Makale

Çalışma Ortamındaki Stresin Hayata yansımaları

Çalışma Ortamındaki
Stresin
Hayata Yansımaları

İrem Koç
Münih, Maximillians University

Stres, gerek özel diyaloglarımızda, gerekse medyada uzun zamandan beri çokça zikredilen bir konu olagelmiştir. Herkes kendisine göre stresi tanımlamakta, yaşadıkları strese çözüm aramakta, faydalı olacağını hissettikleri yayınları okumakta ya da programları izlemekte, dinlemekteler. Bunlardan bir adım ötesine geçmeyi, bir basamak yukarısına çıkmayı ve konulara oradan bakmayı denedik mi? Bunu yapmak çok daha önemli. Çünkü o zaman kendi hayatınızda görülmeyen bazı şeyleri görme, bilinmeyen bazı şeyleri bilme muvaffakiyetine erişebileceksiniz.
Bu makalede, başlıkta belirtilen ’çalışma ortamındaki stresin hayata yansımaları’ konusundan ziyade, öncelikle stresin temelinde yatan sebepler ele alınacak, sonra ’hayata yansımaları’ konusuna değinilecektir.
’Bir adım ötesinden, bir basamak yukarısından bakmak’ nasıl olur? Diyelim ki, çok önemli bir sorun yaşıyorsunuz ve bu sorun bütün hayatınızın gidişatını etkiliyor. Ne yaparsınız? O sorundan uzaklaşmaya mı çalışırsınız? Eşe-dosta sorup, onların bu durumlarda neler yaptıklarını mı öğrenmeye çalışırsınız? Yoksa uzman bir kişiyle görüşmeyi mi tercih edersiniz? Bunların hepsi de birer yöntem tabiki, ama, başınızı iki elinizin arasına alıp düşünme, kendi iç âleminizde bir yolculuk yapma yolunu hiç denediniz mi? Sorunlara en güzel, en uygun çözümlerin, sizin içinizde keşfedilmeyi beklediğini hiç duyup işittiniz mi? Bunların çok bilinmediği, bilinse bile pek uygulanmadığı kanaatindeyim. Çünkü, zihinlerimiz bizi çepeçevre saran, ister sanal, ister gerçek olsun, birçok kitle etkileşim araçlarıyla öyle bir bulandırılmış ki, artık pek çok kişi kendilerini bilmek, kendi iç âlemlerini keşfetmek şöyle dursun, en sevdiklerinin, en yakınlarının isimlerini bile hatırlayamaz hâle gelmiş. Özellikle yoğun bir internet kullanıcısı, seçici olmayı başaramayan bir televizyon izleyicisi isek, kendimizi sosyal ilişkilerden soyutladığımız için, gerçeklerle sanal olanı ayırdetmekte zorlanmaya başlarız ki, bu sorunun sadece bir yönü. Bir de diğer bir yönü var: Özgüven eksikliği. "İnsanın, sigara ve/veya alkol kullanmak gibi kendisine yaptığı pek çok düşmanlık Var kî, bunlar görmemezlikten gelinemez. Ancak pek çoğumuz, yaşanılan negatif hâdiselerin sorumluluklarını başkalarına yüklemek eğiliminde olduğumuzdan, kendi payımıza düşeni ifade etmek istemeyiz. Yaşanılan stresin, kendimizden kaynaklanan nedenlerini görebilmek için de, içe yolculuk veya içe bakış önemlidir.
Şimdi lütfen kendi kendinize sorun; kaçımızın daha küçük yaşlardayken yetenekleri fark edildi ve bunları geliştirmek için aile, öğretmen, çevre desteği gördü? Kaçımız istediği okullarda okudu? Kaçımız üniversitedeki istediği bölümü kazandı ve oradan başarıyla mezun oldu? Kaçımız istediğimiz işi yapıyoruz? Meselenin kökü ne kadar da çok derinlere iniyor! ’içinize doğru yolculuk yapın!’ derken, kısmen bunlara cevap arıyoruz. Eğer bu soruların dörtte ikisine olumlu cevap alabiliyorsanız, kendinizi stresten korumanın yollarını da kısmen bulabilirsiniz.
Öyle ise yapılması gereken ne? Öncelikle işe, bireyin kendisini, isteklerini, ideallerini keşfetmesi ya da genel olarak kendisini tanımaya çalışmasıyla başlanmalı. Zayıf ve güçlü yanlar bilinmeli, kişiyi nelerin kızdırıp nelerin sevindirdiği, nelerin rahatlattığı bulunmalı... Bu süreç çok uzun ve zor olmasının yanında, kendisinden uzaklaşıldıkça da köklü sorunlara yol açabilir. O yüzden başlanabildiği kadar erken başlanmalı ve hayata bunlara göre bir yön verilmeli. En temelde bunlar yapılmazsa, kişi, hayatı boyunca özgüveni az, korkak, bağımlı, hedefsiz olarak yaşamaya mahkum olur. Böyle bir kişinin de hayatından stres Tilç^ksiTrölm az.
Buraya kadar strese yol açan temel sorun, kişilik özellikleri ya da insan faktörü üzerinde durulmaya çalışıldı. Şimdi diğer bir faktör olan çevre üzerinde kısaca duralım. Çağımızda herşey, neredeyse ışık hızıyla değişmekte. Değişimin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu konusu, apayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, hayatımıza özellikle çalışma hayatımıza aşırı derecede stres getirdiği bir gerçek. Düşünün bir kere; ertesi gün işinize gidiyorsunuz, sizi çok farklı bir yerde çok farklı bir görev bekliyor, iş gereği şehir ya da yurt dışına çıkmanız gerekiyor, patronunuz veya âmirinizle karşılaştınız, selâmınıza mukabele edilmedi, oda arkadaşınız yüksek sesle müzik dinliyor, biriyle tartıştınız veya size angarya olarak nitelenebilecek bir iş verildi, hastasınız, sevk kağıdını imzalayan yönetici duyarlılık gösterip geçmiş olsun demedi, bir şekilde hak ihlâli veya ayırımcılık yaşadınız, yöneticisiniz, ancak ekibinizden arzu ettiğiniz kalitede verim alamıyorsunuz ... Sayıları binleri bulan sebepler, sebepler... Peki, bütün bunlarla nasıl başa çıkacaksınız? Önce şu sorunun cevabını arayın içinizde: Ben bu işi seviyor muyum? Ve daha sonra sırasıyla: Başka alternatiflerim var mı, neler? Bu işte gördüğüm bir gelecek var mı? Ailem, işim hakkında ne düşünüyor? Bu işin hayatıma getirdikleri, hayatımdan götürdükleri neler? Olumlu netice alabilmek için nasıl bir adım atmalıyım? Sesimi yükseltmekle sorunlar çözülecek mi? Yoksa yanlış gördüğüm şeyleri daha suhûlet ve sükûnetle mi ifade etmeliyim? Ekibimdeki elemanlarla diyalog kurabilmek için doğru anahtarı mı kullanıyorum? Ve daha sonra bunları teker teker cevaplandırın. Bu soruları daha da genelleştirip, iş hayatınıza dair olan soruları, hayatınıza dair sorular hâline de getirebilirsiniz. Çünkü siz de takdir edersiniz ki, bu ikisini birbirinden ayırmak pek doğru olmaz. Nihayetinde o işte çalışan da sizsiniz, o hayatı yaşayan da.
Sorunu tanımak, cevaplan bulmanın en önemli ilk adımıdır.