar, bireyi sıradan bir haberdar etmeye yönelik değil, bir “beceriye” bir “yapabilmeye” dikkat çeken bilgilerdir ve ancak kişinin eylemleriyle, onun özgürlüğü sayesinde gerçekleşebilecek ahlaki davranışa yöneltirler insanı. Ahlak öğretimi, öğrenciye kendi yapabileceğini serbestçe geliştirme, kendisi olma imkânını sağlayan bir yöntem oluşturmak durumundadır. Ahlak eğitiminin değişmeyen amacı, terbiye edilmiş, emirlere eleştirmeden uyan ve onları uygulayan bir varlık oluşturmak değil; bağımsız, kendi varlığına/özgürlüğüne sahip çıkan insanın yetişmesini kılavuzlamak olmalıdır. (Bk. Pieper, 1999: 122, 126.) Hz. Peygamber’in zina etmek isteyen gençle diyalogu, bu konuda ilginç bir örnektir.
Bunları başarabilmesi için öğrencinin, tamamen aktif konumda, öğrenme eyleminin öznesi olması şarttır. Bu öğrencinin eleştirel bir yaklaşımla düşünmesi, sorgulaması, karşılaştırmalara girişmesi, mevcut bilgileri kullanarak yenilerini üretmesi, o bilgilerin varlık dünyasıyla ve hayatla, özelde kendi varoluşu ve hayatıyla bağını kurması, analizler yapıp sentezlere ulaşması, ürettiği bilgileri kullanarak sorun çözmeye çalışması gibi birçok zihinsel işlemler yapması gerekmektedir. Öğrencinin/bireyin fıtri anlam arayışı ihtiyacını bu tür işlemlerle tatmin ederek onun tecessüs, araştırma, olay ve olguları anlama yeteneklerini geliştirebilen din eğitimi, onun kendi dindarlığını oluşturup değişen şartlar karşısında güncelleyerek tutarlı Müslümanca bir hayat sürdürmesine katkıda bulunur.
Ezberi nihai amaç edinen (ezberci) zihniyetin hegemonyası altında yürütülen bir din eğitiminin, bunları gerçekleştiremeyeceği gayet açıktır. Bilgi karşısında nesneleş(tiril)miş olan bireyin, bütün bu işlemleri yapacak özne olması beklenemez. Öğretmenin/öğretim üyesinin, “Yaslan arkana beni dinle!” komutuyla edilgen konuma itilmiş, kendisine empoze edilen bilgi kalıplarını aynen ezberleyip istendiğinde onları olduğu gibi tekrarlamaya mahkûm edilmiş öğrenci, ahlak(ını) üretemez. Sırtta yük olarak taşınan ezber bilginin, kişinin hayatında tutum ve davranışlar olarak bir karşılığı olmayacaktır. (Bk. Aydın, 2011:171 vd.)
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak 2005 yılında Kur’an kursları ve Eğitim Merkezlerimizde uygulamaya konulan yeni din eğitimi paradigmamız (Bk. Aydın, 2011.), ezberci yaklaşımı ortadan kaldırıp anlamlı öğrenmeleri kılavuzlamayı, dolayısıyla ahlak üretme yeteneğini bireye kazandırmayı amaçlamaktadır. Personelin bu yeni din eğitimi anlayışını kavrayıp özümlemesi ve uygulamaya yansıtması, kolay olmayacak; ama bunu başarmaktan başka çare yoktur.

Kaynak
Aydın, Muhammet Şevki, Açık Toplumda Din Eğitimi/Yeni Paradigma İhtiyacı, Nobel Yayınları, 2011.
Pieper Annemarie, Etiğe Giriş, Çev. V. Atayman-G.Sezer, İstanbul 1999.