Makale

Din İşleri Yüksek kurulundan

Din İşleri Yüksek Kurulundan

Seferî olan bir kimse mukim imamın
arkasında namazını nasıl kılar?
Seferi olan bir kimse mukim bir imama uyarsa namazını tam olarak kılar. Zira Rasulüllah (s.a.s.), “İmam kendisine uyulsun diye imam olmuştur.” (Buhari, Salat, 18.) buyurarak, cemaatin namazının imamın namazıyla aynı olması gerektiğini ifade etmiştir. Seferi olan kişi, vakit içinde mukim bir imama uyup namazını tamamlamadan selam verirse, kıldığı bu namaz geçerli olmaz. Bu durumda namazı bozulan kişi aynı namazı yeniden tek başına kılarken dört rekât olarak değil iki rekât olarak kılar.

Cemaatin çoğalması için cuma namazı
geciktirilebilir mi?
Namazların vakitleri Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Hz. Peygamber’e öğretilmiştir. Cebrail gelerek namazı bir defa ilk vakitlerinde, bir defa da son vakitlerinde kıldırarak namazın vakitlerini göstermiş ve “İşte bu iki vakit arasında geçen süreler, namazların vakitleridir.” demiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de ashabına bu vakitleri bizzat uygulayarak göstermiştir. (Tirmizi, Salat, 1; Ebu Davud, Salat, 2; Nesai, Mevakit, 10.)
Cuma namazının vakti, öğle namazının vaktidir. Cuma namazı bu vakit içinde kılındığı takdirde geçerli olur. Namazların vaktin başlangıcında kılınması daha faziletli olmakla birlikte, daha çok cemaatin katılımını sağlamak amacıyla biraz geciktirilmesinde sakınca yoktur.
Buna göre, cemaatin durumu veya mesai saatleri dikkate alınarak cuma namazının, cemaatin en çok iştirak edilebileceği saatte kıldırılması caizdir, hatta bunun daha uygun olacağı söylenebilir.

Hutbede Türkçe dua edilebilir mi?
Duanın belli bir dilde yapılması şart değildir. Çünkü dua kulun, Yaradanına yönelmesi, ona yalvarması ve ondan istemesidir. Dolayısıyla kişinin ne istediğini bilecek şekilde kendi diliyle dua etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Ancak Kur’an-ı Kerim’de yer alan veya Hz. Peygamber’den gelen duaların mümkün olduğunca kendi asli şekilleriyle yapılması daha uygundur. Bu itibarla hutbe dualarının da asli biçimleriyle yapılmasına gayret edilmelidir. Bununla birlikte ikinci hutbenin sonunda, cemaatin anlayabileceği bir başka dilde dua yapılmasının önünde de bir engel bulunmamaktadır.
Ön saf boş iken arkada saf
tutmak caiz midir?
Cemaat ile kılınan namazlarda safların tertip ve düzenine riayet edilmesi namazın adabındandır. İmamın bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi ve gerektiğinde, safların usulüne uygun şekilde tanzim edilmesi için cemaati uyarması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) namaza başlamadan önce safların düzgün ve sık olmasına dikkat etmiş, saflar arasında boşluk bırakılmaması hususunda muhtelif vesilelerle ashabını uyarmıştır. (Buhari, el-Cemaa ve’l-imame, 47; Müslim, Salat, 28.)
Buna göre cemaat ile kılınan namazlarda, ön safta boşluk varken caminin gerisinde imama uyulması uygun değildir. Bununla birlikte mazeretleri sebebiyle saf haricinde imama uyan kimselerin namazları sahihtir.
Namazlar cem edilmek (birleştirilmek) suretiyle kılınabilir mi?
Belirli şartları taşıyan her Müslüman’a günde beş vakit namaz farzdır. Her namaz kendi vakti içinde eda edilmek üzere farz kılınmıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Namaz, müminler üzerine belli vakitlerde eda edilmek üzere farz kılınmıştır.” (Nisa, 4/103.) buyrulmaktadır. Bu itibarla normal şartlarda her namazın vaktinde kılınması gerekir. Ancak geçerli bir mazeretin olması durumunda namazlar birleştirilerek (cem‘ edilerek) kılınabilir.
“İki namazı birleştirmek” anlamına gelen “cem” öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikindi vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının da akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmalarını ifade eder.
Hanefi mezhebine göre cem sadece hacılar için söz konusudur. Arefe günü Arafat’ta ikindi öne alınarak öğle vaktinde birlikte (cem-i takdim) kılınır. Aynı gün akşam namazı geciktirilerek Müzdelife’de yatsı vaktinde birlikte (cem-i tehir) kılınır. Bunun dışında namazları cem ederek kılmak caiz değildir. Diğer mezheplerde (aralarında bazı konularda ihtilaf olmakla birlikte) sefer, yağmur, fırtına gibi mazeretlerle öğle ile ikindiyi veya akşam ile yatsıyı cem-i takdim ya da cem-i tehir yoluyla kılmak caizdir. Bu görüşün delillerinden birisi şudur: İbn Abbas; “Rasulüllah (s.a.s.) Tebük seferinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı.” (Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 51, 52, 53.) demiştir. Hanefiler bu ve benzeri hadislerde söz konusu olan cemin sûrî (öğle namazını vaktin sonunda, ikindiyi de vaktin başında kılarak, peşi peşine) olduğunu söylerler.
Önemli mazeretlerin bulunduğu durumlarda Hanefi birisi de diğer mezhepleri taklit ederek anılan namazları cem ederek kılabilir. Mesela doktorun ameliyatta iken namazı vaktinde kılamaması gibi zaruret ve ihtiyaç hâllerinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları, cem-i takdim veya cem-i tehir ile kılınabilir.
Namazları birleştirerek kılacak kişi, bu namazları peş peşe ve sırasına göre kılar; iki farz arasındaki sünnetleri kılmaz, başka bir şeyle meşgul olmaz. Öğle ile ikindinin farzları, öğle veya ikindi vaktinde, akşam ile yatsının farzları, akşam veya yatsı vaktinde peş peşe, ara vermeden kılınır.

Vakitlerin teşekkül etmediği yerlerde namazlar nasıl kılınır?
Vakit, namazın şartlarından birisidir. İslam bilginleri arasında “Vakit, namazın şartıdır.” gerekçesiyle vakitlerin teşekkül etmediği yerlerde namazın farz olmadığını söyleyenler varsa da, namazın asıl sebebinin ilahî hitap olduğunu esas alarak, bu yörelerde namazların takdirle kılınacağını söyleyen âlimler çoğunluktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.), günlerin uzun olduğu kıyamet öncesi günlerde namazların takdir edilerek kılınması gerektiğini belirtmesi (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşratu’s-Saat, 20.) bu görüşe kaynaklık etmektedir. Bu hadis, vakitlerin oluşmamasının namazı düşürmeyeceğini ortaya koyduğu gibi, vakit oluşmayan bölge ve zamanlarda vakitlerin takdir edilerek kılınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Anlaşılıyor ki, ilahî hitap, Hz. Peygamber’in sünneti ve amelî tevatür gereği bütün Müslümanlar, bir günde yani 24 saatte 5 vakit namazla mükelleftirler. Aksi hâlde kutuplarda ve kutuplara yakın bölgelerde olduğu gibi dünyanın bazı yerlerinde yaşayan Müslümanlar, İslam’ın en temel ibadeti olan namazı ömürlerinde hiç kılmayacaklardır. Şu hâlde, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, namazlar, vakitleri takdir edilerek kılınır.