Makale

Milli Mirasımız Katı' Sanatı

Millî Mirasımız Katı’ Sanatı

Emel Nurhan Ogan
Katı’ Sanatçısı

Eski biçim ve gelenekler kalıcıdır ve her toplumun yaşadığı coğrafyaya göre çeşitlilik gösterirler. İslam öncesi ve İslam sonrası Türk sanatı çok geniş ve kapsamlıdır. Geleneksel sanatlarımız sanat yolculuğunda önemli unsurlardır. Zengin kültürümüzden yüzyıllarca beslenip gelişmişlerdir. Türkler, geleneksel sanatlardan, minyatür, katı’, tezhip, hat, cilt, ebru dallarında olağanüstü eserler ortaya koymuşlardır. Birçok el yazması eser katı’, minyatür, tezhip ve hat ile süslenmiştir.
Katı’ Türklerin kâğıt oyma sanatıdır. XIV. ile XVII. yy.lar arasında altın devrini yaşamış, geleneksel sanatlarımızın çok önemli dallarından birisidir. Yüzyıllarca halk ve saray sanatında seçkin örnekler vermiş olan bir türdür. Zengin bir desen dünyası ve çeşitli uygulama alanları vardır. Bugün sergilendikleri müzelerde büyük bir ilgi ve hayranlıkla izlenilen eserler, katı’ sanatının ne kadar önemli ve zor bir dal olduğunu anlatmaktadır. Yazma eserlerin, sanat değerini arttıran katı’ sanatı, cilt içinde, yüksek maliyeti nedeniyle sık yer alamamıştır. Bu eserler daha çok saray ve zengin kişilerin kütüphanelerinde yer almışlardır.
Katı’ uygun desen, motif veya yazı örneğinin uygun, ince kâğıt veya deriden, bir keski yardımı ile ustalıkla oyulup, çıkan parçanın veya içi oyulmuş parçanın yine ustalıkla başka bir zemine yapıştırılması sanatıdır. Bazı desenler oyulduğu zaman, oyulan kısım kompozisyon bütünlüğünü kaybetmeden, parçalanmadan çıkarılırsa, aynı anda pozitif ve negatif iki desen elde edilmektedir. Oymaların yapıştırıldığı zeminler paspartu, cam, deri veya kâğıttır. İşçilik çok ince ve temiz olmalıdır. Yapıştırılması da bir o kadar ustalıkla yapılmalıdır.
Bu sanatta geçen kelimelerin kök ve türevleri şöyledir:
Kat: Kesme, kesilme
Katı’: Kat’ eden, kesen, durduran
Katı-a: 1- Katı’ desenin negatifi (dişisi).
2- Çok ustaca oyulmuş, kâğıt veya deri.
Katta’: Kâğıt veya deriden ince oymalar yapan sanatkâr, kat’ eden.
Mukatta: Kâğıt veya deriden oyulmuş desen.
Mukatta Yazı: Eskiden hattatların, kâğıdı oyarak oluşturdukları yazılar.
El yazması kitapların iç ve dış kapaklarında kullanılan deri oymalara “fligree” denilmektedir. Kâğıt oyma sanatının Fransızca karşılığı, bazı kaynaklarda, ”decoupage” veya “l’art de la silhouette” olarak geçmektedir. İngilizce karşılığı “silhouette cutting”, “papercut” veya “paperfiligree” dir. Almancası “silhouettenkunst” veya “scherenschitt” olarak bazı kaynaklarda yer almaktadır.
Aşık Çelebi (XVII. yy.) kâğıt oyma sanatını, Farsçada efşan kelimesi ile ifade etmiştir. Bu sanatı icra eden sanatçıları ise efşancı (oymacı) veya efşanbür diye adlandırmıştır. Aşık Çelebi, dönemin en büyük üstadının Efşancı Mehmet olduğunu belirtmiştir. Sarayda önemli görevlerde bulunan Efşancı Mehmet’in katı’a levhalarla, sultandan ve devlet büyüklerinden ödüller aldığını söylemiştir. 1534 de vefat eden Efşancı Mehmet’in günümüze ulaşmış eseri bilinmemekle beraber, onun tarzını yansıttığı için, Efşancı Mehmet’e ait olduğu düşünülen “Bahçe Levhası” İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan bir albümde yer almaktadır.
Orta Çağ’dan itibaren sanatçıların, yazarların, tasvir sanatçılarının, çini, taş ve ahşap oymacılarının, kendi iradeleri veya yöneticilerinin istekleri ile göç ettikleri bilinir. Bu sanatçılar gittikleri coğrafyadaki sanatsever ve yöneticiler için çalışmış, eserler üretmişlerdir. Bu göçler sanat akımlarının yayılmasına sebep olmuştur. Kitap sanatlarında, Şiraz, Tebriz, Herat, Osmanlı gibi komşu coğrafyaların saray atölyelerinde çalışılmış, katı’ sanatı da bu süreçte gelişmiş, Kur’anların ve el yazması eserlerin kaplarında en güzel örneklerini vermiştir.
Katı’ sanatının ilk örnekleri yaklaşık 700 yıl öncesine dayanmaktadır. İlk eserler XIV. yy. da Afganistan Herat’da görülmüştür. İslam Sanatında ilk olarak el yazması eserlerin, deri ciltlerinin oyulması sureti ile meydana getirilen kitap kaplarında görülmüştür. Deri cilt kapağı oyma sanatı, daha sonra gelişerek XV. yy.da yerini kâğıt oyma sanatına bırakmıştır. Gelibolulu Mustafa Ali’nin, 1586’da yazdığı, minyatür, katı’, hat, cilt sanatlarından ve bunları uygulayan sanatçılardan bahsettiği, “Menakıb-ı Hünerveran” adlı eserde, kâğıt oyma sanatının en usta sanatçısının Abdullah Kaat olduğu belirtilmektedir. Abdullah Kaat, Afganistan Herat’ta yaşamıştır. İlk dönem sanatçıları arasında, Abdullah Kaat’ın oğlu olan Şeyh Muhammed Dost Kaat ve onun öğrencisi Seng-i Âli Bedahşi, hattat Mir Ali’nin oğlu Mevlana Muhammed Bâkır bulunmaktadır.
XVI. yy. başları katı’ zanaatının Osmanlıda görülmeye başlandığı yıllardır. İlk ve en önemli sanatçılardan biri olan Efşancı Mehmet, Sultan II. Beyazıt, Sultan I. Selim, Kanuni Sultan Süleyman devirlerine tanıklık etmiştir. XVI. yy.da katı’ sanatında çok önemli eserler verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde katı’, tezhip sanatından sonra gelen güçlü bir sanat dalı olmuştur. Osmanlı sanatına ilgi gösteren, Batılı gezginler kanalı ile XVII. yy.da katı’ sanatı Batı ülkelerine girmiş ve oldukça ilgi görmüştür. Bu gezginlerin çarşı ressamlarına sipariş verip, ülkelerine götürdükleri albümler batının en ünlü müzelerinde yer almaktadır. Avrupalılar katı’ sanatına çok önem vermişler, dişi oyma kalıplar ile çalışmalar yapışlardır. Bir süre sonra da, kendi motifleri ile silhouette “gölge” adını verdikleri sanatı geliştirmişlerdir.
Katı’ sanatında işlenmiş konular kültürümüzün bir yansımasıdır. Türkler için yaşadıkları bölgenin bitki örtüsü buna bağlı olarak gelişen bahçe kültürü ve bu kültürün içinde yer alan ögeler önemlidir. Kur’an’a dayanan cennet bahçeleri kavramı, Roma bahçe kültürü içinde yer alan havuz ve fıskiye gibi yapılar Osmanlıları etkilemiştir. Böylece ağaçlar, çiçekler, bitkiler, cennet bahçelerinde yer alan bahar ağaçları, asma bahçeleri, havuzlar, sebil ve selsebiller, gül bahçeleri, bahçe köşkleri, akarsu ve deniz kenarında yer alan köşk ve saray tasvirleri, Topkapı Sarayı tasvirleri, çiçek bahçeleri, vazolar, ibrikler, zarif fiyonklarla bağlanmış çiçek tasvirleri, kuş ve hayvan motifleri, tavus kuşu, leylek, geyik, kuğu, ceylan, keçi, at tasvirleri, gemiler, saltanat kayıkları, ejderha gibi efsanevi yaratıklar, anıt ağaçlar bu sanata önemli kaynak teşkil etmişlerdir. Katı’ sanatı, el yazması kitapların sayfa aralarında ayraç olarak, yazmaların kaplarında, yazı çekmecelerinde, el yazması eserlerde, hat levhalarında bol miktarda uygulanmıştır. Tezhip sanatının önemli motifleri olan şemse ve köşebentler, bordürler, yazılar geometrik şekillerde bu sanatta önemli uygulanma alanları bulmuştur. Oyma olarak hazırlanan hatlar hem negatif, hem de pozitif olarak, büyük bir ustalıkla oyulup, son derece dikkatli yapıştırılmışlardır. Oyma kıtaların etrafı, oyma kalıpların içinden, boya tamponlama tekniği ile boyanmış, motiflerle süslenmiştir. Çiçek tasvirlerinde kullanılan çeşitli kır bitkileri, otlarla, lale, karanfil, gül, nergis, menekşe, zambak, sıklamen, süsen, çiğdem, manisa lalesi, papatya, sümbül gibi çiçekler, servi, mazı ve çam ağaçları son derece natüralist bir üslupla yorumlanmıştır. Bu eserlerin bazılarındaki tasvirler, gerçek izlenimi verecek kadar canlıdır. Sayfa aralarında ayraç olarak kullanılan geometrik ağlar, üçgen, kare, daire, oval ve dikdörtgenlerden oluşmuşlardır. Bu tarz geometrik süslemeler XIX. yy.da gelişerek, oyma yazılı levhalarda zemin desenleri olarak görülmüşlerdir.
Katı’ örnekleri, kesme ve yapıştırma tekniklerine göre çeşitlilikler göstermektedir. Kesme tekniklerine göre üç gruba ayrılır.
1. Motif veya desenlerin tek tek oyulması,
2. Simetrik kesim tekniği,
3. Üst üste yapıştırılan desenlerin tek seferde oyulması,
Yapıştırma tekniğine göre ise katı’ kompozisyonları iki gruba ayrılır.
1. Yalın kat yapıştırılan desenler,
2. Çok katlı olarak yapıştırılan desenler.
Bir de dişi oyma kalıplarla yapılmış çalışmalar vardır. Bu süslemeler, kalıbın içinden boya püskürtme veya tamponlanması tekniği ile oluşturulmuşlardır. Oluşturulan desenlere tahrir çekilmelidir.
Katı’ sanatı ile uygulanmış hatlarda genellikle talik hat uygulanmıştır. Harfler çok küçük ebatlarda oyulup, başka bir zemine yapıştırılmışlardır. İzleyiciler, bu yazılanların kamış kalem ile yazıldığını sanmaktadırlar. XVI. - XIX. yy.lar arasında “resim yazı” denilen bir teknikle de katı’ eserler meydana getirilmiştir. Resim yazıların Mevlevi, Bektaşi ve Yeniçeri kültüründe önemli bir yeri vardır. Türk hattatları, leylek, aslan, kuş, neyzen, cami, kayık, ibrik, vazo, sancak, armut, tarikat tacı, el-göz şekli verilmiş yazılar üretmişlerdir. Negatif ve pozitif olarak hazırlanan bu yazılar ince ve zarif kesimleri ile günümüze kadar gelebilen önemli katı’ eserler arasındadır.
Katı’ sanatçılarına ait bilgi çok azdır. Birçok katı’ eserde sanatçısının ismi bulunmamaktadır. Türk katı’ sanatının en önemli ustaları XVI. yy.da Ali Çelebi, Mehmed bin Gazanfer, XVII. yy.da Fahri el-Bursavi, Nakşi, Mahmud el-Gaznevi, XVIII. yy.da Derviş Hasan Eyyubi, Halazade Mehmet ve Cambazzade Osman, XIX. yy.da Vahdeti, Abdullah Zuhdi, Mehmet Rıfat, Süleyman ve Osman Rıfkı’dır.
Günümüze kalan en önemli eserlerden bazıları ise,
Topkapı Sarayı Müzesi; “Fatih Albümü”, sanatçısı Abdullah Kaat
“Guy ve Çevgan”, sanatçısı Mehmed bin Gazanfer “Hadis-i Erbain”, sanatçısı Ali Çelebi
“Cennet bahçesi”, sanatçısı Cambazzade Osman
Viyana Millî Kütüphanesi; “Kâtı bahçe”, sanatçısı Bursalı Fahri
İst. Ünv. Kütüphanesi; “Tuhfe-i Gaznevi”, sanatçısı Gazneli Mahmud
“Kaside-i İdiyye”, sanatçısı Efşancı Mehmet
Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi; “Allah-Muhammed Levhası”, sanatçısı Osman Rıfkı
“Ya Hazreti Mevlana Levhası”, sanatçısı Abdullah Zühdi
British Museum; “Mundy Albümü”, çarşı ressamları,
“Türk Şiir Antolojisi” Paris Bibliotheque
National de France; “Kıyafet Albümü”, çarşı ressamları
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi; “Mehmet Selim Divanı”
Türk İslam Eserleri Müzesi; “Ya Hazreti Mevlana Levhası”, sanatçısı Abdullah Zühdi.
Katı’ sanatı, çok güçlü eserler verilmiş ve bu eserler, çok önemli dünya ve Türk müzelerinde yer almış önemli sanat dallarımızdan biridir. Bugün sanatseverlerin hayranlıkla izlediği katı’ sanatı, son iki yüz yıldır, temsilcisi çıkmadığı için ölmüş bir sanat dalıdır. Köklü bir geçmişi olan katı’ sanatına yeniden hayat verip yaygınlaşmasını sağlamak, akademik düzeyde eğitim almış hocaların bu sanata ilgi duyanlara ve genç nesillere bilgilerini aktarmaları ile mümkün olacaktır. Akademik eğitim, bugün canlandırılmaya başlayan katı’ sanatında yapılan önemli yanlışları, eksik bilgileri önleyecek, sanatseverlere doğru ışık tutacaktır.