Makale

SORUN SÖYLEYELİM

SORUN SÖYLEYELİM

Hazırlayan: Dinî Soruları
Cevaplandırma Komisyonu

İlham nedir?
İlham ile amel edilebilir mi?
İlham, Allah’ın doğrudan veya melek aracılığıyla iyilik telkin eden bilgileri insanın kalbine ulaştırması, feyz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi, kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu demektir. Bir ayette, Allah’ın insan benliğine hem takvâyı hem de fücuru (kötülük duygusunu) ilham ettiği belirtilmektedir (Şems, 8).
İnsan kalbine bazı bilgilerin ilham edilmesi mümkün olmakla birlikte ,bunlar genel geçerliliği bulunan kesin bilgi kaynağı teşkil etmez ve dinî konularda delil olarak kullanılamaz. Zira ilhama dayalı bilgiler kontrolü mümkün olmayan sübjektif bir nitelik taşır.
Rızık nedir?
Sözlükte azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey anlamına gelen rızk terim olarak, Yüce Allah’ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şey demektir. Buna göre rızk, helâl olabileceği gibi, haram da olabilir.
Rızık konusunda benimsenen temel prensipler şunlardır:
1. Rızkı yaratan ve veren ancak Allah’dır. Kur’an’da, "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın..." (Hud,6) buyrulmaktadır. Başka bir ayette de Allah’ın, dilediğine bol rızık verip, dilediğinin rızkını daralttığı ifade edilmektedir (Şûra, 12). Kul, Allah’ın evrende geçerli tabiî kanunlarını gözeterek çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur. Allah da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allah’ın yegane rızk veren olması, tembellik yapmayı, çalışmamayı, yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olmayı gerektirmez.
2. Haram olan şey de, rızk kapsamındadır. Fakat Allah’ın haram olan rızkı, kulun kazanmasına rızası yoktur. Kur’an’da, "Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızklardan yeyin..." (Nahl, 114) buyurularak, helâl yenilmesi emredilmiş, haram yasaklanmıştır.
3. Herkes kendi rızkını yer; hiç kimse başkasının rızkını yiyemez.
Özürlü kime denir, nasıl abdest alır, özrü sebebiyle elbisesine bulaşan necasetin hükmü nedir?
Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, kadınların hayız ve nifas dışındaki akıntısı gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi hâlinde, özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de özürlü denir.
İslam dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için birtakım kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlığından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe, bu abdestle o vakit içerisinde dilediği gibi namaz kılar, Kur’an-ı Kerim okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir hâlin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur.
Kişiyi özürlü kılan hal, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar.
Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması hâlinde, bundan kaçınılması mümkün değil ve temizlendiğinde tekrar bulaşacaksa çamaşır yıkanmadan namaz kılınabi- lir. Fakat elbiseye tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.
Cuma günü ve Cuma vakti çalışılır mı?
Kur’an-ı Kerim Cum’a Suresi’nin konu ile ilgili 9 uncu âyetinde "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır" buyurulmaktadır. Buna göre Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında dinen bir sakınca yoktur.
Cuma saatinde, Cuma namazı ile yükümlü olanların alışveriş yapması caiz olmayıp dinen sorumluluk getirmekle birlikte bu tür akitlerden elde edilen kazanç helâldir.
Cuma namazı kılmakla dînen yükümlü olan satıcının iş yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan birisini istihdam etmek suretiyle iş akışının devamını sağlamasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.
Ayakkabı ile cenaze namazı kılınabilir mi?
Bütün namazlarda olduğu gibi cenaze namazında da namaza mani olan pisliklerden temizlik (necasetten taharet) şarttır. Buna göre, cenaze namazı kılacak kimsenin ayakkabılarında namaza engel bir pislik yoksa, namazını ayakkabıları ile kılmasında dinen bir sakınca bulunmamaktadır.
Defin ve cenazenin yıkanması konusunda yapılan vasiyet geçerli midir?
Sağlığında kendisini belirli bir kimsenin yıkamasını, cenaze namazını kıldırmasını ve defnetmesini yahut da belirli bir yere defnedilmesini vasiyet eden kişinin, bu vasiyeti bağlayıcı değildir. Ancak, ölünün yakınları, dilerlerse bu vasiyeti yerine getirebilirler.
Cenaze geçerken ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?
Dinimize göre, ister Müslüman olsun, isterse kâfir, bütün insanlar saygıdeğerdir. Nitekim Kur’an’da, "Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık." buyurulmaktadır (Isrâ, 70). İnsana hayattayken saygı gösterilmesi gerektiği gibi, ölümünden sonra da saygı gösterilmesi gerekir. Hz. Peygamber, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Vahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, "o da bir nefis (insan) değil miydi?" buyurmuştur (Buharı, Cenaiz, 50; Nesâî, Cenâiz, 45-47; Ibn Mâce, Cenaiz, 35). Cenazeye şahit olan kişi, vefat edenin yakınlarına taziyede bulunup üzüntülerini paylaşmalı, onlara ve cenazeye saygılı davranmalı, ayrıca bundan ibret almalı ve tefekkür etmelidir. Ayağa kalkmak da bu ruh hâlinin bir ifadesidir. Sonuç olarak, cenaze için ayağa kalkmak, zaruri olmamakla birlikte, ölüye ve yakınlarına saygının ifadesi olarak güzel bir davranıştır.
Namaz kılarken kaç rekât kıldığı konusunda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?
Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür ve kararsızlıklar meydana gelir. Bu yüzden sözgelimi dört rekâtlı bir namazı üç rekât mı, yoksa dört rekât mı kıldığında ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden biri namazında kaç rek’ât kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın" (Zeylâî, Nas- bu’r-Râye, II, 1 73).
Namazda sürekli olarak şüpheye düşüp kaç rekât kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse, kıldığına emin olduğu en az rekât sayısını esas alarak namazına devam eder. Hz. Peygamber, "Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rekâtı esas alarak namazına devam etsin1’ buyurmuştur (Nesâî, "Sehv", 24; Ibn Mâce, "İkâme", 132). Buna göre dört rekâtlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekâtın birinci rekât mı ikinci rekât mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekât kılmış sayar ve birinci sayılan rekâtın ikinci; üçüncü sayılan rekâtın da dördüncü rekât olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekâtın sonunda ihtiyaten teşehhüt miktarı oturur, böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar.
Kadınların erkeklerle aynı safta namaz kılmasının hükmü nedir?
İster cuma, ister bayram, ister cenaze namazı, isterse başka bir namaz olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar, en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş; "Namazda erkek saflarının en faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise en arkada bulunanıdır. Kadın saflarının en faziletlisi ise en arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır." (Müslim, "Salat" , 132; Ebu Dâvud, "Salat", 97. Tirmizi, "Mevakıt", 52; Nesai, "İmame", 32; Ibn Mace, "İkame", 52) buyurmuştur.
Bu şekildeki uygulama, kadınların ikinci sınıf konuma indirgenmesi anlamına olmayıp, herkesin anlayabileceği tabiî, fıtrî birtakım sebepler yüzünden, hem kadınların hem de erkek cemaatin daha fazla huşu ve sükûn içerisinde namaz kılabilmeleri içindir.