Makale

Valide Sultanlar Şehri İstanbul

Valide Sultanlar Şehri İstanbul

Süleyman Faruk Göncüoğlu

Tarih boyunca ifade edilen hükümler pek de sebepsiz değildir. İşte bu sebepten ötürü, İstanbul şehri hakkında bir şeyler yazıp konuşurken, bunu dikkate almadan yapılan gelişigüzel övgüler, ifadeleri eksik bırakmakta, kendisini tam olarak anlatamamaktadır. Açıkça, hitap edilenin ruhunu da etkilememektedir. Yüzeysel ifadeler şeklinde kalarak, hitap edilenin zihninde aşinalıktan başka bir etkisi olmamaktadır.
Şehirleri dönüştürmek sadece insan ile olur. Ve insan varlığının ruhuna hitap etmeyen, ruhunu doldurmayan dönüşüm, insanoğlunun dünyaya bağlandığı mal hırsının daha da kamçılanmasına vesile olacaktır. Bu, sosyal düzen ve vicdanların zarar görmesine yol açacaktır.
İstanbul gibi kadim şehirler, tarihî süreç içerisinde yaşanan her devrin getirdiği değişimleri ve fiziki dönüşümleri, manevi atmosferin temsilcilerinin şemsiyesi ve şehre yön veren bir misyonun öncüleri ile gerçekleştirirlerdi.
Bugün ismi bilinen ve bilinmeyen pek çok manevi mimar, değişimin öncüleri ve koruyucuları olmuştur.
Bu kadim şehrin misyon öncüleri de kadınlar olacaktır. Ve İstanbul, kadın elinin, her milimini taçlandırdığı dünyadaki tek şehir olma özelliğini de taşımaktadır. Öyle bir şehir ki İstanbul, tarihî yarımada ve çevresinin her sokağında, her mahallesinde yer alan sebilleri, hastaneleri, mescitleri, camileri, külliyeleri, türbeleri, çeşmeleri, sıbyan mektepleri, hamamlarıyla kimi zaman sevgiyi, çoğu kez de şefkati sarmalayan Osmanlı kadınlarının şehirli ve önce insan olma bilincini bizlere yakından hissettirir.
Bugünün İstanbul’unda birer tarihî anıt eser olarak tanımladığımız ve kimisini koruma altında tutarak sergilediğimiz, kimisini de fonksiyonel olarak hâlen kullanmaya devam ettiğimiz bu tarihî eserlerimizden kadın eli değmiş şifahane, yalı, saray, koru, köprü, suyolu, külliye, cami, çeşme, sebil, hamam, türbe, tekke ve hastane vs. olarak toplam 300 civarında eser bulunduğunu hayretle göreceğiz.
Bugün, İstanbul şehri siluetinin mimari biçimlenmesinde önemli rol oynayan Valide Sultan vakıf yapıları, külliyeleri dönüşüm misyonunun ortaya konulmuş örnekleridir.
Osmanlı Devleti döneminde özellikle üst sosyal seviyelerdeki kadınlar, evlerinde oturup monoton bir hayat sürmüyorlardı. Örneğin Azapkapı’daki Saliha Sultan Mektebi, çeşmesi ve sebilinin kurucusu olan hanım sultanın çocukluğuyla ilgili tarihî bir notta şöyle anlatılıyor: “Saray hanımları Kâğıthane’ye doğru yaptıkları bir ziyaret sırasında Azapkapı’dan geçerken; yol kenarında oturmuş ağlayan bir kız görürler. Arabadan inip nedenini sorarlar. Testiyi kırdığı için ağlayan kıza yeni bir testi almayı teklif ederler. Bu teklifi reddederek "Ağlamamın sebebi testi değil; şu kadarcık şeyi taşıyamayıp da kıracak kadar beceriksiz olmam." diyen kızın hassasiyetine hayran olan saray kadınları, onu hemen saraya alırlar. Sonraları Sultan II. Mustafa’nın has kadınlarından ve şehrin Boğaz’a doğru tüm su sistemlerinin kurulmasına ön ayak olan Saliha Sultan, işte bu kızdır.”
Yine hanedan mensuplarından olan Mihrimah Sultan, yaptırdığı hayır eserleri ile en çok tanınan simalardandır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan tek kızı Mihrimah Sultan, İstanbul’da Edirnekapı ve Üsküdar’da olmak üzere iki külliye inşa ettirmiştir.
Edirnekapı’da miladi 1560 yılında Mimar Sinan’a inşa ettirdiği tahmin edilen Mihrimah Sultan Külliyesi; cami, medrese, çifte hamam, çarşı, türbe ve sıbyan mektebinden oluşmaktaydı. Üsküdar’daki külliye de yine miladi 1547/1548 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştı. Cami, medrese, sıbyan mektebi, han, imaret ve kervansaray yapılarından mürekkep olan külliye, Üsküdar iskele meydanında kıyıya çok yakın bir set üzerinde inşa edilmişti. Anadolu’ya giden kervanların ilk menzili olan iskelede kervansarayı, bedesteni ve diğer külliye yapıları ile Hakk’a ve halka hizmetin dünyadaki ömrühayatlarının gayesi olduğunun bir göstergesi değil midir?
İki bölgede de yer alan bu geniş tesisler, bulundukları mevki açısından da ayrı bir öneme sahiptirler. Edirnekapı semtinin ve civar bölgenin gelişimine katkıda bulunan külliye yüksek bir konumda inşa edildiğinden şehre hâkim bir vaziyettedir. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii ve bağlı yapılarının oluşturduğu külliye de Boğaziçi’ne ve İstanbul’a hâkim bir mevkide konumlanmıştır. Bu külliyeler İstanbul siluetine katılmış olağanüstü güzellikte mimari dokulardır.
Anadolu yakası İstanbul siluetinin belirleyicilerinden ve halkın gözündeki en önemli camilerden biri olan Sultan III. Murad’ın annesi ve Sultan II. Selim Han’ın başkadını Nurbanu Sultan tarafından inşa ettirilen Atik Valide Camii ve Külliyesi, uzun yüzyıllar tefekkür ve ticaretin merkezlerinden biri olacaktır.
Bugün Şehr-i İstanbul’un hâlâ ticaret ve sosyal hayatının merkezi olan Mısır Çarşısı ve çevresine şekil verdiren de çok zengin saraylı kadınlardan biri olan Hatice Turhan Sultan idi. Eminönü’ndeki Yeni Cami ile birlikte buralara yeniden Türk-İslam siluetini kazandıran bu hanım sultan, Osmanlı’da kadınların da ticaretin içinde bulunduklarının, yatırım yapıp parayı idare etme zekâsına sahip olduklarının örneğidir. Sultan annesi ve sultan eşi olan Hatice Turhan Sultan, tüm servetini bu işe harcamıştır. Kurduğu vakıfla çarşıdan gelen gelir, bugüne kadar mimari varlıklarını korumuş olan İstanbul medreselerinin et ve kemik gibi ilimle vücut buldukları dönemlerde, bu hanım sultan tarafından, öğretmenlere ödenecek ücretlerden bakım masraflarına kadar tüm harcamalar için kaynak oluşturmuştu.
Öte yandan Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i Âlem Valide Sultan tarafından yaptırılan Gureba Hastanesi, bu topraklarda ilk defa hastane sözcüğünün kullanıldığı şifa evidir. Bezm-i Âlem Valide Sultan, ömrü boyunca İstanbul’a çeşme, köprü, hastane, mektep gibi kamu yararına çok sayıda hizmet binası yapılmasını sağladığı gibi Medine-i Münevvere’nin suyollarının yenilenmesini de sağlamıştır. Mekke-i Şerif’e dönemin modern anlayışında ilk hastaneyi yaptırmaya başlamışsa da, birinci katı tamamlanıp ikinci katına geçildiğinde vefatı üzerine hastane yarım kalmıştır. İleriki tarihlerde yarım kalan ikinci kat Sultan II. Abdülhamid tarafından tamamlatılacaktı. Boğaziçi siluetinin mimari örneklerinden biri olan Dolmabahçe Sarayı’na yakınlığı hasebiyle bu adla anılan Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’nin, bir zamanlar ibadete kapalı kaldığı dönemler, çevresinin berekete kavuşamamasına ne demeli?
Kadınlar tarafından yaptırılmış ve vakfedilmiş bu hastaneler özellikleri ile sahip olduğumuz medeniyetin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkarken, dünya tarihi içinde de ilk örneklerdir. Bu tür uygulamaların Batı dünyasında ancak yüzyıllar sonra görülebilmesinin İstanbul ve dünya kadın tarihi için ne kadar önem arz ettiğinin farkında mıyız bilinmez?
Osmanlı döneminde de kadınların gizliden gizliye yarışına sahne olan İstanbul; Haseki Sultan, Mihrişah Valide Sultan, Şah Sultan, Bezm-i Âlem Valide Sultan, Nurbanu Sultan ve diğerlerinin on binlerce altın ve kilolarca değerli mücevher harcayarak yaptırdıkları cami, çeşme, suyolu, sebil, mektep, hastane ve imaret gibi birçok hayır amaçlı yapı ile kuşatılmıştır.
İstanbul kurulduğu tarihten bu yana her daim bir su sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu İstanbul şehri için bir sıkıntı olmakla beraber, yeni bir imara, mimari örneklere ve hayra vesile olmuştur.
Bir İstanbul semti merkezinde bir selâtin cami ve külliyesi olmak üzere bütün şehrin geneline doğru, bir sebil, bir akar, bir çeşme olarak yayılan Valide sultanların hizmetleri, bugün tarihî İstanbul semtlerinin karakteristiğini oluşturmakta olduğunu görmekteyiz.
Sultan II. Mahmud’un eşi ve Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın inşa ettirdiği Aksaray Semti’ndeki cami ve küçük külliyesi semtin mimari zenginliğine yeni bir bakış sağlayıcı niteliktedir. Mimari geleneğimizdeki yeni bir arayışın öncülüğü niteliğindeki bu mimari görselde değişiklik, esasında İslam toplumunun statik olmayan durumunun daima hareketliliğinin sağlanmaya çalışılarak duygu ve düşünce zenginliğine teşvikten başka bir şey değildi.
Gülnuş Valide Sultan; Üsküdar’ın siluetini oluşturan ve Boğaziçi’nin bir ahengi konumunda bulunan külliyesi, bugün mevcut olmayan Galata’daki camii ve Sakız Adası’ndaki akarlarıyla bir yandan İstanbullulara hizmet ederken; öte yandan tıpkı Hürrem Sultan, Mihrimah Sultan, Bezm-i Âlem Valide Sultan ve Pertevniyal Valide Sultan gibi Haremeyn’e, Haremeyn halkına ve hac yolcularına hizmet için yarış hâlindeydiler ve servetlerini bu yolda harcamaktaydılar.
Bizler böyle Valide Sultanlara sahip olmuş İstanbullular olarak, onların hizmetlerinin tozuna bile hizmet eder olabildik mi? İstanbul kadınlarına bırakılmış böyle bir miras ve şeref hangi topluma ve şehre nasip olabilmiştir ki?