Makale

Bir gönül doktoru olarak din görevlisi

Bir gönül doktoru olarak din görevlisi

Bülent Acun
Müezzin-Kayyım / Niğde

Esasen her Müslüman dininin görevlisidir, gönüllüsüdür.
Din görevliliği kavramı, gelişen teknolojiye paralel olarak değişen dünyanın, insan hayatının akışını oldukça hızlandırmasının neticesi olan, her konuda branşlaşma realitesinin, literatürümüze armağan ettiği sıcak, sevimli ve sade bir kavramdır.
Din görevlisi, asr-ı saadetten günümüze bir ırmak gibi, gönülden gönüle çağlayıp gelen İslam tarihi boyunca, merkezinde bulunduğu İslam toplumlarının hep öznesi olagelmiştir.
Gün olmuş, devlet idare etmiş, halkına, Hz. Ebu Bekir (r.a.) olup şefkat ve merhamet, Hz. Ömer (r.a.) olup izzet ve adalet dağıtmış; gün olmuş, Sultan Alpaslan’ın yanında nizamülmülk, sultan Fatih’in yanında Akşemseddin, Osman Gazi’nin yanında, Şeyh Edebali olup onlara bilgelikleriyle kılavuzluk ederek zaferden zafere koşmuş; gün olmuş, “Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” diyerek, vatanına, bayrağına ve mukaddesatına kasteden iç ve dış düşmanlara karşı bir Sütçü İmam olup mihrapta olduğu gibi, cephede de en öne geçerek, kahraman askerlerimizle birlikte el ele, gönül gönüle vererek, onları geldikleri gibi geri püskürtmeyi bilmiştir.
İnsan için nasıl vücudunun bütün azaları önemli ve vazgeçilmez ise, toplum için de din görevliliğinin bütün kademeleri mühim ve vazgeçilmezdir.
Şayet hayatı bir okul olarak telakki edecek olursak, din görevlisi hayat okulunun kulluk öğretmenidir.
Din görevlisinin bulunduğu mekânda, kin ve nefrete, şiddet ve hiddete, haset ve fesada zerre kadar yer yoktur; bilakis onun bulunduğu mekânlarda sevgi vardır, saygı vardır, hürmet vardır, muhabbet vardır, hikmet vardır, marifet vardır, ülfet vardır, ünsiyet vardır.
Din görevlisi, etrafındaki herkese değer veren, bundan dolayı da çevresindeki herkesten saygı gören insandır. O gariplerle yoldaş, dertlilerle sırdaş, yoksullarla haldaş, cemaatiyle arkadaş ve hiç kimseyi ayırt etmeden bütün insanlarla kardeştir.
Din görevlisi, Allah ve Rasulünden aldığı ışığı cömertçe herkese saçan, kucak açan ve ufuk açan bir fazilet timsalidir.
Onun görev mahalli sadece camiler değildir; mademki din bütün hayatı kuşatmaktadır, öyleyse insanlarla hayatı bir bütün olarak paylaşma böylece de sevinçleri çoğaltıp, acıları azaltma noktasında din görevlisi davet edildiği ve bulunması gereken yere âdeta Hızır gibi yetişen bir huzur insanıdır.
Din görevlisinin yegâne gayesi, ezanda yolları, namazda kulları, hayırda elleri, duada dilleri ve nihayet camide gönülleri birleştirmektir; işte bu ulvi gayeyi gerçekleştirmek için o, elini, gönlünü, kapısını ve sofrasını herkese her daim açık tutar.
Din görevlisi, âdeta vefanın ete kemiğe bürünmüş hâlidir; bundan dolayı o Rabbine vefalıdır, peygamberine vefalıdır, tarihine, kültürüne, ecdadına ve milletine vefalıdır. O şu gerçeği çok iyi bilir ki; “vefası olmayanın sefası olmaz.”
Din görevlisi için zaman, sadece bugünden ibaret değildir; o engin ferasetiyle düne bakar, bugünü görür, emin adımlarla yarına yürür.
Zor günlerin adamıdır din görevlisi… Belki mihrapta cemaatinin önünde, minberde yükseğinde, müezzinlikte arkasındadır ancak o hep cemaatinin ve bütün insanların yanı başındadır.
Kan davalarının, töre cinayetlerinin, terörün, insan hakkı ihlallerinin, çevre kirliliğinin, cehaletin ataletin ve toplumsal barış ve huzuru tehdit eden her şeyin önüne geçmenin belki de en kestirme yolu, sosyal hayatta dinin ve din görevlisinin daha aktif ve etkin olmasından geçmektedir.
Yazının başından beri tadat etmeye çalıştığım erdem ve faziletlerin yegâne kaynağı Kur’an ve sünnettir.
Selam olsun camilerinin gülü ve yüce Kur’an’ın âdeta bülbülü mesabesindeki bütün din görevlilerine…