Makale

"Hayatım İbret Aynası"- Bir Büyük Çınar Göçtü-

İshak Özen

“Hayatım İbret Aynası”
Bir Büyükçınar Göçtü

12 yıl önce yeniden basılan “Hayatım İbret Aynası” başlıklı hatıratına “Ömür kısa, arzu çok, yaşım seksen bir. Önümde dağlar kadar hizmet var. Ben ise henüz işin başındayım.” cümleleri ile başlayan Ahmet Muhtar Büyükçınar hoca efendi, doksan üç yıllık hizmetini tamamlayarak 6 Nisan 2013’de Hakk’a yürüdü.
Kendisi ile bizzat tanışıp hayır duasını almak nasip olmasa da değme romanlara taş çıkartan ve “Bu kadarı da ancak filmlerde olur.” dedirten hayat hikâyesini okudum yıllar önce. Hoca efendinin, “Bugün kendim dahi tüm bunları nasıl yaşadığıma hayret etmekten kendimi alamıyorum.” dediği hayat hikâyesi, İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’un dostluğunu kazanarak kendisinden istifade eden ve genç nesle yönelik gerçekleştirdiği sohbet toplantıları ile bir devre adını altın harflerle yazdıran merhum Mahir İz hocayı da heyecanlandırmış ve dudaklarından “Nihayet aradığım adamı buldum. Ezher’de okuyup gelmiş Ahmet Muhtar hoca namında bir zat, ilmî tedrisat ve hizmette tam benim arzu ettiğim metodu takip ediyor. Kendisi ile çok işler yapacağız. Bugün çok bahtiyarım!” sözleri dökülmüştür.
Henüz bir yaşına gelmeden annesini kaybeden Büyükçınar’ın, dört yaşında teyzesinin şefkatinden de mahrum kalması ve hemen ardından babasının üçüncü evliliğini gerçekleştirmesi, hoca efendi için yıllarca sürecek çileli bir hayatın da başlangıcı olur. Sonraki yıllarını kendi ifadesiyle merhametsiz, cimri ve ilgisiz bir baba ile zalim bir üvey anne ve kendisini kaçak rakı imalatında çalıştıran ve hatta esrar sattıran bir dayı ile geçirmek zorunda kalan Büyükçınar’ın hayatı, sahipsiz, sevgisiz ve kimsesiz küçücük bir çocuğun her türlü yokluk ve yoksunluk içerisinden sıyrılarak tek başına ayakta kalmasının, azim ve kararlılıkla çalışıp bir İslam âlimi olarak ortaya çıkmasının destansı bir hikâyesidir.
“Hayatım İbret Aynası”, bir arayışın ve ilim yoluna adanmış bir hayatın hikâyesidir. “Ya ilim, ya ölüm!” diye çıkılan ve bir asra yaklaşan uzun bir yolculuğun hikâyesi…
Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın hayatı ilmin, irfanın, şefkatin ve aile sıcaklığının olmadığı bir ortamdan sıyrılıp kendi yolunu kendi çizen, arayıp bulduğu her hocadan ders almak için yalvaran, “Eğer bana ders vermezseniz kıyamet günü yakanıza yapışırım.” diyecek ve hayatı boyunca mecbur kalmadıkça asla kitaplara arkasını dönüp oturmayacak kadar hassas bir ilim ve irfan aşığının doğuşunun dokunaklı hikâyesidir.
Altı yaşından itibaren dokumacılık, sığırtmaçlık, bağ bekçiliği, çerçilik, kebapçılık, aşçılık, baklavacılık, marangozluk, hamallık ve ırgatlık yapan ve sık sık evden kaçarak kayıplara karışan Büyükçınar, on yedi yaşına geldiğinde gönlünü dolduran Kur’an aşkıyla her şeyden vazgeçip kendisini İslami ilimleri öğrenmeye ve öğretmeye adar. Kaçak olarak Halep ve Şam’a giden hoca efendi, bu şehirlerde iki sene eğitim alır. Daha sonra yurda dönen ve askerliğini yapan Büyükçınar, bu kez yasal yollardan Kahire’ye gider ve Ezher Üniversitesinde 12 yıl eğitim görür. Okul yıllarında Türk ve Arap öğrencilere özel dersler veren hoca efendi, aynı zamanda Aynü’ş-Şems Üniversitesi’nde de hocalık yapar. Büyükçınar, Kahire’de yaşadığı yıllarda devrin en büyük İslam âlimlerinden son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi’den, Zahit Kevseri’den, Ezher’de müderris olan Konyalı Ali Zeki Efendi’den ve İslam İşbirliği Teşkilatı eski Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası Yozgatlı Muhammed İhsan Efendi’den de feyz alır. Tahsilini tamamlamasının ardından Ezher’de hoca olarak kalması da dâhil, kendisine yapılan tüm cazip teklifleri reddederek 1962 yılında Türkiye’ye döner.
O yıllarda Ezher diploması kabul edilmediği için, resmî bir görev alamaz. İlk hocasına verdiği sözü tutarak her isteyene ders verir ancak hiç kimseden ücret almaz ve 1977 yılına kadar ailesini baklavacılık, dokumacılık ve konfeksiyonculukla geçindirmeye çalışır. 1977 yılında 57 yaşında iken Diyanet İşleri Başkanlığının Haseki Eğitim Merkezi’nde “resmen” hocalığa başlayan Büyükçınar, 1985 yılında yaş haddinden emekliye ayrılır.
Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın hayatının en dikkat çekici yönü, onca zorluğa, yoksulluk ve yoksunluğa tek başına direnerek kendi azim ve çabasıyla eğitimini tamamlamasının ardından kendisine geniş imkânlar teklif edilmesine rağmen asla ilmini maddiyata çevirmeyi düşünmemesi, diplomasının bile tanınmadığı kendi ülkesine dönerek hiçbir öğrencisinden ücret almadan dokumacılık ve baklavacılık yaparak hayatını kazanmaya çalışmasıdır.
Büyükçınar hoca İslam’ı ve Kur’an’ı genç nesillere aktarabilmek için binbir türlü meşakkate göğüs geren ve bir gün yatsı namazı sonrası kimselerin olmadığı bir saatte kahvehanede çaycıya Kur’an dersi verirken “yakalanan” hoca efendiye komiserin söylediği, “Biz Kur’an’ı yok etmeye çalışıyoruz, sen de bize meydan okuyarak çayhane adı altında burada Kur’an öğretiyorsun!” cümlesi, bir devrin, milletin temel değerlerine bakış açısını ve psikolojisini yansıtması bakımından oldukça manidardır.
Bu mübarek topraklarda her şehirde, her köyde bir Büyükçınar’ın ebediyete kadar var olması duasıyla…