Makale

Değerleri Tüketmemek İçin

Değerleri Tüketmemek İçin…

Alpaslan Durmuş
Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları Merkezi

Değerler, var olanları ve her dem yeniden olmakta olanları anlamamıza ve bütün bunları olması gereken çerçevesinde anlamlandırmamıza ve oldurmamıza yarayan ölçüler toplamıdır.
Bireye verilen anlama ve kavrama araçları ile boyutlanan, “değer” isimlendirmesiyle bir başlık altında topladığımız bu ölçüler, bireyin bilinç, duygu ve eylemlerini yönlendirir. “Rabbiniz size basiretler vermiştir. Artık kim gözünü açar da görürse kendi yararına, kim de körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.” (En’am, 6/104.)
Bu ölçüler bedendeki can gibi ferdin fiillerinin varlık bulmasını sağlar. Örneğin fert neyi verip alacağını “Çalışın! Çünkü amelinizi hem Allah görecek hem Rasulü hem müminler. Ve hepiniz mutlaka o, görülmeyeni ve görüleni bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (Tevbe, 9/105.) çerçevesinde bilir ve ona göre eyler eyleyeceklerini…
Değerler, benzerlerine sahip çıkan özneleri birbirleriyle buluşturup birbirlerine kenetler. Ve yine bu ölçüler, karşıtlarına bağlı olanlarla ayrıştırır beridekileri. (Âl-i İmran, 3/64; Nisa, 4/69; Enfal, 8/46, 72; Tevbe, 9/88; Hud, 11/112… vb.) Bellidir çünkü ölçü: “İnkârcılara ve iki yüzlülere uyma. Onların eziyetlerine aldırma. Allah’a güvenip dayan, destek olarak Allah yeter.” (Ahzab, 33/48.)
Bu ölçüler, yeni karşılaşılan ya da su yüzüne çıkan başka ölçülerin temellerine oturup tezahürlerini belirler. “Ey iman edenler! Allah için adaleti şahitler olarak yerine getirenlerden olun. Bir topluma olan nefretiniz, sakın ha sizi doğru davranmaktan alıkoymasın. Doğru davranın, bu sakınmaya daha uygundur. Allah’a sığının. Allah yaptıklarınızdan kesinlikle haberdardır.” (Maide, 5/8; Ayrıca bkz. Bakara, 2/256; Âl-i İmran, 3/69-74; Maide, 5/77; Ankebut, 29/12… vb.)
Değerler, insanların teker teker ya da farklı vasıflardaki insan öbekleri olarak birbirleriyle her türlü mübadelelerine ve ilişkilerine etki eder, belirler, yönlendirir.
O hâlde sahip olduğumuz değerler, var olanları ve olmakta olanları anlamamıza yaramıyorsa, onları olması gereken çerçevesinde anlamlandırmamızı ve oldurmamızı sağlamıyorsa ya bu değerlere aslında sahip değilizdir ya da sahip olduğumuzu düşündüğümüz değerlerin gerçek anlamda bir değeri, değerin üstlenmesi gereken işlevi üstlenme kabiliyeti (kuvvesi) yok demektir. Aynı hüküm bilinç, duygu ve eylemlerimiz değerlerimize göre oluşmuyorsa yine verilebilir. Ve değerlerin vücuda getirmesi beklenen fiillerimiz varlık bulmuyorsa, bizden o değerlere uygun eylemler sudur etmiyorsa, o değerlere sahip çıkanlarla bizi buluşturmuyor veya karşıt değerlere sahip çıkanlarla bizi ayrıştırmıyorsa, başka değerleri ölçüp biçmemize yaramıyorsa yine aynı hüküm verilebilir: Sahip olduğumuzu iddia ettiğimiz değerlere aslında sahip değilizdir veya bu değerlerin gerçek anlamda bir değeri, işlevi veya umduğumuz potansiyeli yoktur.
Bu durumda iki başlık altında bir muhasebe yapılabilir: (I) kendimizi sahip olma iddiasında bulunduğumuz değerlere sahip olup olmama yönüyle sigaya çekmek ve (II) sahip olduğumuz değerleri sigaya çekmek.
İnanıyoruz ki değerlerimiz Allah’tan gelen haktır, hak geldikten sonra batıl da yok olup gitmeye mahkûmdur. (İsra, 17/77-84.) Bu sebeple “sahip olduğumuz değerleri sigaya çekmek” başlıklı muhasebe kalemini kapatıp bir numaralı “kendimizi sahip olma iddiasında bulunduğumuz değerlere sahip olup olmama yönüyle sigaya çekmek” kalemine bakalım.
Her ikisinin de tamamıyla farazi olduğunu ve hiçbir kişi ya da kurumu zan altında bırakmadığımızı ve hedef almadığımızı vurgulayarak iki örnek vaka verelim önce:
Örnek 1: SGK mevzuatına göre Zeyd, çalışma yaşamı boyunca aldığı maaşların ortalaması kadar emekli maaşı alabilecektir. Zeyd 2.000-TL maaş almaktadır, ama işvereni olan Amr, vergi vb. kanuni yükümlülüklerinden sıyırabilmek için Zeyd’i 1.000.-TL maaş alıyor göstermektedir.
Örnek 2: Zeyd hacca gitmeyi çok istemektedir, ancak mali durumu gidiş bedelini karşılamaya yetmemektedir. Zeyd hacca gitmek üzere bir firmayla anlaşır ve kasap sıfatıyla (gidince kasap olarak çalışmayacaktır, sureta kasaptır) daha ucuz bir bedelle hacca gitme yoluna girer. Ancak bir miktar eksiği kalmıştır, onu da banka kredisiyle çözer. Giderken de Amr’ın ricası üzerine Amr’ın annesi Hind’i de muhatap ülke makamlarına “kız kardeş” olarak beyan eder. Böylece Hind de vize alıp hacca gider.
Birinci farazî örneğimizdeki Zeyd, emekli olduğunda alması gerekenden daha az bir emekli maaşına hak kazanacak olduğundan dolayı Amr, Zeyd’in hakkını çiğnemektedir. Hak, hukuk, adalet, insaf, emeğe saygı gibi değerlere sahip olan biri (örneğimizdeki adıyla Amr), örnek vakadaki davranış içinde bulunduğu hâlde zikredilen değerlere sahip olduğunu iddia edebilir mi?
İkinci farazi örneğimizdeki Zeyd’in “kasaplık” ve “kız kardeş” beyanı, faizli muamelesi göz önüne alındığında faiz, yalan gibi toplumsal günahlardan sakınmak değerine sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Zeyd, örnek vakada zikredilen günahları işlediği hâlde hakkaniyet, adalet, dürüstlük, sorumluluk, saygı vb. değerlere sahip olduğu iddiasında bulunabilir mi?
O hâlde her ikisi de tamamıyla farazi olan ve hiçbir kişi ya da kurumu zan altında bırakmak ve hedef almak amacında olmayan örnek vakalarımıza benzer durumlar aklımıza geliyorsa değerlere sahip olmadığımızı, onları ve/veya vücuda getirmeleri gereken etkilerini tükettiğimizi söyleyebiliriz.
İçinde yaşadığı toplumun sahip olduğu değerleri bilip tanıyan, benimseyip uygulayan bireylerin oluşturacağı toplumlar sağlıklı toplumlardır. Çünkü sağlıklı bir toplum kendisini oluşturan fertlerinin bireysel özelliklerinin ve kimliklerinin çeşitliliğine rağmen her bir üyesi tarafından paylaşılan ortak değerlere dayanır, dayanmalıdır. Toplumun hayatiyetini ve sürekliliğini sağlaması açısından bu vazgeçilemez bir zorunluluktur. Bu sebeple güvenilirlik, saygı, sorumluluk, hakkaniyet, dürüstlük vb. ortak değerler kümesinin, toplumu oluşturan bireylere aktarılıp müşterek zemine dönüştürülmesi çabası tüm toplumsal kurumların ve ailenin gündeminin baş unsurudur. Ancak aile ve toplumsal kurumlar gündeminde bu çabanın olduğunu “Değerlerimize sahip çıkalım.”, “Değerlerimizi önemseyelim.”, “Değerlerimiz çok önemlidir.”, “Bizim değerlerimiz…” misali söylemsel düzeyde bir mübadele ve tedavülle gösteremez. Nitekim günümüzde tam da bu çerçevede birtakım kelam döndürmelerle sıkça karşılaşılmakta, ne var ki değerlerimizin kendimizde veya çevremizdeki birçok fertte tezahür ve tecellileri görülememektedir.
O hâlde İstihlâk edilmiş (tüketilmiş), içi boşaltılmış, anlam örgüsü çözülüp darmadağın edilmiş, zayıflatılmış vb. değerlerin dipdiri bir şekilde ihyası için “Ne yapmalı?”
Çok şey… Ama öncelikle söylemekten eylemeye geçilmeli. Örneğin gerekli düzeltmelerin (tashih) yapılması, yanlış içeriklendirmelerin ayrıştırılıp arındırılması (tahliye), iki dünya saadetine vesile olacak hedeflerinin ve yararlarının anlaşılmasının/görülmesinin sağlanması, tanınıp benimsenmesi için örnekliklerin sunulması, diriltilen ve yaşayan değerlerin itibarlarının idraklerde ve vicdanlarda makes bulması… yapılmalı.