Makale

DERYALARIN PİRİ HARİTACILARIN REİSİ

DERYALARIN PİRİ
HARİTACILARIN REİSİ
Piri Reis

Musa Tektaş

İnsanoğlu çok eskiden beri uzak ve yakın, başka yerlere gitmek için deniz seyahatleri düzenlemiştir. Cemi işletmeciliği iş ve sanat kolu olarak "denizcilik" tabiri içinde zikredilmektedir. Tarihî kayıtlara göre ilk gemiyi yapan Hz. Nuh (a.s)’dur. Daha sonra Mısırlılar, Fenikeliler ve Kartacalılar açık denizlere açılmışlardır.
Eski gemiciler yıldızlara ve gök cisimlerine bakarak yön tayini yaparlardı. Açık denizlerde karayı bulmak için ise, yanlarındaki kuşları bırakarak onların gittiği yöne doğru gitmek suretiyle karaya ulaşırlardı. 13. yy. da pusulanın bulunması ile denizcilikte büyük ilerleme kaydedildi ve 16. asırdan sonra yüksek gemiler inşa edildi.
Türklerde denizcilik Selçukîler zamanında başladı. Gemlik ve civarında ilk tersane çalışmaları BizanslIlar tarafından sabote edilince, Selçuklu devleti İzmir’i fethederek burada ilk donanmayı, Alanya’nın fethi ile de ilk tersaneyi kurdu. Osmanlılar zamanında denizcilik alanında büyük ilerlemeler olmuştur. Yıldırım Bayezid Han zamanında Ege hakimiyeti ve Akdenize açılma fırsatı bulan ecdadımız, İstanbul’un fethi sonrasında hutbelerinde "Hakimü’l-Bah- reyn ve Sultanu’l-Berreyn" (Denizlerin hakimi, karaların sultanı) ibaresini kullanmışlardır. 1071’de Malazgirt kapısından giren Türkler, üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu’nun hakimiyetini ellerine alırken, karaların ve denizlerin de hakimiyetine erişmişlerdir.
Türkiye’nin jeopolitik yapısı
Ülkemizin yeri bir harita üzerinde incelenecek olursa görülür ki, Türkiye (Eski Dünya) adı verilen büyük kara kütlesinin hemen hemen ortasında ve kuzey yarım kürede, Ekvatorla Kuzey Kutbu arasında, Ekvatora biraz daha yakın bir yerde bulunur. Türkiye topraklan doğu-batı doğrultusunda uzanan bir dikdörtgene benzer. Türkiye’nin Asya kıtası üzerindeki topraklarına (Anadolu) yahut (Küçük Asya) denir. Anadolu, kuzeyden Karadeniz, kuzeybatıdan Marmara, batıdan Ege Denizi, güneyden Akdeniz’le çevrili büyük bir yarımadadır. Balkan yarımadasının güneydoğu ucu Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki topraklarını oluşturur. Buraya çok eski çağlardan beri Trakya adı verilmiştir. Trakya, kuzeyden Karadeniz, güneyden Marmara, güneybatıdan Ege Denizi ile çevrilidir. Türk Boğazları da denilen Çanakkale ve İstanbul Boğazları, Türkiye’nin Asya ve Avrupa topraklarını birbirinden ayırır.
Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birleştiren, Avrupa’dan Iran ve Orta doğuya giden karayollarının, Akdeniz’le Karadeniz’i birleştiren deniz yollarının üzerinde bulunması ve doğu illerinin Kafkasya’ya kadar sokulmuş olması nedeniyle, jeopolitik ve stratejik önemi olan bir konuma sahiptir. Bu nedenledir ki, Anadolu ve Trakya yüzyıllar boyu kuzeyden, batıdan, doğudan ve güneyden gelen istilalara uğramış, Anadolu’da kurulan güçlü devletler de daima çevreye taşarak daha güvenceli ve daha geniş sınırlara ulaşmak istemişlerdir. Ve asırlardır milletimizin güçlü bir şekilde düşmanlarına karşı savaşabilmesi ve haklarımızı koruyabilmesi için Kara Kuvvetleri’nin yanında Deniz Kuvvetleri ve ona bağlı donanmalar ihdas edilmiştir.
Osmanlı Bahriyesi’nin Sertacı; Kaptan Paşa, Kaptan-ı Derya ve Reislik
Kaptan Paşa veya Kaptan-ı Derya Osmanlı Bahriyesi’nin en büyük amiri ve donanmanın baş kumandanıdır. Kaptanlık eskiden Gelibolu Sancakbeyi olana verilirdi. Bazı vezir-i azam, vezir ve beğlerbeğiler menkuben kaptan paşalığa tayin edilmişlerdi. Kaptan paşanın elinde hakimiyet alameti olarak sedefkâri asası olup tersanede onunla gezerdi. Bahrî işlere müteallik olup Di- van-ı Hümayun’a gelmiş olan davalar kendisine havale olunurdu.
Osmanlı donanmasında kalyonların ön safa geçmesine kadar bizzat hükümet tarafından yaptırılan gemileri kullanan kaptanlara hassa reisi ve kaptan denilip, kaptan paşa sancaklarının sancakbeğleri tarafından haslarına göre temin edilen gemilere de bey gemileri denirdi. 1682 senesinden itibaren donanmanın kaptan paşadan sonra gelen büyük amirallerine sırasıyla kapu- dane, patrona ve riyale isimleri verilip diğer kalyon ve saire süvarileri kaptan diye anılmışlardı. Reis denilen eski kaptanlardan Kemal Reis, Piri Reis, Murad Reis, Şeydi Ali Reis, Turgut Reis, Salih Reis gibi meşhur denizcilerimize on altıncı asırda kaptan de- nilmeyip reis denilmiş, daha sonra kaptan tabiri taammüm etmiştir. Osmanlı Bahriyesi’nde isminden en çok bahsedilen denizcilerden biri de 1547’de Mısır Kaptanlığı’na getirilen Piri Re- is’tir.
Piri Reis’in hayatı ve eserleri
Dünyaca ünlü Türk denizci ve deniz haritacısıdır. Adı Ahmet Muhiddin’dir. Gelibolu’da doğmuş, Hacı Mehmet adlı bir zatın oğlu ve Türk denizcisi Kemal Reis’in yeğenidir. Gençliğinde denizciliğe büyük ilgi göstermiş, amcası Kemal Reis’in yanında denizlere açılmıştır. Venedik savaşında gemi komutanı olarak bulundu. Amcasının ölümü üzerine Barbaros kardeşlerin yanında bulunarak Osmanlı Devleti’ne faydalı olmaya çalışmıştır.
1517 de Yavuz’un Memluk seferinde Osmanlı donanmasına katıldı. Ünlü haritasını da Yavuz’a bu sırada sundu. Bu sırada ünlü eseri Kitab-ı Bahriye üzerinde çalıştı. Kanuni tahta geçince eserini ona sundu ve ikinci haritasını çizdi (1528).
Piri Reis, 1547’de Mısır kaptanlığına getirildi. 31 pare gemisi ile Aden’i Portekizlilerden geri aldı ve Maskat’ı zaptetti. Basra körfezinde bulunduğu sırada kuvvetli bir Portekiz donanmasının geldiğini haber aldı ve körfezde sıkışmamak için 3 gemi ile oradan uzaklaştı. Dönüşte gemilerden biri battı ancak 2 si dönebildi. 29 gemi için hakkında idama karar verildi. Mısır’da boynu vurularak idam edildi. Mezarı Kahire’de bulunmaktadır.
Şer’i ilimlerde de söz sahibi olan Piri Reis’in Vikâye tercümesi, harf inkılâbından önce Deniz Harp Okulu Müzesi’nde iken daha sonra bulunamamıştır. Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye adlı eserinin değişik kütüphanelerde dört nüshası bulunmaktadır. Ki- tab-ı Bahriye adlı ünlü eseri onun asıl şöhretini ve isminin duyulmasını sağlamıştır. Ayrıca Piri Reis’in dünya haritası günümüze kadar gelen eserlerindendir.
a- Kitab-ı Bahriye
En önemli coğrafya eserlerinden kabul edilen "Kitab-ı Bahriye" Türk haritacılığının kurucusu Piri Reis tarafından 1521 tarihinde hazırlanmıştır. 19. yüzyıla kadar Batı ülkelerinde Akdeniz’i bu denli ayrıntılı olarak anlatan bir kılavuz kitaba rastlan- mamaktadır. Kitab-ı Bahriye, Ege ve bütün Akdeniz’de sefer yapan kaptanlar için eşsiz bir yol göstericiydi. 1480’li yıllarda amcası Kemal Reis’in yanında bütün Akdeniz’i kıyı bucak dolaşan Piri Reis, Osmanlı Devleti’nin en önemli üssü olan Gelibolu Tersane Kethüdalığı yaptığı sırada hazırladığı kitabına 25 yıllık gözlem ve deneyimini yazdı.
Piri Reis, Kanuni Sultan Süleyman’la birlikte yaptıkları Mısır seferinin dönüşünde Kitab-ı Bahriye’yi gözden geçirip, daha çok dünya coğrafyası ve coğrafî terimlerin açıklandığı manzum giriş bölümünü ekledi ve haritaları çoğalttı. Kitabın giriş bölümünde, kitabın yazılış amacı, deniz bilimlerinin gemicilere gerekliliği, fırtına, rüzgar isimleri, pusulanın tanıtımı, haritanın tanıtımı, harita üzerindeki işaretlerin anlamı, denizlerin adları ve özellikleri, Portekizlilerin Hint Denizi’ne yerleşmeleri, Afrika kıyıları, Çin Denizi, Hint Denizi, Atlantik ve Amerika kıtasının keşfi konularını içermektedir. Kitabın ikinci bölümünde Çanakkale Boğazı ile Sultaniye ve Kilitbahir kalelerinin anlatımı, Ege Denizi adaları ve kıyıları ile Avrupa kıyıları ve adalar hakkında bilgiler vermektedir. Piri Reis, bu ada ve kıyıların su derinlikleri, gemilerin demirleyebilecekleri yerler, kıyı bitki örtüsü, içme suyu, gemi inşaat olanakları yanında; insanlar, dinler, politik güçler ve ticarî durum hakkında da bilgi vermektedir. Piri Reis anlatımının yanı sıra her liman ve kıyının büyük ölçekli portolan haritası ile bilgilerini pekiştirmiştir. 1521 ve 1525 yılındaki kitabın orijinallerinden kopya edilen bazı yazmalar, dünyanın önemli kütüphanelerinde ve İstanbul’daki müze ve devlet kütüphanelerinde yer almaktadır. Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra, Topkapı Sarayı, Atatürk’ün emirleriyle müze olarak düzenleniyordu. Beş yüzyıl boyunca Osmanlı padişahlarının ve yakınlarının oturduğu sarayda yüz binlerce eşya ve belge bulunmakta idi. Düzenleme sırasında 9 Ekim 1929 günü bir müze uzmanı, yüzyıllardır el sürülmeyen belgeler arasından ceylan derisi üzerine çizilmiş iki harita buldu. Haritalar eskimiş, kenarları çürümüş bir halde idi. Haritalar müze müdürü Halil Eldem Beye getirildi. Harita, Batı Avrupa ve Afrika ile Doğu Amerika sahillerini gösteriyordu. Yapılan incelemelerden sonra haritanın 1513 yılında Piri Reis tarafından çizildiği anlaşılmıştı. Bu büyük bulgu Atatürk’e bildirildi ve hemen Ankara’ya getirilmesini istedi. Halil Eldem haritaları alarak Ankara’ya geldi. Atatürk haritaları inceledikten ve uzmanlardan gerekli bilgileri aldıktan sonra, ilgili kişilere haritaların bilimsel bir araştırmayla yayımlanmasını ve dünyaya tanıtılmasını emretti. Bir süre sonra Türk Tarih Kurumu tarafından Türkçe ve yabancı dillere çevrilerek yayınlanmış ve büyük bir yankı uyandırmıştır.
b-Birinci Dünya Haritası (1513)
1929 yılında Topkapı Sarayında bulunan, 90/60 cm. büyüklüğündeki haritadır. Güneybatı Avrupa, Kuzeybatı Afrika, Güneydoğu ve Amerika kıyılarını gösteren bu harita üzerindeki nottan öğrenildiğine göre, Piri Reis’in 151 3 yılında Gelibolu’da çizip, 1517’de Mısır’da Sultan Selim’e (1512-1520) sunduğu, büyük çapta hazırlanmış dünya haritasının bir parçasıdır. Atlas okyanusu ve kıyılarını konu alan bu harita, dünya ilim âlemi ve denizciliği tarafından takdirle karşılanmaktadır. 16. yy’da çizilen bu haritanın doğruluğu bilim adamlarını şaşırtmakta ve ancak urûc (göğe yükselme) ile çizilebileceğini vurgulamaktadırlar. Haritanın, Atlas okyanusu üzerinde uçak ile yükselerek bakıldığında, tabiat yapısına aynen uygun olduğu görülmektedir.
Tam bir bilim adamı anlayışıyla eserlerini ortaya koyan Reis, kaynaklarını açıklayarak, istifade ettiği haritaları da belirtiyor. Yararlandığı 34 haritadan 20’si hakkında bilgi yoktur. 8 tanesi Müslüman coğrafyacıların Caferiye dedikleri haritalardır. 4’ü Portekizlilerin çizdiği yeni haritalardır. 1 ’i de Colmbus’un haritasıdır.
c- İkinci Dünya Haritası (1528)
Piri Reis 1528’de, yani birinci haritasının yapımından 15 yıl sonra, yine Gelibolu’da, ikinci Dünya Haritasını çizmiştir. Bugün elimizde, imzasını taşıyan, 68/69 cm.lik bir parçası bulunmaktadır. Bu parçada Atlas okyanusunun kuzeyi, Kuzey ve Orta Amerika’nın o sıralarda keşfedilmiş kıyıları yer almaktadır. Bu haritada kıyılar birinciye göre çok daha başarılı olarak çizilmiş, boş bırakılan yerler doldurulmuş, yine de bilinmeyen yerler boş bırakılmıştır. Bu bize Piri Reisin bilimsel zihniyete sahip olduğu ve keşifleri zamanında ve adım adım izlemiş olduğunu göstermektedir. Bu harita 8 renkle çizilmiş ve önceki haritada yer alan küçük hatalar tamamen giderilmiştir.
Piri Reis’in Dünya Haritası, bilim tarihi açısından çok önemlidir. Çünkü Piri Reis haritasını küresel biçimde yapmıştır. Sanki bugün okullarda kullandığımız bir yeryüzü küresini görmüş de, düz bir alana yaymış gibi çizmiştir.
Dünya padişahının cennet gibi olan devlet şehrine ve onun saadet kapısına dünyanın en kâmil adamları olan kişileri, çeşitli fenlere âit hediyeler getirmişlerdir ki,, devletli padişahın lütuf ve himmetleriyle onlar isimlerini dünyaya ebedi kılmışlardır, işte bunlardan biri olan Piri Reis’in eserleri, dünyanın çeşitli dillerine de çevrilerek basılmış, onun şöhreti Türkiye sınırlarını çoktan aşmıştır. Türk denizcileri arasında Piri Reis, başarılı bir kaptan olduğu kadar, ileri görüşlü bir bilim adamı, bir coğrafyacı olarak yer almaktadır.