Makale

başyazı

b a ş y a z ı

PROF. DR. ALİ BARDAKOĞLU
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

Dinimizde belli vakitlerde ibadete teşvik edilmemiz, hızla akıp geçen ve geriye telâfisi mümkün olmayan zamanın önemini kavramımızda önemli bir paya sahiptir. Çünkü saat, gün, ay gibi zaman dilimleri kendi başlarına değil, bizim o dilim içinde yaptıklarımızla değerli ve anlamlı olurlar. İçinde bulunduğumuz ramazan ayı da böyledir ve bu ay ancak, bizim kendi fizik ve ruh dünyamız, bu günümüz ve yarınımız için elde edeceğimiz kazanımlarla değerli ve verimli hale gelir. Yani, bu alandaki din ödevlerimiz, zaman bilinci kazanmamızı sağlayan bir nevi uygulamalı eğitimdir.
Öte yandan, bu tür ibadetlerle mükellef oluşumuz, meselâ günün beş ayrı vaktinde kılınan namaz, on bir ayın akabinde gelen bir aylık oruç, yılda bir kez verilen zekât ve ömürde bir defa yapılan hac farizası bizi, arada kalan boşlukları da ibadet bilinciyle geçirmeye, yani bir başka açıdan artı bir zaman bilinci kazanmaya yöneltir.
İbadet bilinci, üzerinde Yüce Yaratıcı’nın gözetim ve sevgisini hissetmenin kişiye kazandırdığı sürekli bir davranış ahlâkı, içtenlik ve tutarlılıktır. Bu aşamada artık sözde, gösterişçi veya belli ibadet şekillerine odaklanmış bir dindarlıktan öte derinlik kazanmış ve durulmuş, kapsamlı ve etkili bir dindarlık sözkonusudur. Nitekim Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de "Namazın kişiyi kötülük ve çirkinliklerden koruyacağı" belirtildikten sonra, "Allah’ı hatırda tutmanın daha önemli olduğu" belirtilir. Öyledir de.
Namaz kılarken ve namazı kıldıktan sonra ikinci namaza kadar ki geçen sürede Allah’ı hatırda tutmak demek, öncelikle ibadetin kim için ve ne amaçla yapıldığının farkında olmak demektir. İkinci olarak da ibadetler arasında kalan zaman dilimlerini ibadet esnasında daha yakından hissettiğimiz sorumluluk duygusuyla ve davranış ahlâkıyla süsleyebilmek demektir. Namazı tamamladıktan sonra insanlarla ilişkilerine, ticaretine, meslek ve sanatına ve günlük yaşantısına dönen kimsenin sanki Yüce Yaratıcı’nın huzurundan ve gözetiminden ayrılmış gibi sorumsuzca davranması, hakka hukuka riayet etmemesi ne derece doğru olur? Aynı durum oruç içinde geçerlidir. Meselâ oruç tutarken kötü söz söyleyen, yalan konuşan, insanları inciten kimsenin tam bir ibadet bilincinden söz edebilir miyiz?
Dinimizde ibadetleri sadece ahiretimiz için biriktirdiğimiz kişisel azıklarımız olarak görmek yetersizdir. Belki de onların asıl anlam ve değeri dünyadadır ve onları dünyada bizi ve etrafımızdaki insanları aydınlatan kandiller, topluma iyi insan kazandıran öğretmenler, zamanı iyi kullanmamızı öğreten rehberler olarak da görmemiz gerekir.