Makale

Yabancı Bir Ülkede Aile Olmak

Yabancı Bir Ülkede Aile Olmak

Cevdet Keskin
Hollanda Diyanet Vakfı Genel Koordinatörü

Aile, toplumların temelini oluşturan ve sağlam nesillerin garantisi için gerekli olan bir kurumdur. Bunun içindir ki, kültür ve inanç bakımından farklılıklar arz etse de, genelde ülkelerin yasalarıyla oluşturup koruma altına aldıkları bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yüce dinimiz İslam, aile kurumuna büyük önem atfetmiş, onu cahiliye döneminin uygulamalarından uzaklaştırarak sağlıklı bir yapıya kavuşturmuştur. Dinimiz, aileyi oluşturan evliliği mubah kılmış, ona zarar veren evlilik dışı ilişkileri yasaklamıştır. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, insanları evliliğe teşvik ederek aile kurumunun oluşmasının önemine işaret etmiştir. “İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.” (Nur; 24/32.)
Efendimiz (s.a.s.) ise, evlenip aile kurmayı ve çoğalmayı teşvik ederken kişinin ailesi üzerinde sorumluluk sahibi olduğunu, çocuklara bırakılacak en güzel mirasın iyi bir eğitim olacağını ifade etmiştir. Yine İslam’a göre aile ve onu oluşturan bireyler; eş, çocuk, anne ve baba, mümin için birer imtihan vesilesi olarak kabul edilmekte ve bu noktada sorumluluk en üst seviyede babaya verilmektedir. Aile reisi olarak onları ateşten korur gibi tehlikelerden uzaklaştırmak, ahireti kazanmak üzere bir imtihan vesile olarak görmek ve ona göre davranmak gibi sorumlulukları üstlenen baba ve anne, çocuklar için de kendilerine öf bile denmeyecek, cennete gitmek için onların rızasına ihtiyaç duyulacak derecede bir değere sahip olmaktadır. Aileyi oluşturan fertlerin birbirine karşı dinî sorumluluk ve derecelerini belirleyen yüce dinimiz İslam, bu bağlamda aileye ne kadar önem verdiğini de ortaya koymaktadır.
Böylesine önemli olan bir kurum, yabancı bir kültür içerisindeki hassasiyetleriyle beraber kendi hayatını nasıl devam ettirecektir? Havasıyla, suyuyla, güneşiyle, yetiştiği ortamdan alınarak başka bir ortama dikilen bir bitki düşünün; havası değişik, suyu alıştığı bollukta değil, güneşi çok sönük veya hiç yok. Bu bitki yeni ortamda nasıl yaşayabilir? Hangi değişime uğrayarak hayatiyetini sağlayabilir? Bu sorulara, evinde çiçek yetiştiren herkes kolaylıkla bir cevap verecektir.
Aynen bitki misalinde olduğu gibi yabancı bir kültürde aile olmak, aileyi İslami hassasiyetleriyle korumak ve yaşatmak bir hayli zordur. Aileyi daha oluşturma aşamasında bile, yaratılış kurallarını altüst eden, farklı anlayışların etkisinden nasıl kurtarabiliriz? İnançları, yaşantıları ve hepsinden önemlisi toplumda genelgeçer olan değer yargıları farklı bir toplumda yetişen nesillerimiz için, İslam toplumunun çekirdeği sayılan aile kurumunu kurmak, korumak ve İslam’ın prensiplerine göre yaşatmak oldukça zordur.
Yarım asırdır Avrupa’da, Batı kültürüyle yaşayan Müslüman göçmenler başlangıçta ailelerini yanında getirmemiş ancak daha sonra ailesiz yaşamanın zorluklarını idrak ederek eş ve çocuklarını da yanlarına almaya başlamışlardır. Bugün Avrupa’da dördüncü nesle kadar ulaşan Müslüman göçmen aileler, Batı kültürüyle İslam kültürünün tabii olarak geliştirdiği sosyolojik sentez sonucu ortaya çıkan bir yapıya sahiptir. Genelde baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan, iki nesil bir arada yaşayan, her kültürde mevcut kuşak çatışmasına ilave olarak yabancı bir kültür ortamında var olmaya çalışan Müslüman göçmen aile bireyleri arasında, bir de farklı kültür çatışması yaşanmaktadır. Bu çatışma neticesinde baskın çıkan, genel olarak içinde yaşanılan toplumun kültürü olmakta veya zorunlu uzlaştırılmış bir görüntü ortaya çıkmaktadır.
Yabancı bir ülkede yaşayan Müslüman bir aile, kanaatimizce iki bakımdan olumsuz etki altındadır.
Düşünsel etki
Sosyolojik bir kural gereği, zamanla yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Farklı bir kültür farklı bir fikrin varlığını ortaya koyar. Batı toplumlarında farklı fikirlerin birbirine saygısı ve iletişimi daha düzgündür. Bu açıdan bakıldığında, genel olarak ve aile içerisinde bu etkinin olumlu olabileceği kanaati taşımaktayım. Toplumun daha liberal, baskıdan daha uzak, farklı fikirlere tahammül eden ve bu fikirlerin düzenli iletişimini sağlayan bir yapıda olması, Müslüman aileler açısından birtakım olumlu katkılar sağlayabilmektedir. Bu, madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzüne baktığımızda, düşüncedeki etki inancı da zamanla etkiler ve kişiler bu etkileşimin bir neticesi olarak kendi inancına ters bazı inanışlar edinmeye başlar. Bugün Avrupa’da yaşayan Müslüman nesiller, helal ve haram kavramından itikat ve inanç esaslarına kadar birçok konuda etki altındadırlar.
Yaşamsal etki
Farklı kültürlerde yaşamak, o kültürün hem kendi inancımızla uyuşan hem de uyuşmayan bazı yaşam tarzlarını bize empoze etmektedir. Uyuşmayan tarzlar, kendi kültürümüzle entegre edildiğinde ise, ayrı bir model ortaya çıkmaktadır. Yemek kültüründen tutun, giyinme, konuşma, misafir kabul etme gibi birçok konuda, çoğunlukla tek yönlü bir etkileşim söz konusudur.
Bunun en çarpıcı örneği, Müslüman göçmen bayanların giyim tarzıdır. Özellikle üçüncü nesilden itibaren göçmen bayanlar bir taraftan tesettüre uymak, diğer taraftan yaşadıkları çevrenin etkisiyle ilginç bir giyim tarzıyla ortaya çıkmaktadırlar. Geldiği kültürün evde baskın olduğu mütedeyyin ailelerin kızlarının giyim tarzı, inancından taviz vermek istemeyen ancak bulunduğu çevrenin etkisiyle bunu ayrı bir şekilde ortaya koyan bir giyim tarzına dönüşmüştür. Yine, çocuklarına doğum günü kutlaması yapmayan bir aile, okul tarafından organize edilen doğum günü kutlamasına çocuğunun katılmasına engel olamamaktadır.
Çok daha önemli bir sorun ise, terbiye metodu olarak kültürden kaynaklanan fiziksel cezalandırmanın en hafifi bile aileyi parçalayacak derecede büyük bir suç sayılmakta ve çocuklar kendileri istemediği hâlde ailelerin elinden alınabilmektedir. Araştırmalara göre Hollanda’da ailelerinden alınan çocuk sayısı yıllık 1500 civarındadır. Bunun 350’si Müslüman çocuklarıdır. Yine araştırmalara göre bu çocuklar, Müslüman olmayan hatta aile denmeyecek ancak kanunen eş sayılan İslam’ın yasakladığı hayat tarzlarını benimseyen şahıs ve kurumlara dahi verilmektedir. Yine araştırmalara göre, Hollanda’da kayıtlı Müslüman koruyucu aile sayısı sadece 16’dır. Yine başka bir sosyal sorun ki, bu sorun da kanaatimize göre içinde yaşanılan farklı kültürden olumsuz etkileşimin bir sonucudur. Araştırmalara göre Hollanda’da Müslümanların boşanma oranı yüzde kırklar seviyesindedir. İslam’a göre gayrimeşru sayılan beraberlikler, Hollanda kanunlarına göre meşru sayılmakta ve maalesef gün geçtikçe Müslüman göçmen aileler bunu kabullenebilmektedir. Hollanda’da boşanmanın Türkiye’ye göre daha kolay olması, boşanmalardaki oranı yükseltmektedir. Hollanda kanunlarına göre boşanan gençler, Türkiye’deki boşanma prosedürünü beklemeden başka biriyle evlenmekte, bu durumda Türkiye’de başkasıyla evli gözükürken Hollanda’da gayriresmi olarak başka biriyle evli gözükmektedir. Maalesef bu evlilikler imam nikâhıyla yapılmaktadır. Yani bir imam, Hollanda’da boşanan ancak Türkiye’de resmen evli olan bir kadının başka biriyle evli olan bir erkekle nikâhını kıyabilmektedir. Bütün bu istenmeyen durumlar, Avrupa’da ideal bir Müslüman aile olmanın önündeki olumsuz örneklerdir.
Sonuç olarak, yabancı bir ülkede ideal bir Müslüman aile olmak mümkün olmakla birlikte zordur. Her şeyden önce sağlam bir itikada sahip anne ve babanın eğitiminde yetişen nesiller kendi değerlerini kaybetmeden içerisinde yaşadığı, kendi inanç değerlerine yabancı bir kültürün hâkimiyetine girmeden, olumlu yanlarını da benimseyerek birlikte yaşama idealini gerçekleştireceğinden hiç şüphe yoktur. Ancak sağlam temellere dayanmayan her aile, bu baskın kültürden etkilenecek ve asimile olup gidecektir. Bugün yaşadığımız Batı Avrupa’da her iki tipte Müslüman ailelere rastlanmaktadır. Ama ikincisi yani, asimile olup sadece ismi Türk veya Müslüman ismi kalmış, her türlü inanç ve yaşam tarzı bakımından Hollandalı bir aileden farksız olan ailelerinin sayısı maalesef oldukça fazladır. Bu oranın diğer Müslüman göçmenlerde daha fazla olduğu araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir.
Yabancı bir kültürde yaşamak zorunda olan ailelere Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de tavsiye ettiği bir duayı hatırlatarak sözlerime son veriyorum. “Onlar: Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder yap, derler.” (Furkan, 25/74.)