Makale

Neyimiz Var ki Ondan Başka...

Neyimiz Var ki Ondan Başka…

Dr. Bahattin Akbaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Varlığın yegâne sahibi, mevcudiyetimizi borçlu olduğumuz kudret hiç kuşkusuz ki Yüce Allah’tır. Her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Hayat, can, beden, ruh ve sair dünyalık ne varsa hepsi O’nun ikram ve inamıdır. O ol der oluverir. O dilediğini aziz eder, dilediğini ise zelil. Mülk O’nundur. Bizler ise başta canımız ve şayet varsa dünyalıklarımızın ancak emanetçileri konumundayız.
İnsan nesli; kerim kılınan ve sair mevcudata üstün evsafta yaratılan, ayrıca Mevla’nın kendi ruhundan üflediği ve halife makamı bahşettiği, emaneti tevdi ettiği özel bir varlıktır. Ancak sayılan bu hususiyetleri ona lütfeden Allah’tır. Neye sahipsek onun vergisi ve lütfudur. Her şeyin yaratıcısı ve sahibi, Rabbidir, Mevla’mız… Veren O, alan, yaratan, yaşatan ve öldüren de O’dur. Neyimiz var ki O’ndan başka!... O Allah ki her daim haydır, diridir, bakidir; bizler kerim yaratılışımıza rağmen birer faniyiz. Kuşkusuz canlarımız emanettir, can tende emanettir gün gelir gider; Allah’tan gelenler yine O’na döner. Baki kalan ve kalacak olan bir hoş sada, iyi bir intiba ve hayırlı eser bırakabilmektir. O hâlde insan, ardında nasıl bir iz bıraktığına dikkat etmelidir. Ruz-i mahşerde hesap ve mizanda üzerinde titrediğimiz dünyalıklarımız, makamlar, mevkiler, evlatlar fayda vermeyecektir. Ancak mutmain bulmuş, selim bir kalp ile huzura varmış isek bu bize fayda sağlayacaktır. Fena âleminde beka yurduna hazırlıklı olmaktadır hüner. Rahmanın kulları olarak yarar ve zarar getirici şeyler bağlamında algımızı geliştirmek durumundayız. Bu noktada Kerim Kitabımıza kulak verelim; “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır. Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, "Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız." denir. Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. "Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!" derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. Hani biz meleklere, "Âdem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir! Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim. (Ey Muhammed!) Allah’ın, "Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın" diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla! Suçlular (o gün) ateşi görünce onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.” (Kehf, 46-53.)
Dünyanın ahiretin tarlası olduğu hakikati nazara alındığında, kişinin ahirette azık olarak bulacağı şeyler; salih amelleri, taatleri, istikamet üzere bulunmasıdır. Bu süreçte nefse, arzulara kapılmamak, şeytanın hile ve iğvalarına aldanmamak, dost ve düşmanı iyi bilmek, sapıtan ve saptıranlara karşı agâh olmak ve Mevla’yı unutmamak gerekmektedir. O bize çok yakın, bizden de yakındır. “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 2/186.) “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 50/16.) İman, ikrar ve Rabbimize teslimiyet ve O’nun ruhlara huzur bahşeden kuşatıcı davetine uymaktadır marifet. Aslımıza rucu eylemek, O’na dönmektedir huzur. Her nefis ölümü tadıcıdır, her şey O’na dönecek, hepimiz ona döndürüleceğiz. İbadetlerimiz, salih amalimiz, kurbiyetimiz, dua ve tazarrularımız neyimiz varsa O’nun olan Rabbimizin hoşnutluğuna vasıl olmak içindir. Son tahlilde bütün bunları kabul edecek veya etmeyecek olan da O’dur. O’nun dilemesi, rahmeti ile muamelesi olmadan bir şey elde etmemiz de mümkün değildir. Rahmeti her şeyi kuşatan, rahmeti gazabına galebe eden Rabbimizden necatımızı diler, onun merhametini ümit ederiz. O ki rahmandır, rahimdir. O’nun rahmeti, merhameti ile varız. İlahî rahmet ve mağfirete ulaşmanın yolunun O’nun yarattıklarına karşı şefkat ve merhametle muamele etmekten geçtiğini unutmamak gerekmektedir. Şefkat ve merhamette güneş gibi kucaklayıcı olmak, yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmek, incinse de incitmemek, kem söz ve davranış karşısında metanetini korumak ve insan olarak kendine yakışanı yapmak… Bize karşı çok düşkün ve merhametli olan âlemlere rahmet olarak bahşettiği Efendimiz (s.a.s.)’i gönderen; onu bize örnek bizi de insanlık için örnek ve şahit olarak seçen Rabbimize sonsuz hamdüsenalar olsun. Kuşkusuz namazımız, ibadetlerimiz, yaşamamız ve ölümümüz âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Ey Yüce Rabbimiz! Bizi senden, senin sevginden, seni sevenlerin sevgisinden ayırma!.. Biz nice eksiklerimizle beraber senin aciz kulların olarak sana yöneliyoruz. Bizleri rahmet ve merhametinle yargıla. Bizler nefislerimize uyarak ettiğimiz hatalara karşı senin rahmetine iltica ediyoruz. Sen israfa düşen, aşırılığa düşen kullarına karşı da pek merhametlisin ve işlediğimiz günahları da bağışlarsın, senin her şeye gücün yeter. Biz kullar olarak senin kullarınız, günahları çok olanlarız. Cürüm, hata ve bilcümle günahlarımızla yöneliyoruz sana… Rabbimiz sensin, neyimiz var senden gayrı? Sen bizi affetmezsen biz başka nereye, hangi mercie gidelim! Sen ayıpları örten, günahları bağışlayansın, tövbeleri kabul buyuransın. Sen rahmeti bol olansın… Belki çoğumuzun amelleri, nafileleri o kadar çok değildir. Ama seni ve elçin Nebiler nebisini çok seviyoruz. Ve nebevi müjde ile ümit varız; kişi sevdiği ile beraber olacaktır. İlahi! Bizi senden ayırma. İlahi! Bizi senin cemalinden ayırma! Bizi sevdiğin, razı olduğun muhsin kullarınla hemdem et. Kul olma yüceliğini idrak ederek yaşamayı, insan onurunun kadrini bilmeyi, insan onurunu yüceltmeyi bizlere nasip et. Cennetinle cemalinle müşerref et. (Âmin) Ve Kur’an müjdeliyor ilahî davete uyarak Rabbe yönelen, gerçekte kendisinden başka hiçbir şeyi olmadığını bilen, kul olma onurunun idrakine eren kalbiselim sahibi, mutmain mümini; “Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O’ndan razı, O da senden hoşnut olarak rabbine dön. Böylece kullarımın arasına katıl. Cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30.)