Makale

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE Beslenme

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE
Beslenme

İlkay Erdem
Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi

Çocukluk ve bebeklik çağı, beslenme özellikleri bakımından insan hayatının en hassas dönemini oluşturur. Bu dönemde ortaya çıkan beslenme yanlışları ve yetersizlikleri, bir kısım büyüme ve gelişme bozukluklarına yol açmakta ve bireylerin ileriki yaşlarında pek çok sağlık sorunuyla karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Söz gelişi osteoporoz (kemik güçsüzlüğü), obesite (ileri derecede şişmanlık), hipertansiyon, besin alerjisi ve atheroskle- roz (damar sertliği) gibi yetişkinlikte ortaya çıkan bazı kronik hastalıkların, büyük ölçüde çocukluktaki beslenme düzeniyle ilişkisi olduğunu gösteren bilimsel araştırmalar mevcuttur.
Çocukların beslenmesi yetişkinlerin beslenmesinden en az üç yönden farklıdır. İlk olarak, çocuklar hızla büyüyüp serpildikleri için enerji ihtiyaçları yetişkinlerden çok daha fazladır. İkinci olarak, çocukların vücut dokuları sürekli bir oluşma faaliyeti içindedir; dolayısıyla yetişkinlerden daha fazla protein, mineral ve vitamine ihtiyaçları vardır. Son olarak sindirim sisteminin özellikleri ve kendi kendilerine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı oluşu, çocukların diyetlerinde belirli besinlerinin bulunmasını ve bunların belirli şekillerde hazırlanmasını gerektirir. Bu nedenle çocukların dengeli ve sağlıklı beslenmelerinde en büyük görev, anne-babalara veya çocukla birinci dereceden ilgilenen diğer kimselere düşer.
Çocukluk dönemindeki beslenme yaşa ve bazı özel durumlara göre farklılıklar gösterir. Bu dönemdeki beslenmeyi genel hatlarıyla; süt çocukluğunda beslenme, 15 yaş arası çocuğun beslenmesi, okul çağı çocuğunun beslenmesi ve hasta çocukların beslenmesi olmak üzere dört ayrı grupta inceleyebiliriz.
Süt çocukluğu dönemindeki beslenme, aslında anne karnında başlar. Bebek besinini anneden alır. Bebeklerin sağlıklı bir şekilde doğması annenin yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmesi ile mümkündür. Hamilelikte artan enerji ve protein ihtiyacının karşılanamaması sonucu, annede ağırlık (kilo) alımında düşüklük, kansızlık, diş çürükleri, kemik sorunları, ödem ve yüksek tansiyon görülebilir. Bu nedenle hem anne hem de bebeğin sağlıklı olması için hamilelerin artan enerji, protein ve vitamin ihtiyaçlarını karşılayacak ek besin almaları gerekmektedir. Emziren bir annenin de kendi fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak, vücuttaki besin yedeğini dengede tutarak salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin öğelerini alması gerekmektedir. Annenin salgıladığı süt, aldığı besinlerin bir ürünüdür.
Bebek doğar doğmaz ilk bir saat içinde anne göğsüne koyularak emzirilmeleri sağlanmalıdır. Annenin bu ilk sütüne kolostrum (ağız) denir ve bu süt bebeği hastalıklardan korur. Bebek için anne sütü, hayvansal sütlerle ve hazır bebek mamalarıyla kıyaslanamayacak derecede önemli ve faydalıdır. Anne sütü, bebeğin sindirim sistemine ve vücut ihtiyaçlarına en uygun besindir. Bebeğin fiziksel, zihinsel ve manevi büyümesinde ve gelişmesinde emzirmenin yerini tutabilecek başka bir beslenme yöntemi yoktur. Gerçek bir engel olmadığı sürece bebek mutlaka, en azından ilk dört ay emzirilmelidir.
Dünya Sağlık Örgütü bebeklerin doğumdan itibaren ilk 4-6 ay, başka ek gıda ve su verilmeden sadece anne sütü almalarını önermektedir. Bu aylarda bebeklere anne sütüyle birlikte başka besinlerin de verilmesi, bebeklerin anne sütünden yeterince faydalanmalarını engellemekte, sık sık hastalık geçirmelerine neden olmakta ve anne sütünün erken kesilmesine yol açmaktadır. Anne sütüne iki yaşına kadar devam edilmesi önerilirken, ülkemizde ortalama emzirme süresi bir yıldır. İnek sütü, demir içeriğinin yeterli olmaması, içerdiği demirden düşük oranlarda yararlanılması, sindirim organlarını tahriş edebilmesi ve alerjiye yol açan proteinler içermesi nedeni ile mecbur kalmadıkça bir yaşından küçük çocuklara verilmemeli; verilmek durumunda kalınırsa sulandırma ve diğer yöntemlerle yoğunluğundan kaynaklanan olumsuz özellikleri azaltılmaya çalışılmalıdır.
Altı aydan sonra tek başına anne sütü bebeğin sağlıklı gelişimi için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle çocuğa anne sütüne devam edilerek dördüncü ayda su, dört ilâ altıncı aylar arasında ek gıdalar verilmeye başlanmalıdır. Altı aydan sonra bebek ek besinlere, kaşık ve bardağa alıştırılmalıdır. Başını dik tutabilen, oturabilen, el ve göz uyumu gelişen, oyuncaklarını ağzına götüren, kaşıktan yiyecekleri alabilen, ağzını açabilme, yutma ve çiğneme yetenekleri gelişen bebeklere ek besine başlanabilir.
Ek besinlere başlanma döneminde çocuğun tuz ihtiyacı yoktur ve tuzsuz besinleri kolayca alabilir. Bu nedenle ilk bir yıl içinde bebeğin yiyeceklerine tuz katılmaması önerilir. Bu dönemde tuzlu besin alan çocukların hayatlarının ileri dönemlerinde de aşırı miktarda tuzlu besin tükettikleri tespit edilmiştir. Ailesinde alerji geçmişi bulunan bebeklerde, emzirme döneminde annenin diyetinden alerji yapan besinler çıkartılmalı ve çocuğa da bu besinler geç başlatılmalıdır. Altı aydan sonra çocuğun bazı besinleri mutlaka alması sağlanmalıdır. Bu besinlerin başında süt ürünleri ve yoğurt gelir. Ayrıca evde pişen yemekler çocuğun yiyebileceği şekilde baharatsız pişirilmelidir.
Ek besinlere geçiş döneminde bebeğe, kansızlığa (anemi) yol açmayacak şekilde uygun ek besinler verilmelidir. Süt çocukluğu döneminde görülen ve üç aydan uzun süren kansızlığın, tedavi edilse bile okul çocuğunun başarısını etkilediği gözlemlenmiştir. Bu nedenle dördüncü aydan itibaren demir desteği önerilmektedir. Yine çocukların sabah saat 11:00 veya akşam saat 16:00’da bir saat güneşe çıkarılmaları gerekmektedir. Yeterli D vitamini almayan ve güneşe çıkmayan çocuklarda raşitizm görülebilmektedir.
1-5 yaş arası çocukların beslenmesi, onların dengeli bir beslenme düzenine alıştırmasıyla sorunsuz hale gelir. Bu dönemde çocuğun düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanmasında ailenin tutumu çok önemlidir.
İki yaşındaki çocuk genellikle üç öğün yemek yemelidir. Yemek aralarında, özellikle ikindi civarında çocuğa süt, meyve ya da meyve suyu verilebilir. Fakat yemek aralarında çocuğun şekerleme, pasta, bisküvi ve kurabiye ile beslenmesi önerilmez. Çünkü bu besinler, hem normal öğünlerin geçiştirilmesine, dolayısıyla düzensiz beslenmeye hem de dişlerde çürüğe yol açabilir.
Bu yaş çocuğunun beslenme konusunda yaşaması muhtemel sorunlardan birisi iştahsızlıktır. Fakat iştahsızlıkla çocuğun fazla yemek istemeyişi birbirine karıştırılmamalıdır. Çocuğun yeterli beslenip beslenemediği, büyüme ve gelişme durumundan anlaşılabilir. Bu nedenle normal büyüyen bir çocuğun yediklerini yeterli görmeyip, başka çocuklarınki ile kıyaslamak ve az yedi diye onu yemeye zorlamak doğru değildir. Çünkü her çocuğun besinleri vücutta kullanma hızı (metabolizma hızı) farklıdır. Çocuğun bu çağda. Özellikle ikinci yaşta yemek yememesinin bir nedeni de daha önce çeşitli besinlere alıştırılmamış oluşudur. Zamanında ek besinlere başlanılmamış bir çocuğun iki yaşındaki beslenmesinde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumda çocuklar, gerekli besinlere yavaş yavaş alıştırılmalıdır.
Çocuk süt içmek istemezse aynı miktarda yoğurt, sütten muhallebi veya sütlaç ile kalsiyum ihtiyacı karşılanmaya çalışılmalıdır. Bunlar bulunmadığı zaman peynir ve çökelek de çocuğa verilebilir.
Yine çocuğun öğünlerinde kızartılmış yemeklere yer verilmemeli, yemekler mümkünse suda, ızgarada veya fırında pişirilmelidir. Çocuğun alması gereken besinleri süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek, onların istemedikleri besinlere karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan besinleri almasıdır.
Okul çağı çocuklarının beslenmesinde en çok dikkat edilmesi gereken husus, bu çocukların ihtiyaç duydukları besin miktarının harcadıkları enerjiye ve gerçekleştirdikleri fiziksel aktivitelere göre değişmesidir. Okul öncesi çağda çocuğun yeme alışkanlıkları, ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından belirlenmektedir. Bununla birlikte, çocuğun okulda beslenme konusunda kontrolsüz olması ve anne-babanın çalışması, çocuğun hatalı beslenme alışkanlığı edinmesini kolaylaştırır. Bu çağda çocukların okuldan çıkarken çevrede bulunan satıcılardan satın aldıkları yiyeceklerin bazı sağlık ölçütlerinden yoksun oluşu bir beslenme sorunudur.
Okul çağı çocukları, okula gidiş geliş saatleri iyi ayarlanamadığı için özellikle sabah kahvaltısını düzenli yapamayabilirler. Çocukların sabahleyin hiçbir şey yemeden ya da sadece simitle okula gitmeleri hem sağlıklarını hem de okul başarılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle sabah kalkış ve okula gidiş saatleri iyi planlanarak çocuğun kahvaltıyı ihmal etmesinin önüne geçilmelidir. Yine çocuk okulda uzun süre kalabilir, bu durumda çocuklara, besin değeri yüksek, ısıtılmayı ya da özel hazırlanmayı gerektirmeyen ara kahvaltılıklar verilmelidir. Öğle öğününü okulda geçiren çocukların ara kahvaltılıkları, öğlen yemeğinin yerini tutacak miktarda artırılarak verilmelidir.
Okul çağı çocuğunun beslenme alışkanlıkları diş sağlığını da etkiler. Süt ve süt ürünlerinin yeterli miktarda tüketilmesi diş çürüklerini önlerken; şeker, çikolata, kurabiye, bisküvi gibi karbonhidratlı besinler diş çürümelerini kolaylaştırırlar. Yine gazoz ve asitli içecekler, boş enerji kaynağı olup diş çürümelerine yol açabilirler. Çocuklar, çürüklerden korunmak için süt, ayran ve taze meyveler gibi hem besin değeri yüksek hem de diş sağlığını koruyan ürünlere yönlendirilmelidirler.
Hastalık sırasında beslenmeye gelince, burada daha çok bulaşıcı hastalıklar (enfeksiyonlar) üzerinde durmak istiyoruz. Bulaşıcı hastalıklar çocukların beslenme durumunu bozar. Hastalık sırasında çocuğun iştahsız olması nedeni ile besin maddelerinin alımı azalmaktadır. Fakat hastalık nedeni ile de mikroplara karşı koymak için hücreler daha çok çalışmak ve enerji harcamak durumundadırlar. Dolayısıyla çocuğun besin ihtiyacı, özellikle enerji, protein, A ve C vitamini ihtiyacı hastalık sırasında artmaktadır.
Hasta çocuk sık sık ve azar azar beslenmelidir. Hastanın yemekleri sulu ve yumuşak besinlerden seçilmelidir. Özellikle taze sıkılmış meyve suları hem C vitamini hem de sıvı ihtiyacını karşılar. Meyve sularının içine şeker eklenirse enerji ihtiyacı da karşılanmış olur. Yine süt ve yoğurt, kolay alınması ve besleyici değerinin yüksekliği dolayısıyla hastalık sırasında tercih edilmelidir. Özellikle sindirim sistemi enfeksiyonlarında besin ve su ile birlikte tuz kaybı da olabilir. Bu durumda yoğurt ve ayrana tuz eklenebilir. Yemekler fazla posalı ya da yağlı olmamalıdır. Hastalık iyileştikten sonra çocuğa hastalık süresi kadar süreyle bir ek öğün verilmelidir.
Hastalıklardan korunma tedaviden daha kolaydır. Bu nedenle çocukların aşılarının tam yapılması, sağlıklı içme ve kullanma suyu temini, yeterli ve dengeli beslenme gereklidir. Sağlıklı içme ve kullanma suyu temini mümkün değilse, sular kaynatılarak ya da klorlanarak kullanılmalıdır.