Makale

Mustafa Mulani (İrlandalı, Eski Piskopos)

Mustafa Mulani (İrlandalı, Eski Piskopos)

Haz: Prof. Dr. Abdülaziz Hatip
Marmara Üniv. İlahiyat Fak.

Aslen İrlandalıyım. İnançlarına son derece bağlı Katolik bir ailede dünyaya geldim. Bizim oralarda her baba, oğlunun Hristiyanlık dinine hizmet eden bir papaz olmasını arzu eder. Çünkü bu, aile için büyük bir onurdur. Bu nedenle ben de bir dinî lisede okudum. Ardından altı sene Felsefe ve İlahiyat okumak için Saint Patrik Üniversitesi’ne bağlı bir dinî fakülteye girdim. Tüm tahsilim boyunca İslam hakkında tek kelime bile duymadım.
1971 yılında mezun olduktan sadece iki ay sonra misyonerlik hizmeti için Amerika’ya gittim. Bizim fakülte her sene iki yüz tane papaz mezun ediyordu. Amerika’dan piskoposlar gelir ve değişik bölgelerde misyonerlik hizmeti için mezunların çoğunu götürürlerdi. Ben de New Georgius eyaletinde papaz olarak görev yaptım. Her seviyedeki insanlar için dinî oryantasyon programlarını hazırlama ve bu işi yapacak kimselerin eğitiminden sorumluydum.
Bu işimin yanı sıra Katolik lisesinde din dersi öğretmenliği yapıyordum. İnsanlara doğru yolu göstermek ve onlara güzel rehberlik etmek için araştırma ve okumayı çok severdim. Araştırma ve incelemede derinleştikçe inancım konusunda kuşku duymak gibi tuhaf duygulara kapıldım. Durumu Başpiskoposa açmaya karar verdim. Huzuruna çıktım ve “İşimden kuşku duyuyorum; hatta bizim inancımıza göre Tanrıya iman konusunda bile şüphelerim var.” dedim. Bana temkinli davranmamı ve etraflıca düşünmemi tavsiye etti. Bir yıl kadar süre tanıdı. Bu zaman zarfında konuyu sükûnetle değerlendirmemi söyledi.
Öte yandan ruhbanlık düşünce ve uygulamasını da kabullenemiyordum. Bu düşünceye göre, çoğu Hristiyan din adamının Papanın emriyle evlenememesini aklım almıyordu. Bunu insan tabiatı ve fıtratına aykırı buluyordum.
Kuşkularımı katlayan ve beni şaşkınlık içinde yaşamaya mahkûm eden sebeplerden bir kısmı bunlardı. Söylediklerime kendim inanmadan insanlara nasıl vaaz edebilirdim ki? Bu nedenle henüz İslam hakkında hiçbir şey bilmeden istifa ettim.
İslam’ı daha fazla tanımak istedim. Bunun için İslam tarihini ve İslam medeniyetini incelemeye merak sardım. Bu arada bazı Müslüman âlimlerin konferanslarına da devam ettim. Konuşmaların konusu genellikle Kur’an, hadis, İslam’ın esasları vs. idi. Bu, tamamen meRâkımı gidermeye yönelikti. Hiç unutmam o dönemde Mısır’ı, oradaki Ezher Üniversitesi’ni ve bunların büyük İslami rolünü duymuştum. Hatta ilk defa Ezher’in adını duymam, bu üniversitenin iki öğretim üyesinin, Harvard Üniversitesi’nin üç yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen törenlere kendi kıyafetleriyle katılmaları ve yaptıkları konuşmada Ezher’in dünyanın en eski üniversitesi olduğunu belirtmeleriyle oldu. Bu törenlere dünyanın tüm köklü üniversitelerinden temsilciler iştirak etmişti. Bu görüntü ve resimler üniversitenin kayıtları arasında yer almaktadır.
Bu nedenle doktora tez konusu olarak, ‘İslam Âlimleri ve Şeyh Abdülmecid Selim’den Günümüze Mısır Sosyal Hayatındaki Rolleri’ni seçtim.
Ramazan ayında Mısır’a geldiğimde, halkın çok muntazam ve düzenli bir hayat sürdüğünü fark ettim. İnsanlar ezanı duyunca camilere gidiyorlar, orada güzelce abdest alıyor ve son derece düzenli saflar hâlinde namaza duruyorlardı. Akşam olunca cadde ve sokaklar tamamen boşalıyordu.
Yine o günlerde hemen tüm Müslümanların akşamdan sonra camilere akın ettikleri, yatsı ve teravih dedikleri iki namaz kılmaları da dikkatimi çekti. Namazdan sonra insanların bir kısmı dükkânlarına ve iş yerlerine gidiyor, orada, sahur dedikleri geç vakte kadar kalıyorlardı. Ardından da sabah namazını kılıp yatıyorlardı. Tüm bunlara bakarak toplumun, hayatını dinî ölçülere göre düzenlediği kanaatine varmıştım.
Bütün insanların son, hak din olarak İslam’a inanması gerektiğine kesin kanaat etmeme rağmen Müslüman olmadan önce tam dört ay tereddüt ettim. Bu zaman zarfında hep vereceğim kararı tüm yönleriyle gözden geçiriyor ve büyük bir teenniyle hareket ediyordum. Bir insanın dinini değiştirmesi kolay değildi. Dört ay sonra Allah gönlümü tam olarak İslam’a açtı. Allah’ın hak dinine girmek nasip oldu. Adımı Mustafa Mulani olarak değiştirdim. Mustafa, Hz. Peygamber’in mübarek adıydı.
Müslüman olduğum anda, ruh ve kalbimi âdeta kanatlandıran apaydınlık bir âleme girdiğimi hissettim. Kelime-i şehadeti getirdiğimde dünyada hiçbir şehadetname (diploma) ile kıyaslanamayacak bir şehadetname kazandığımı hissettim. Sanki omzumdaki tüm yükler, ağırlıklar, kaygı, endişe, şüphe ve mutsuzluklar bir anda indi. O ana kadar ömrümde hiç duymadığım bir ferahlık ve mutluluk duydum.
O anda Hz. Muhammed’in peygamber ve rasullerin sonuncusu olduğuna tüm kalbimle iman ettim. Batılıların çeşitli bahanelerle tenkit konusu ettikleri sünnet ve şeriatine tam kanaat getirdim. Her bir meselesinin birçok hikmetinin olduğuna inandım.