Makale

SÜFYAN ES-SEVRÎ’NİN HADİS TARİHİNDEKİ YERİ BİR MUHADDİS OLARAK SÜFYAN ES-SEVRÎ

SÜFYAN ES-SEVRÎ’NİN HADİS TARİHİNDEKİ YERİ BİR MUHADDİS OLARAK SÜFYAN ES-SEVRÎ
SUFYAN AL-THAWRI’S POSITION IN HADITH SCIENCE

ÖMER FARUK AKPINAR
ARŞ. GÖR.
SAKARYA Ü. İLAHİYAT F.


ÖZ
Hicrî II. asırdaki ilk tedvin faaliyetlerinin öncülerinden olan Süfyan es-Sevrî, tâbiûn ve etbâu’t-tâbiînden tevarüs ettiği ilim mirasını gerek tedvin gerekse tedris ile sonraki nesillere aktarmış, başta hadis ve fıkıh olmak üzere tefsir, akaid, rical gibi pek çok ilme önemli katkılarda bulunmuş hadis imamlarındandır. Süfyan’ın eserleri doğrudan günümüze ulaşmamış olsa da talebeleri tarafından ondan aktarılan ilim hazinesi, kendi çağından itibaren hemen hemen tüm rivayet ilimlerinde birincil kaynaklardan olarak kabul görmüştür. Bu çalışmanın hedefi Süfyan es-Sevrî’nin dünya ilimlerinin en hayırlısı olarak nitelediği hadis ilmindeki konumuna dair söylenenler ile hakkında yapılan değerlendirmeleri ele almak, onun rivayet ve ravi bilgisinin enginliğini gösteren bir durum tespitinde bulunmaktır.

Anahtar Kelimeler:
Süfyan es-Sevrî, Sevrî, Hadis, el-Câmi


ABSTRACT
Sufyan al-Thawri, one of the pioneers of compilations of hadith in the second century after hijra, had been transferred wisdom heritage which had been inherited from the Prophet Mohammad’s companions’ students and their also, to the next generation by both collecting and teaching (by collecting both teaching). He has made significant contributions to sciences as tafseer (commentary), kalam (theology), rijal (biography), in particular hadith and fıqh (Islamic law). Sufyan’s works have not survived directly to us but the wealth of knowledge, transferred from him by his students, has been accepted as one of the primary sources in almost all Islamic narrated sciences since his age. The objective of this study is drawing a portrait of his position in hadith, that he described as the most auspicious tradition of world knowledge, and researching assessments made about him, and also to due diligence on his information’s immensity about hadiths and its narrators.

Keywords:
Sufyan al-Sawri, al-Thawri, al-Sauri, Hadith, al-Jami

A. Giriş

T
am adı Ebû Abdullah Süfyan b. Saîd b. Mesrûk olan Sevrî, Emevî hali-fesi Süleyman b. Abdulmelik zamanında 97/715 yılında Kûfe’de doğmuş ve hayatının büyük kısmını bu şehirde geçirmiştir. Muhtelif sebeplerle gittiği Bağdat, Hulvân, Buhârâ, Rey, Cürcân, Merv, San’a, Medine, Mekke, Kudüs, Remle, Askalân, Sûr, Tâif, Vâsıt ve Basra şehirlerinde bu yerlerin meşhur âlimleri ile ilmî müzakerelerde bulunmuştur. Abbasi halifeleri Mansur ve Mehdi tarafından teklif edilen kadılığı kabul etme-yerek 155/761 yılında Kûfe’den ayrılmış ve gizlenmiştir. Kalan ömrünü Yemen ve Hicaz bölgesinde geçiren Süfyan, genel kabul gören görüşe göre 161/778 yılının Şaban ayında 63 yaşındayken Basra’da vefat etmiş-tir. Süfyan’ın hayatına dair, ilim yolculuklarında müzakerelerde bulun-ması, dostları ile mektuplaşmaları ile halife Mansur ve Mehdi ile görüş-meleri dışında fazla malumat bulunmamaktadır.
Süfyan’ın yaşadığı dönemin hareketli bir dönem olduğu söylenebilir. Özellikle Abbasi hâkimiyeti döneminde ehl-i beyt eksenli isyanların ya-nısıra Şia, Hariciler, zındıklar ve diğer siyâsî/dînî hareketlerle mücadele edilmiş, kültürel ve ilmî sahada bir mücadele vermenin gereğiyle İslamî ilimler tedvin edilmeye başlanmıştır. Hadislerin tasnifinde de önemli etkisi bulunan fıkıh ilminin teşekkül süreciyle ilgili çalışmalar bu gayre-tin bir sonucudur. İdareye getireceği pratik faydalar göz önüne alınarak, yargı ve hukuk sisteminde ihtiyaç duyulan bilgilerin tedvin ve tasnif edilmesine öncelik verilmiştir. Yapılan çalışmalar idare tarafından da desteklenmiş ve teşvik edilmiştir. Meşhur kıraat bilginleri, ilk tefsir müellifleri, Arap dil bilginleri, mezhep imamları yanı sıra hadis rivayeti-ni devam ettiren ve büyük ölçüde tedvin ve tasnif eden muhaddisler bu dönemde ilmi ve kültürel alanda faaliyet göstermişlerdir. Hadis çalışma-ları geniş bir coğrafyaya yayılmış, özellikle Hicaz ve Irak bölgelerinde büyük muhaddisler yetişmiş, hadis yolculukları çoğalmış ve ilk tedvin faaliyetleri artarak devam etmiştir.
Muhaddis bir babanın oğlu olması hasebiyle ilim ehli bir çevrede say-gın kişiler arasında yetişen Süfyan, babasının yolunu takip ederek döne-minin meşhur ulemasından dersler aldı ve hadis bilgisini zenginleştirdi. Keskin zekâ ve kuvvetli hafıza gücüne sahip olan Süfyan, kısa sürede akranları arasında sivrilmiş, daha küçük yaşta bilgisine ihtiyaç duyulan ve sohbeti aranan biri haline gelmiştir. Hadis müktesebatının geniş ol-ması, fıkhî görüşlerinin bir mezhep oluşturacak genişlikte olması ve fıkhî meselelerde kıyasa başvurması sebebiyle o, hem ehl-i hadisten hem ehl-i reyden sayılmıştır. İlmi seven ve zor hayat şartlarında bile ilimle uğra-şan, zekâ ve dehası ile kendini ispatlayan Süfyan hakkında talebelerinin bazı sözleri onun ilmî şahsiyetini ortaya koyar niteliktedir.
Süfyan’ın, 130 kadarı tâbiî olmak üzere 600 kadar hocadan hadis din-lediği söylenir. “Bize öğretecek bir hoca buldukça ilim öğrenmeye de-vam ederiz” diyen Süfyan’ın ilim öğrendiği hocaların başında İbn Ebî Leylâ (148/765), İbn Şübrüme (144/761), kendisinden çokça rivayette bulunduğu Ebu İshak es-Sebiî (127/745), Mansur b. el-Mu’temir (132/750), Eyyûb es-Sahtiyânî (131/749), Sevrî’nin ‘tanıdığım dört büyük hadis hafızından biri’ diye bahsettiği Âsım el-Ahvel (142/759), Süleyman el-A’meş (148/765), İbn Cüreyc (150/767), Ma’mer b. Râşid (153/770), Hammâd b. Zeyd (179/795) gelmektedir. Bunlardan başka Ebân b. Tağleb, Muhammed b. Aclân, Ca’fer es-Sâdık, Ebû Hanîfe, el-Evzâî, Muâviye b. Sâlih, İbn Ebî Zi’b, Husayb, Mis’ar, Şu’be ve Ma’mer ilim alışverişinde bulunduğu kendisinden önce vefat eden büyük âlimlerdir.
İnsanlara ilim öğretmeyi en faziletli amel telakki eden Süfyan’dan ilim alanların sayısının 20 bin kadar olduğu söylense de Zehebî, bu ra-kamı abartılı bulmakta ve Süfyan’ın talebelerinin ancak bin kadar olabi-leceğini, meçhul ve kezzablarla birlikte 1400’ü bulabileceğini söylemek-tedir.
Ondan hadis rivayet edenlerin başında Câmî’ adlı eserlerini rivayet edenleri zikretmek gerekir. Süfyan’dan otuz bin hadis işittiğini söyleyen Ubeydullah b. Abdurrahman el-Eşcâî (182/798) bunlardan biridir. Kûfe’de Süfyan’ı Eşcâî’den daha iyi bilen kimsenin olmadığı, onda Süf-yan’ın kitaplarının bulunduğu, bunları sema ve kıraat yollarıyla rivayet ettiği (er-rivâye ale’l-vech), ayrıca el-Câmi’ini de olduğu gibi rivayet ettiği belirtilmiştir. Zeyd b. Ebi’z-Zerkâ (193/808), Muâfâ b. İmrân el-Mevsılî (185/803) ve Abdullah b. Velîd el-Adenî (?), Gassân b. Ubeyd el-Ezdî (?), Câmi’i rivayet eden diğer isimlerdendir. Bişr el-Hafî’nin de Cami’i dinlediği ve ona göre amel ettiği, Abdülazîz b. Ebî Osmân’ın (?) da Câmi’yi en iyi bilenlerden olduğu nakledilmiştir.
Süfyan’ın kâtipliğini yapan San’a kadısı Hişâm b. Yusuf es-San’ânî (197/812) ve vefatından sonra Süfyan’ın makamına oturan Veki’ b. el-Cerrâh (139/756-197/812) da Süfyan’ın hadislerini en iyi bilenlerdendi. Vekî’in, Süfyan’ın hadislerini ezberden okuyarak talebelerine imla ettir-diği, ancak hadisleri yazmadığından, Sevrî’nin hadisleri kendisinden istendiği zaman akranlarının eserlerini kullandığı söylenir.
Sevrî’nin “hadiste müminlerin emiri” ve “üstadımız” dediği ve kendi-sinden hadis aldığı Şu’be (160/776), ilmî müzakerelerde bulunduğu Mâlik b. Enes (179/795), insanların önünde öne geçirerek kendisine saygı gösterdiği el-Evzaî (157/773), “şarkın, garbın ve ikisi arasındaki yerlerin âlimi” diye nitelediği, “Ben bütün ömrümü Abdullah’ın bir senesi gibi geçirmeyi çok istedim, ancak üç günü bile onun gibi geçirme-ye muktedir olamadım.” dediği rical ve fıkhu’l-hadîs bilgisi ile tema-yüz eden İbnü’l-Mübârek (181/797); “alimlerin yakutu” dediği Muâfâ b. İmrân el-Mevsılî (185/803); hıfzının sağlamlığını ‘şeytan gibi’ diye nitelediği Yahyâ b. Saîd el-Kattân (198/813); Süfyan’a “Sen yaşarken hadis rivayet etmem uygun olmaz” diyen, isim benzerliği nedeniyle se-nedlerde es-Sevrî ile sıkça karıştırılan Süfyan b. Uyeyne (198/814), Süfyan’ın otuz bin kadar hadisini bildiği söylenen Yahyâ b. Âdem (203/818); “Süfyan’ın hadis kitabının benden çalınması çok da umu-rumda olmaz. Çünkü bütün hadislerini ezberledim.” diyen Ebû Ahmed ez-Zübeyrî (203/818); ilk müsned yazarlarından Ebu Davud et-Tayâlisî (204/819); Süfyan’ın hadislerini en iyi bilenlerden ve günümüze bir parçası ulaşan hadis cüzünün ravisi Muhammed b. Yusuf el-Firyâbî (211/826); Süfyan’ın rivayetleri konusunda elimizdeki en önemli kay-nak olan Abdurrezzâk (211/826); Süfyan’ın hadislerinde ihtisas sahibi, ravilerin isimleri ve nesepleri konusunda vukûf sahibi Fadl b. Dukeyn (219/834) Süfyan’ın önde gelen diğer talebelerinden bazısıdır.
Süfyan’ın hadislerini en iyi bilen kimseler olarak İbnü’l-Mübârek, Yahyâ b. Saîd, Vekî’, Abdurrahmân ve el-Eşcaî zikredilmiş, bunlardan sonra ise Yahyâ b. Âdem, Ubeydullah b. Mûsâ, Ebû Ahmed ez-Zübeyrî, Ebû Huzeyfe, Kabîsa, Muâviye b. Hişâm ve el-Firyâbî sayılmıştır. Ondan ilim almış en son vefat eden kişi olarak da Ali b. el-Ca’d (230/844-845) zikredilmiştir.
Süfyan’ın tefsir, fıkıh, tasavvuf ilimlerindeki yeri ile akidesi ve zühdü konularında çalışmalar bulunduğundan bu yazıda sadece hadis ilmi çerçevesinde ilmî kişiliği ele alınacaktır.

B. Süfyan es-Sevrî’nin Hadis İlmindeki Yeri
İbn Hacer’in yedinci tabaka muhaddislerinin öncülerinden olarak say-dığı Süfyan es-Sevrî, hadis ve rical ilmindeki müktesebatı ile birçok kişi tarafından “hadiste müminlerin emiri” olarak nitelenmiş muhaddis-lerden biridir. Diğer birçok kimse yanında kendi akranı olan, hadis, rical, ilel, cerh ve ta’dil ilimlerinin öncülerinden kabul edilen Şu’be ile cerh ve tadilde teşdidi ile maruf olan Yahyâ b. Maîn’in onu bu sıfat ile niteleme-leri onun ilimdeki otoritesini açıkça göstermektedir. Nitekim insanların başkalarından ilim alabilmek için ondan kendilerine referans olmasını istedikleri görülmektedir. Ali b. el-Medînî, isnadların dönüp dolaştığı altı kişinin ilminin kendilerinden sonraki musannif kimselere geçtiğini söyledikten sonra Kûfe’den de Süfyan’ı saymaktadır.
Süfyan hakkında, hocalarının, akranlarının, talebelerinin ve daha son-raki âlimlerin övgü dolu pek çok sözü bulunmaktadır. İbnü’l-Mübârek, Süfyan’ın hadis ilmindeki üstün konumuna dikkat çekmek için “Süfyan gibisini görmedim. Sanki o, bu iş (hadis ilmi) için yaratılmış.” “Yeryü-zünde ondan daha bilgili birisini tanımıyorum.” diyerek onu övmüştür. Döneminde fıkıh, hadis ve zühde öncü olduğu için muhaddislerce imam kabul edilen Süfyan es-Sevrî, özellikle fıkıh konusunda, hadisin fıkhın hangi babıyla alakalı olduğunu tespitte hadisçilerin önderi kabul edilmiş-tir. Süfyan, Süfyan b. Uyeyne’ye neden insanlara hadis rivayet etmedi-ğini sorunca, İbn Uyeyne; “Sen yaşarken hadis rivayet etmem uygun olmaz” cevabını vererek hem hocasına saygısını ifade etmiş, hem de rivayet etse de kimsenin onu bırakıp kendisine teveccüh etmeyeceğini ima etmiştir.
“İnsan için hadisten daha faydalı bir şey yoktur” diyerek hadise büyük değer atfeden Süfyan’ın hadis ilmine de ayrı bir önem verdiği, onu “Dünya ilimlerinin en hayırlısı” olarak nitelediği bilinmektedir. O, “Bu ilmi öğreniniz, sonra ezberleyiniz, sonra da onunla amel ediniz. Amel ettikten sonra onu neşrediniz.” diyerek insanlara hadise ve hadisle ame-le yönelmelerini tavsiye etmiştir. Gerek Kûfe’de kaldığı müddetçe, ge-rekse seyahatleri esnasında hadisle meşgul olmuş, bu ilme büyük hizmet-lerde bulunmuş, hayatının son demlerinde bile işittiği bir hadisi yazmak-tan geri durmamıştır.
Buna mukabil Süfyan’dan hadis ilminin değeri ve onunla ilgilenme konusunda farklı söz ve uygulamalar aktarılmıştır. “Hadis talep etmek ölüme hazırlık değil, insanın meşgul olduğu bir uğraştır (illet).” sözü ile bu işin dünyalık bir meşgale haline geldiğini vurgulamış, “Talebü’l-hadîsin iyi işlerden olmamasından korkarım. Çünkü bu artmakta olduğu halde, iyi işlerden her şeyin noksanlaştığını görüyorum.” diyerek endi-şesini belirtmiş, “Kılacağım iki rekat namaz, bana göre, hadisten daha ümit verir.” “Hadisten başka bir şey sebebiyle nefsimden endişe et-mem!” “Hadis, altın ve gümüşten daha çoktur. Hadisin fitnesi de altın ve gümüşün fitnesinden daha şiddetlidir.” sözleriyle ilmin sorumlulu-ğuna dikkat çekmiş, “İlmimden tamamen kurtulmamı ne kadar arzu ede-rim.” diyerek bir nevi pişmanlığını dile getirmiştir. Hatîb el-Bağdâdî, Sevrî’nin bu sözünden kastının hadislerin hakkını verememe ve amel edememe endişesi olduğunu söyler. Ebû İshâk el-Fezârî’nin (188/804) uydurma rivayetler endişesi ile ona, “Sakın hadise yaklaşma” dediği, Râbiatü’l-Adeviyye’nin ise “Süfyan ne iyi bir insan! Keşke hadis (riva-yetini) sevmemiş olsa” dediği, yakın arkadaşlarından olan İbrahim b. Edhem ve Bişr-i Hafî gibi sûfîlerin hadisle meşgul olanlara uyarılarda bulundukları nakledilmiştir. Çok fazla hadis rivayet etmekten kaçınan Süfyan, “niçin hadis rivayet etmiyorsun” sorusuna “Hadis rivayet eden zelil olur” diyerek cevap vermiştir. Süfyan’dan aktarılan bu söz ve uygulamalarla birlikte onun, hayatının son demlerine kadar bu ilimle meşgul olduğu göz önünde bulundurulduğunda bütün bu uyarıların belli bazı kimselere yönelik veya bazı hallere has olduğu söylenebilir. Nitekim o, “Sizi ve kendimi gizli şehvetten sakındırırım. Bu şehvet size söyledi-ğim, ‘Bana gelmeyiniz!’ sözündedir. Siz bana gelmezseniz muhakkak ben size gelirim. Size rivayet etmemiş olsaydım şüphesiz duvarlara riva-yet ederdim.” sözleriyle hayatı boyunca iktisab ettiği ilmi öğretme noktasındaki arzusunu dile getirmiş, insanları hadis öğrenmeye teşvik etmiştir.
Rical kitapları Süfyan’ı tanımlarken sika, hâfız, fakih, âbid, imâm, hüccet, müçtehid, şeyhu’l-islâm, emîru’l-mü’minîn fi’l-hadîs, imâmü’l-huffâz şeklinde bahsederler. Süfyan tanıtılırken genelde dönemindeki muhaddislerle karşılaştırılmış, birtakım özellikleriyle onlardan üstün görülmüştür. Zehebî, “Süfyan, Mâlik’ten daha fazla hadis biliyor ve rivayet ediyordu. Ancak Mâlik, ricali seçerek hareket ediyordu. Süfyan, Şu’be’den de fazla hadis biliyordu. Nitekim Şu’be’nin rivayetleri 10 bin civarında iken Süfyan’ın rivayetleri 30 bin kadardı.” “O Şu’be’den daha sağlam, rical konusunda ondan daha bilgiliydi” şeklindeki sözleri akta-rır. Yahyâ b. Maîn’in ne hadiste, ne fıkıhta, ne zühdde ne de başka bir konuda hiç kimseyi ona tercih etmediği nakledilmiştir. İshâk b. Râhûye ise “Sevrî, Mâlik ve Evzaî bir konuda ittifak ettikleri vakit, o, sünnettir.” demiştir. Âlimler onun hadiste, fıkıhta, zühd ve takvâda, sade yaşayış ve hakkı söyleme gibi güzel hasletlere sahip olma hususunda önde gelen imamlardan olduğunda aynı görüştedirler.
Sika bir ravi olarak kabul edilen Süfyan, adaletlerine şahitlik edecek herhangi bir muaddile muhtaç olmayan âlimler arasında zikredilmiş, onun adalet vasfı, gerek ehl-i hadis gerkse diğer ilim ehli arasında şüphe-ye mahal bırakmayacak derecede şöhret bulmuştur. Nitekim İbn Ebî Hâtim, cerh ve tadile ihtiyaç duymayan, hadis ve ricaline dair bilgilerine başvurulan, vukuf sahibi, Allah’ın İslâm âlemi ve dinde önder kıldığı birinci tabakadaki hadisçiler arasında onu da zikretmiştir. Bu nedenle uluvvün ikinci derecesi olarak, sahih olmak şartıyla, Süfyan es-Sevrî’ye yakın olmak da sayılmıştır. Osmân b. Saîd ed-Dârimî; Mâlik, Hammâd, Süfyan, Şu’be ve İbn Uyeyne’nin rivayet ettiği hadisleri bil-meyen kişinin hadiste müflis kabul edileceğini söyler. Buradaki müflis kelimesini “hadis hafızı sayılamayacağı” şeklinde açıklayan Zehebî, bu beş ismin rivayetlerini tarikleri bilen ve illetleri anlayan kişinin sünnet-i nebeviyenin yarısına, hatta daha fazlasına vakıf olacağını, ancak bunlar-dan sadece Sevrî’nin rivayetlerinin senedleriyle ve sıhhat durumlarına işaret edilerek yazıldığında on cilt kadar tutacağını söyler.
Süfyan, hem künyesi (Ebu Abdullah), hem de ismi üzerinde ihtilaf ol-mayan ve ikisi ile de meşhur olan âlimlerden sayılır. Ancak Sevrî, kimi zaman Süfyan b. Uyeyne ile karıştırılmıştır. Genelde senedlerde mutlak ‘Süfyan’ olarak geçen tabir Sevrî’yi kastetse de bazen İbn Uyeyne için de kullanılmıştır.
Sonuç olarak Süfyan es-Sevrî’nin âlim, abid, zahid biri olduğu, imam-lığında, itkan, hıfz, ma’rifet, zabt, vera’ ve zühdünde âlimlerin ittifak ettiği bir muhaddis olduğunu söylemek mümkündür.
Süfyan’ın hadis ilmindeki yeri konusunu şu başlıklar altında ele almak mümkündür:

1. İlim Talebinde Niyet
İlim ehli bir ailede yetişen ve genç yaşlarda ilme yönelen Süfyan es-Sevrî, hadis/ilim öğrenme konusunda öncelikli şartın halis niyet olduğu-nu vurgular. Onun “Niyet halis olduktan sonra hadis talebinden daha faziletli bir iş yoktur.” sözü hadis ilminin ve hadislerle meşgalenin önemini bildirmesinin yanında, bundaki gayenin de hâlis olması gerekti-ğini vurgular. Hadisle meşguliyeti dünyalık bir iş olarak değerlendiren Süfyan, gaye Allah’ın hoşnutluğu olduğunda ise hadisi en hayırlı iş ola-rak değerlendirmiştir. O, “Bana göre hadis kadar (mesuliyetinden) kor-kulacak hiçbir şey yoktur. Ama Allah’ın hoşnutluğunu, O’nun katındaki ecri murad eden kimse için de hadisten daha faziletli bir şey yoktur.” “İlim talebi Allah’tan sakınmak için yapılırsa faziletlidir. Bu olmazsa sıradan bir şey gibi olur.” “İlim talebi filan filandan şöyle nakletmiştir, demekle olmaz. İlim talebi, ancak Allah’tan korkmakla olur.” sözüyle dünyevî gayelerden uzak, Allah’ın rızasını gözeten bir hadis tahsilini tavsiye etmekte, hadis talebinde niyetin önemiyle beraber, bu işin getir-diği sorumluluğa da dikkatleri çekmektedir. Kişinin hadis talebinde bu-lunmadan önce yirmi sene edep eğitimi ve ibadetle meşgul olması gerek-tiğini söyleyerek de hadis öğrenimindeki niyet ve sorumluluğun öne-mini ifade etmektedir. Hatta halis niyetli bir ilim talibi bulsa hemen evi-ne gidip ona rivayette bulunacağını söyler. Talebelerini sürekli ilme teşvik eden Süfyan, hadisin bir kuvvet olduğunu, onunla dünyalık ara-yanın aradığına, ahiret umanın da umduğuna ulaşabileceğini söylemiş-tir. Süfyan’ın ilim talebinde bulunan kimselere geçimlerini sağlayacak maişetlerinin olup olmadığını sorduğu ve yeterli kazancı olmayanın ilmi bırakıp, maişetini temine çalışması gerektiğini söylediği nakledilmiştir.
İnsanlar arasında hadis talebesinden daha faziletli birisi olmadığını söy-leyen Sevrî’ye ‘Ama raviler, her hangi bir niyet olmaksızın hadis tale-binde bulunuyorlar?’ diye sorulduğunda o, ‘onların hadis talep etmeleri zaten niyettir’ diyerek cevap vermiştir. Süfyan, niyetin önemi ile bir-likte onu gözetmekle işin bitmeyeceğini de şu cümlelerle ifade etmiştir: “Allah, amele dökülmeyen sözü ve niyeti olmayan ameli kabul etmez. Kitap ve sünnete uygun olmayan sözü, ameli ve niyeti de kabul etmez.” Amelin önemine dikkat çekmek için Hz. Peygamber’den “İlim öğrendiği halde amel etmeyene yazıklar olsun! Bilmediği şeyleri öğrenmeyen kim-seye de yazıklar olsun!” sözünü aktaran Süfyan, bunu hayatında yaşa-yarak göstermiş, hatta ilmi ile amel edenlerin efendisi kabul edilmiştir.
Nitekim ailesinin maddi durumu iyi olmamasına rağmen o ilme yö-nelmiş, çıktığı ilim yolculuklarında ücret karşılığı kervanlarda çalışarak iaşesini temin yoluna gitmiştir. İlimde otorite haline gelmeye başlayan Süfyan’ın, daha sonraları ilmî bağımsızlığını korumak için ticaretle uğ-raştığı, yanında para bulundurduğu, bu vesile ile özellikle idarecilere muhtaç hale gelmeden ilim tahsiline devam ettiği nakledilmiştir. Onun, kusurlu davranma endişesinden ötürü dostlarından hediye kabul etmediği anlatılır. Hatta bir gün Belhli birisi, Süfyan’a bir elbise hediye etmek istedi, fakat onu geri çevirdi. Hadisle ilgilenen birisi olmadığı halde ne-den hediyeyi kabul etmediğini sorunca “Evet, sen hadis dinlemedin ama kardeşin benden hadis dinledi. Hediyeyi kabul etmemin bana onu diğer talebelerimden daha çok sevdireceğinden endişe ettiğim için böyle dav-randım” dedi.

2. İsnada Verdiği Önem
“İsnad, hadisin süsüdür” diyen Süfyan es-Sevrî, hadislerin isnadları ile birlikte rivayet edilmesine büyük önem vermiştir. Hadislerin sıhhatini tespit edebilmek ve asılsız rivayetlere karşı koyabilmek için isnad bilgisi-nin gerekli ve önemli olduğunu vurgulayan Sevrî’nin “İsnad müminin silahıdır. Silahı olmayan ne ile savaşacaktır?” sözü hadis alimleri ara-sında meşhur olmuştur. Süfyan’ın bu benzetmeyi farklı zamanlarda defa-ten kullandığı söylenebilir. Nitekim Abdurrezzâk kendisine hac mevsi-minde bir şey sorduğunda ona: ‘Heyhât! Sen silah (isnad bilgisi) sahiple-rindensin’ diye cevap verdiği nakledilir. O, bu sözüyle isnadın, dolayı-sıyla da sünnetin korunmasının önemine dikkat çekmiş, bu hususta ravi-ler ve rivayetler hakkında değerlendirmelerde bulunarak üzerine düşen görevi yapmıştır.
İsnad kullanımının başlamasına dair şu açıklamalar da ona aittir: “Ravi-ler yalan söylemeye başlayınca, biz de onlara karşı tarih silahını kullan-maya başladık. Şeyhe ne zaman doğduğunu soruyorduk. Buna göre yalan söyleyip söylemediğini anlıyorduk.” Süfyan’ın bu sözü uydurma hadis-lerin zuhuru ile isnad tatbikinin başladığına, muhaddislerin ravilerin hallerini bilmeye ve isnada ne kadar önem verdiklerine ve hadis ravileri-nin ciddi bir araştırma konusu olduğuna şahit gösterilmiştir.
Süfyan, her ne kadar heva ve bidat ehlinden rivayette bulunanlardan olsa da isnada son derece önem vermiş, böyle kimselerden rivayette bu-lunurken durumlarını açıklamaya da özen göstermiştir.
İkinci asrın önde gelen muhaddislerinden olan Süfyan’ın rivayetlerde âlî isnada da önem verdiği görülmektedir. O Basra’ya geldiğinde Hammâd b. Seleme’yi bulmuş, ona selam vermeden önce bir hadis sor-muş, selamı sonraya bırakmıştır. Hammâd, böyle davranmasının sebebini sorduğunda ise “Hadisi senden dinlemeden ölebileceğinden korktum” diye cevap vermiştir. Buna mukabil kendi talebelerinden de yazdığı hadisler bulunmaktadır.
Süfyan’ın hem isnada verdiği önem, hem de fakih ve hafız bir muhad-dis olması ondan gelen rivayetlerin en sağlam isnadlar arasında sayılma-sını sağlamıştır. Nitekim Kufe’nin, hatta Iraklıların en iyi isnadı olarak Süfyan → Mansur b. el-Mu’temir → İbrahim en-Nehaî → Alkame → İbn Mes’ud tariki zikredilmiştir. İbnü’l-Mübârek, bu isnadla gelen bir hadisin sanki bizzat Peygamber’den işitilmiş gibi olduğunu ve insanların icma ettiği en iyi şeyin bu isnad olduğunu söyler. Veki’ b. el-Cerrâh da bu isnadı tercih sebebi olarak onun fakîhun an fakîhin an fakîhin an fakîh olduğunu belirtir. Süfyan’ın, isnad konusunda seçici davrandığı ve bir konuda Mansur’dan gelen rivayet varsa, diğer rivayetlerden önce ondan başladığı nakledilmiştir.
Bunun yanı sıra Ahmed b. Hanbel, Kûfe’nin en sağlam isnadı olarak Yahyâ b. Saîd el-Kattân → Süfyan es-Sevrî → Süleyman et-Teymî → el-Hâris b. Süveyd → Hz. Ali tarikini de zikretmiştir. Vekî’den gelen bir rivayette de o, Süfyan → Mansur → İbrâhîm → el-Esved → Hz. Aişe isnadını başkasına tercih etmektedir.

3. Hafıza Kuvveti
Süfyan es-Sevrî, hafızası konusunda kendisine güvenilen hadis hafızla-rından biridir. Onun, duyduğu her şeyi ezberlediği, hatta hafızasını başka şeylerin meşgul etmesinden endişe ettiği, hıfz konusunda Şu’be’den daha sağlam olduğu, rivayetlerinin sayısının otuz bine ulaştığı söylen-miştir. Bizzat Süfyan “Hafızam kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana ihanet etmedi” diyerek hafızasının oldukça sağlam olduğunu ifade eder. Onun, hafızasına olan tam güveni sayesinde bir rivayeti ezberle-dikten sonra başkalarının o rivayet konusunda muhalefetlerine aldırmadı-ğı söylenmiştir. Şu’be de Süfyan benden daha iyi hafızdır. Onun ak-tardığı rivayetleri hocalarına sorduğumda aynen onun aktardığı gibi ol-duğunu görürdüm” demiştir. Hüseyin b. Hafs’a (211/826) ‘Süfyan size bunları elindeki bir kitaptan mı rivayet etti?’ diye sorulduğunda o şöyle demiştir: “Hayır, hafızasından nakletti. Hadisçiler, konuları yazar-ken, Süfyan rivayetleri tek tek zikrederdi (serd).”
Süfyan’ın A’meş’in hadislerini ondan daha iyi bildiği söylenmiştir. Zâide (161/777) şöyle bir hadise anlatır: A’meş’e gelirdik ve bize riva-yette bulunurdu. Böylece ondan pek çok şey yazdık. Daha sonra bunları Süfyan’a sorduğumuzda, o ‘bu A’meş’in hadislerinden değil’ dedi. ‘Bize o rivayet etti’ desek de kabul etmedi ve ‘İsterseniz gidin ve sorun!’ dedi. A’meş’e gidip sorduğumuzda ‘Süfyan doğru söylemiş, bu bizim hadisi-mizden değildir’ cevabını verdi. Hasan b. Ayyâş’dan (172/788) da bir benzerinin aktarıldığı bu rivayetten anlaşıldığına göre Süfyan, ‘bu, onun hadisidir’, ‘şu onun hadisi değildir’ diyerek hangi hadislerin ona ait ol-duğunu açıklamıştır.
Bir ilim meclisinde Zâide, Şu’be → Seleme b. Kuheyl → Saîd b. Cü-beyr tarikiyle tefsire dair bir rivayet zikretmişti. Mecliste bulunan Sevrî, “Şüphe yok ki sen sika birisin. Bize rivayet ettiğin kişi de sika birisi. Ancak bunun Seleme’nin rivayetlerinden olduğuna gönlüm rıza göster-miyor” dedi. Ardından bir kâğıt isteyip, Şu’be’ye mektup yazdı. Şu’be’den gelen cevapta onun böyle bir hadisi Seleme’den nakletmediği, Umâre b. Ebî Hafsa’nın Hucr el-Hicrî → Saîd b. Cübeyr kanalıyla ken-disine rivayet ettiği bildiriliyordu. Süfyan’ın, Şu’be ile bir hadisin rivayeti konusunda anlaşamayınca her ikisinin de devrin büyük âlimle-rinden Mis’ar b. Kidâm’ın (155/772) aralarında hakem olmasını isteme-leri ve “Bizim görüşlerimizi götürün Mis’ar’ın tartısıyla tartın” diyerek talebelerine bunu tavsiye etmeleri ilimde otorite olmalarına rağmen ikisinin de diğer âlimlerin görüşlerine önem verdiklerini, kendi rivayetle-ri bile olsa hadisleri senet ve metin olarak tenkide tabi tutmayı tavsiye ettiklerini gösterir. Süfyan’ın Mekke’ye geldikten sonra da Mescid-i Haram’da insanlara hadis rivayet edip, derse ara verince hadisleri “dok-tor” dediği Vüheyb b. el-Verd’e (153/770) arz etmelerini tavsiye ettiği rivayet edilir.
Süfyan’ın hıfzının kuvvetli olması, kendisinden sonraki âlimlerin onun rivayetlerini tercih etmelerinde etkili olmuş olmalıdır. Yukarıda zikretti-ğimiz Vekî’nin onun bulunduğu tariki, başka tariklere tercih etmesi buna örnektir. Bir başka örnekte Süfyan’ın rivayet ettiği sened, pek çok tarik bulunmasına rağmen diğerlerinden üstün görülmüştür.

4. Rivayet Metodu
Hadis ilmine büyük hizmetleri olan Süfyan es-Sevrî’nin hadis rivaye-tinde nasıl bir metot takip ettiği, ondan ve talebelerinden gelen bazı riva-yetlerden hareketle öğrenilmektedir. Onun kendisine ait bir hadis meclisi olduğunu gözde talebelerinden İbn Mehdi bize aktarır. Kûfe’de İbn Mes’ûd’un ders okuttuğu direğin dibinde dersler verdiği, meclisinde hadis rivayetinde bulunurken başköşeye oturmadığı, bir duvar dibine dizlerini birleştirerek oturduğu, fakir kimselere daha çok değer verdi-ği, bununla birlikte ilmi tahrif etmelerinden endişe ettiğinden düşük mizaçlı insanlara hadis rivayetinden kaçındığına dair nakiller bulun-maktadır.
Süfyan’ın, hadisleri bâblar halinde ezberinden okuduğu ve talebelerinin bunları yine bâb bâb yazdıkları nakledilmiştir. Biyografisi zikredilir-ken kullanılan “sâhibu ebvâb” tabiri onun tasnif sistemi hakkında bilgi vermesi yanında fıkıh konularını iyi bilenlerden olduğunu gösterir.
Zayıf kimselerden bile hadis aldığı söylenen Süfyan, hadis rivayetinde oldukça titiz davranmıştır. Bir keresinde o, “Ezberime göre rivayet şu-dur, fakat başkası veya filan şahıs şöyle demiştir.” diyerek rivayet ettiği bir hadisi bir başkasının farklı rivayet ettiğini de belirtmiştir. Tale-belerine yaptığı “Kitabını kimseye ödünç verme!” uyarısı da hadis ilmindeki hassasiyetini göstermektedir. Ancak Süfyan’dan onun “İlimde (ilmi başkalarına nakletmeyerek veya kitaplarını ödünç vermeyerek) cimri davranan kimse şu üç şeyden birine mübtela olur: Ya unutur; ya ölüp gider, kendisinden istifade edilemez; ya da kitapları kaybolur, elin-den gider.” dediği nakledilmiştir. Süyûtî, bu sözü kitapların ödünç verilmesi konusunda zikrederek onun istinsah için kitapların ödünç veri-lebileceği görüşünde olduğunu hissettirmektedir.
Kıraati hadis tahammül yollarının en iyisi sayan Süfyan’ın hadis öğ-renme ve öğretme konusunda farklı rivayet şekillerini kullandığı görül-mektedir. Talebelerinden İbn Mehdi, hadisleri/hadis kitaplarını Süfyan’a arz ettiğinden akranları Vekî ve Yahyâ b. Saîd’den daha sağlam kabul edilmiştir.
Kaynaklar tarandığında Süfyan’ın hadis rivayet metodu olarak, mana ile rivayeti caiz görmesi, ihtisarı kullanması, hadisleri yazması veya baş-kalarına imla ettirmesi, kullandığı rivayet şekilleri, rivayet lafızları konu-sundaki tutumu, mürsel rivayetleri ve rivayet aldığı kimselerde aradığı şartlar hakkında bilgilerin ulaştığı görülmektedir.

a. Mana ile Rivayet ve İhtisar
Hadislerin mana ile rivayetini tecviz edenlerden olan Süfyan, “Hadisle-ri duyduğumuz şekliyle aynen aktaracak olsaydık, hiçbir hadis rivayet edemezdik.” “Şayet size aynen işittiğim gibi naklediyorum, dersem bana inanmayın. Bunlar sadece manen rivayettir.” sözleriyle kendi uygulamasının da bu minval üzere olduğunu belirtmiştir.
Her ne kadar ilim ehlinin çoğunluğunun görüş ve uygulaması bu yönde olsa da Süfyan’ın bu tutumu sonraki âlimlerce eleştirilmesine sebep ol-muştur. Nitekim İbnü’l-Arabî (638/1240), bundan hareketle Süfyan’ın “Benden bir kelime işiten ve onu hafızasında tutarak işittiği gibi tebliğ eden kişiye Allah rahmet etsin” hadisinden nasipsiz olduğunu söylemiş-tir.
Buna mukabil Süfyan’ın lahn üzere alınan hadislerin aslına uygun bir şekilde aktarılması gerektiğini söyleyenlerden olduğu nakledilmiştir. Ancak İbnü’s-Salâh’a (643/1245) göre hadisçilerin çoğu lahnin düzeltil-mesi ve hadisin doğru bir şekilde rivayet edilmesi lüzumu üzerinde itti-fak etmişlerdir.
Süfyan, hadiste ihtisar konusunda da benzer düşünceye sahiptir. Döne-minde hüküm çıkarmada problem oluşturacağı düşüncesiyle ihtisarı caiz görmeyenler bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunun ve özellikle ko-nulara göre tasnif yapanların yaptığı gibi kendisine tam aktarılan hadisle-ri bazen ihtisar ederdi. Çoğunluk bu görüşte olduğundan bir hadisin nasıl ihtisar edileceğinin de belirli kurallarının olması kaçınılmaz olmuş idi. Bunun için Süfyan’ın hadislerin nasıl ihtisar edileceğini talebelerine öğ-rettiği şeklinde haberler gelmiştir. İbnü’l-Mübarek ve Abdülaziz b. Ebân’ın (207/822) “Bize, hadislerin nasıl ihtisar edileceğini Süfyan es-Sevrî öğretmiştir” sözü bunu doğrulamaktadır.

b. Hadisleri Yazması ve Yazdırması
Hıfz konusunda hüccet olmasının yanı sıra Süfyan, hadisleri yazan ve onları kitaplarda toplayan muhaddislerdendir. O, hadisleri fıkıh bablarına ayırıp ilk tedvin eden kimselerden sayılmış, bu hususta Kûfelilerin ilki kabul edilmiştir. Onun, nüshası günümüze ulaşamamış olan el-Câmi’ adlı musannefi hadis âlimleri nezdinde muteber bir kitaptır.
Süfyan es-Sevrî’nin hadisleri yazmadaki amaç ve yöntemini şöyle dile getirdiği nakledilir: “Ben hadisleri üç bakımdan yazmak isterim: Bazı hadisler vardır ki, onunla amel etmek için yazarım. Öyle kişilerin hadis-leri vardır ki, onları yazarım fakat ne onları hiçe sayar, ne de din nokta-sında uygularım. Bir de zayıf ravilerin hadisleri vardır. Onları sadece bilmek isterim, fakat onunla zaman kaybetmem.” Onun hızlı yazdığı, hatta insanların hocalardan dinledikleri şeyleri ona yazdırdıkları, hafızası kuvvetli olduğundan kısa hadisleri hemen ezberleyip hiç yazmadığı, Kûfeli ihtiyar bir kâtibinin olduğu nakledilmiştir. Hammâd b. Zeyd’in (179/795) önüne oturup ondan hadis yazdığı, İkrime b. Ammâr’ın (159/776) kendisine hadis imla ettirdiği rivayet edilir. Sevrî, ilmi yazı ile kayıt altına alma hususunda çok gayretlidir. Nitekim o ölüm döşeğin-de işitmiş olduğu bir hadisi yatağının kenarından çıkardığı bir levhaya kaydetmiş, cenazesi yıkanacağında evinde yazılı bez parçaları bulun-muştur. Hatta gömleğine bile birşeyler yazdığı nakledilir.
Hadisleri yazı ile kayıt altına almayı talebelerine tavsiye eden Süf-yan’ın, farklı kimselere hadis yazdırdığına dair bilgiler bulunmaktadır. O, hadis yazdırdığı birisine Rey valisi olmaktan daha hayırlı bir iş yaptı-ğını söylemiştir. San’a kâdîsı Hişâm’a pek çok hadis yazdırdığı zikre-dilmiştir. Yahyâ b. Saîd, Süfyan’ın kendisine Şu’be’ye gönderilmek üzere bir hadisi yazdırdığını; Vâkıdî (207/823), kabir ziyareti hakkın-daki hadisi Süfyan’ın kendisine imlâ ettirdiğini anlatır. Hadis yazımı konusunda Süfyan’ın talebesi Zâide’yi tavsiye ettiği nakledilir.
Kaynaklarda Kitâbu Süfyan an İbn Cüreyc şeklinde ona nispet edilen eserin muhtemelen Sevrî’nin, hocası İbn Cüreyc’den rivayetlerini içeren bir sema derlemesi olduğu söylenmiştir. Süfyan’ın, öğrencisi Yahyâ b. Saîd’e “Kûfe’ye git, beraberinde benim kitaplarımı da getir ki, onları size rivayet edebileyim.” demiş, ancak o bunu yapmaktan çekinmiştir. Onun bu sözünden bizzat kendi telif ettiği kitapları anlamak mümkün olduğu gibi rivayet hakkını elde ettiği, istinsah ettiği kitapları anlamak da mümkündür. Ayrıca bu haber, hadis rivayetinde bulunmak için yazılı kaynakların bulunması gerektiğinin de bariz bir örneğidir.

c. Rivayet Lafızları
Hadis konusunda en hafız kimselerden sayılan Süfyan’ın, tahammül ve eda sıygalarının kullanımı hakkında bazı uygulama ve tercihleri kaynak-larda yer almıştır. Rivayet yöntemi olarak Süfyan’ın, arz ile rivayeti caiz gördüğü, hatta “kıraat”i hadis tahammülünün en iyi yolu saydığı nak-ledilir. “Hocaya okuman, hocanın sana okumasından daha hayırlıdır” sözü onun, “arz/kıraat” yöntemini “sema”ya tercih ettiğini gösterir. Bundan başka Süfyan, hadis öğrenme yollarından münâvelenin arz ve kıraatten daha aşağı derecede olduğunu belirtmiş ve icazetle rivayet edilen hadislerle amelin sahih olduğunu benimseyerek icazet yoluyla hadis rivayetini caiz görmüştür.
Bazı çağdaşlarına mektup yazdığı bilinen Süfyan’ın mükâtebe ile hadis rivayetini de tecviz ettiği söylenebilir. Ancak onun mükâtebe ile nakle-dildiği bilinen rivayetleri aktarmadığı görülür. İsrâil’in, Abdül‘alâ → İbnü’l-Hanefiyye tarikiyle olan hadislerinin mükâtebe yoluyla olduğunu belirten Sevrî’nin bu tarikle rivayet aktarmaması bunu göstermektedir.
Süfyan, hadis terimleriyle ilgili açıklamalarda bulunarak hadis ilminin teşekkülüne katkıda bulunmuştur. Onun, hocaya okunan (arz/kıraat) ha-disler için “haddesenî” tabirini kullanmakta bir beis görmediği, yine hocanın okuması ile talebenin hocaya okuması arasında bir fark bulun-madığı, dolayısıyla her ikisinde de ‘haddesenâ’ denilebileceği görüşünde olduğu “ahberanâ” ve “haddesenâ” lafızlarının birbiri yerine kullanıl-masını ve arz yolu ile alınan rivayetlerde bu iki tabir ile birlikte “se-mi’tü” tabirinin kullanılmasını da caiz gördüğü nakledilmiştir. Ayrıca o, “nahvehü” ve “mislehü” lafızlarını kullanılmasını da caiz görmektedir. Ona göre zabtı ve hıfzı tam, hadis lafızlarını birbirinden ayırt edebilen ravinin, birden fazla isnadla gelen aynı rivayet için ikinci isnaddan sonra metni tekrarlamadan böyle demesinde bir sakınca yoktur.

5. Rical İlmindeki Yeri
“İsnad müminin silahıdır. Silahı olmayan ne ile savaşacaktır?” sözü-nün sahibi Süfyan es-Sevrî, hadis ricali hakkında uzman olan, cerh ve tadil ilmi ile de iştigal etmiş münekkit bir hadisçi idi. “Hadiste yalan söyleyenin, yalana teşebbüs edenin kusuru mutlaka ortaya çıkar.” “Ha-diste yalan söyleyen hiç kimse bana gizli kalmaz” sözü onun kendisi gibi tenkit sistemini kullanan hadis ve rical uzmanlarının yalancılara fırsat vermeyeceğine inandığını göstermesi açısından önemlidir. Kelbî’den rivayet konusunda söylediği “Ben onun rivayetlerinin doğru olanlarını yalanlarından ayırırım” sözü, onun rivayet aktardığı ravilerin hallerini çok iyi bildiğini ve rivayetlere metin tenkidi uyguladığını göste-rir. İbn Receb (795/1393), bu konuda Süfyan’ın Kelbî’den rivayetinin onu tadil manasına gelmeyeceğini, onun ravinin durumunu ve rivayetin-deki garipliği göstermek için ondan rivayette bulunduğunu ve öğrencile-rinin de niçin ondan rivayet ettiğini bildiklerini söylemiştir.
Süfyan es-Sevrî’nin bir şahıs hakkında “Vallahi yalancının biridir. Eğer ondan bahsetmemek helal olsaydı adını ağzıma bile almazdım” demesi tenkit işine ibadet gözüyle baktığını ve bu konuda keyfî davran-maktan sakınıp elde ettiği bilgileri insanlarla paylaşma hususunda dini yönden mecburiyet hissettiğini göstermektedir. Onun rical konusunda Şu’be’den daha bilgili, daha basiretli olduğu söylenmiştir.
Kaynaklarda onun raviler hakkında söylediği pek çok söz aktarılır. Bunlardan bazısı şöyledir:
Kaderi olduğu bilinen Sevr b. Yezîd hakkında “Ondan hadis alınız, fa-kat boynuzlarına dikkat ediniz size vurmasın” diyerek görüşünden sa-kınmalarını tavsiye ederdi.
Abdülvehhab b. Mücahid b. Cebr’in ve Süveyr b. Ebî Fâhite’nin yalancı olduğunu söylemiştir.
İnsanların meclisine rağbet gösterdiği, takvası ile meşhur arkadaşı Abbâd b. Kesîr’in yalancı olduğunu söylediği, Mekke’de vefat ettiğinde onun cenazesine gitmediği, onun hadisinden sakınılmasını istediği nakle-dilir.
Simâk b. Harb’in zayıf rivayetleri bulunduğunu söyler.
Rivayette bulunduğu Abdulmelik b. A’yün’ün şiî ve ehl-i reyden râfızî biri olduğunu belirterek talebelerini uyarmıştır.
“Bende henüz kimseye aktarmadığım elli bin hadis var!” diyen ve yalanla itham edilen şiî Câbir b. Yezîd el-Kûfî hakkında Süfyan’ın onun “haddesena” ve “ahbarana” dediği rivayetlerde bir sıkıntı olmadığını ve hadis konusunda Câbir kadar vera sahibi kimse görmediğini söylediği nakledilmiştir. Hatta onun Şu’be’ye “Eğer Câbir el-Cu‘fî’yi tenkide kalkışacak olursan ben de seni tenkit ederim” dediği söylenir.
Hakkında ‘hafız kimselerden’ dediği Abdülmelik b. Ebî Süleymân el-Arzemî’den rivayette bulunurken ‘Bana el-Mîzân tahdis etti’ ifadesini kullanarak, adı geçen raviyi ta’dil etmiştir. Şu’be ile herhangi bir ihtilafının bulunması durumunda talebelerine hakem yapmalarını tavsiye ettiği Mis’ar b. Kidâm için de ‘el-Mîzân’ kelimesini kullanmıştır.
İsmâîl b. Ebî Hâlid, Abdulmelik b. Ebî Süleymân ve Yahyâ b. Saîd’i hadis ezberi en çok olan üç kişi olarak zikretmiştir.
Saîd b. Cübeyr’in tâbîinin en bilgilisi olduğunu söylemiştir.
Süfyan’ın Bekr b. Atâ el-Leysî hakkında “Ondan gelen iki hadis bu-lunmaktadır. Şu’be, onlardan sadece birini işitmiş, diğerini ondan sema etmemiştir” demesi onun hadis ricali ve rivayetleri hakkındaki bilgisi-nin enginliğini göstermektedir.
Süfyan’ın rical değerlendirmeleri arasında diğer âlimlerin değerlen-dirmelerine muhalif olanlar da bulunmaktadır. Nitekim o, Rebîatü’r-Re’y’in “sika değildir” dediği Abdullah b. Zekvân’ı ‘emîru’l-mü’minîn’ olarak nitelemiş, Alî el-Medînî’nin sika kabul ettiği kader görüşü ile bilinen Abdulhamîd b. Ca’fer el-Ensârî’yi zayıf kabul etmiş, İmâm Mâlik’in yalancılıkla itham ettiği İbn İshak’ı tadil için Sevrî’nin de on-dan rivayette bulunduğu zikredilmiştir. İmam A’zam Ebû Hanife için ‘O sika veya güvenilir (me’mûn) biri değildir’, İmâm Mâlik için de “Hıfzı tam değildir” dediği nakledilmiştir.
Süfyan’ın vefat tarihleri konusunda, ravi isimlerinin ve hoca-talebe arası semanın bulunup bulunmadığının tespitinde de bazı görüşleri akta-rılmıştır. Nâfi’in rivayet aldığı İbn Ömer’in hanımının adının Safiyye olduğunu belirtmiştir. İbn Mıhcen ed-Düelî’nin isminin Büsr mü, Bişr mi olduğu konusunda Süfyan’ın Bişr’i tercih ettiği, ancak daha sonra bu görüşünden vazgeçip, diğerini kullandığı söylenmiştir. Abdurrahmân b. Abdullah el-Hüzelî’nin, babasından hadis işitip işitmediği konusunda ‘babası vefat ettiğinde altı yaşındaydı’ diyenlere karşılık Sevrî, işittiğini savunmuştur. Amr b. Mürre’nin h. 118 yılında vefat ettiğini söylemiş-tir.
Rical hakkında söylediği görüşler yanında Süfyan’ın bazı kimselere hürmet gösterdiği ve onlara tazimde bulunarak ikramda bulunduğu da zikredilmiştir.

6. Hadisleri Anlama Çabası
Süfyan es-Sevrî, hafızası çok kuvvetli bir muhaddis olmasının yanında aynı zamanda tefekkuh yeteneğine sahip bir fakih idi. Hadis rivayetine önem verdiği gibi, hadisleri hakkıyla anlamaya ve onları hayata aksettir-meye de özen gösterirdi. “İnsan, başını bile hadise göre kaşımalıdır!” sözü ile buna dikkat çekmiştir. O, hadislerdeki garip kelimeleri, müş-kil ve müteşabih ifadeleri açıklar, sahabeden, tâbiûndan veya diğer hoca-larından o konuda gelen açıklamaları da aktarırdı. “Hadisleri açıklamak, hadis öğrenmekten daha hayırlıdır.” diyen Süfyan, rivayet ettiği hadis-lerle alakalı açıklamalarda bulunurdu. Süleymân b. Hayyân (189/807) bu konuda şöyle demektedir: “Süfyan es-Sevrî’nin ilim aldığı kimselerden ilim almamıza rağmen biz, onunla irtibat halinde olurduk. Ondan özel-likle hadislerin açıklaması hakkında istifade etmeyi hedeflerdik.”
Süfyan, çokça rivayet ettiği fıkhî içerikli hadisler hakkında çeşitli açık-lamalarda bulunarak onların daha doğru anlaşılmasına katkıda bulunmuş-tur. Mesela “(Ana babasının yaptığı işi yaparsa) veled-i zina üç kişinin en şerlisidir.” şeklinde rivayet edilen hadise Süfyan, “Ana babasının yaptığı işi yaparsa, demek istiyor” diyerek kendi yorumunu ilave etmiştir. Kadir gecesinin vakti konusunda onun her yıl değiştiğini ve rivayetlerde-ki rakamlar arasında gidip geldiğini söyler. Yani farklı rakam veren ri-vayetler, farklı yıllarda farklı günlerde tahakkuk eden Kadir gecesi sebe-biyle söylenmiştir. Hz. Aişe’nin naklettiği “Ben Hz. Peygamber’i oturarak bevlederken gördüm” hadisi hakkında “Er kişi, bunu Hz. Ai-şe’den daha iyi bilir” diyerek metin tenkidi yapmış ve rivayetlerin bütüncül değerlendirilmesi gereğine dikkat çekmiştir. ‘Oturarak namaz kılanın, ayakta namaz kılanın sevabının yarısı kadar ecre nail olacağına’ dair rivayeti Süfyan, “Bu, kişinin sağlıklı olduğu halde oturarak kılma-sında böyledir. Bir rahatsızlığı veya mazereti olanın ise oturarak kılsa bile ecri aynıdır” diyerek daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.
Hammâd kanalıyla İbrâhîm en-Nehâî’den Hz. Peygamber’in, cünüp sabahladığı halde oruç tuttuğuna dair hadisi rivayet eden Süfyan’ın, İbrâhîm’in “Cünüp olduğu halde sabaha çıkan kişinin orucu bozulur” şeklindeki fetvasını hayretle karşılaması onun hadisleri doğru anlama çabasını göstermektedir. “Çocuklarımızı namaz kılmaları için dövüyo-ruz” diyen Fudayl b. Iyâz’a “(Dövmeyin, yumuşaklıkla namaza yöneltin) irşad edin” demesi; yine benzer bir söz söyleyen Fudayl b. Merzûk’a “Ona (namaza alışması için yumuşaklıkla) bir şeyler ver, bir şeyler ver” diye tavsiyede bulunması hadisi doğru yorumlamaya yönelik bir başka çabadır.
Süfyan, hadisleri tevil etmeksizin zahirî anlamları üzerine anlaşılmasını edep telakki ederek teşbih ve temsil olacak yorumlardan kaçınır, zahiri anlaşılmayan hadisler hakkında tevakkuf eder, kendisine bu konudan sorulduğunda ise eser ile cevap verirdi. Mesela “Allah Teâlâ, her gece-nin son üçte biri vakitlerinde dünya semasına iner..” hadisindeki nüzûl kelimesini olduğu gibi anlayarak, Allah’ı keyfiyet ve teşbihten tenzih edenler arasında zikredilmiştir. Bunun gibi teşbihe götürecek hadisler geldiğinde Sevrî’nin de dâhil olduğu selef âlimlerinin ‘Bu rivayetleri keyfiyetini araştırmadan geldikleri gibi kabul edin!’ dedikleri kaydedil-miştir.
Süfyan es-Sevrî, hadislerde geçen garip kelimeleri de şerh ederdi. Hatta o, garîbu’l-hadis ilmi ile ilgilenen ilk üç kişi arasında zikredilmiş-tir.
Görüldüğü üzere Süfyan es-Sevrî, muazzam hadis müktesebâtının yanı sıra hadisleri anlama ve açıklama konusunda da öncülerdendir. Bu konu-da nakil ile birlikte aklı da bir vasıta olarak çokça kullanmış, bu nedenle bazı âlimlerce ehl-i rey arasında zikredilmiştir.

7. Hakkında Yapılan Tenkitler
Hıfzının sağlamlığı ve geniş müktesebatı ile ilim ehli arasında meşhur olan Süfyan es-Sevrî’yi çeşitli sebeplerle eleştiren rivayet de bulunmak-tadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki Süfyan, hadise ve ricale yaklaşımı açısından mütevassıt âlimler arasında zikredilir. İzmirli İsmail Hakkı, her tabakada mutlaka hem müteşeddid, hem mu’tedil, hem de mütesahil muhaddisin bulunduğunu belirttikten sonra birinci tabakadan Şu’be’yi müteşeddid, Süfyan es-Sevrî’yi mu’tedil olarak saymaktadır.
Süfyan es-Sevrî hakkındaki eleştiriler genel olarak üç başlıkta toplana-bilir:

a. Tedlis Yaptığı Yönündeki Eleştiriler
Süfyan’a yöneltilen tek serzenişin tedlîs olduğunu belirten müsteşrık M. Plessner, şöyle devam eder: “Kendisi hadisleri her ne kadar, ancak dolayısıyla veya daha az tanınmış şahsiyetlerden intikal suretiyle almış ise de, doğrudan doğruya, tanınmış salahiyet sahibi kimselerden naklet-mektedir. İbn Hacer, Tabakâtü’l-Mudellisîn’de Süfyan’a ikinci dere-ceden mudellisîn yani çok mühim şahsiyetler oldukları ve ancak az tedlîs (kıllet tedlîsihi)leri bulunduğu için imamların, tedlîsine tahammül ettikle-ri kimseler içinde yer verir ve Nesaî ve Buhârî’den delil getirir. Süfyan’ın tedlîsi, hal tercümesi yazanların kendi hakkında müsait rivayetler husu-sunda birbirleriyle yarışmalarına mânî olmuyor.” Nitekim onun en gözde talebelerinden olan İbnü’l-Mübârek’in, tedlis yapan ravileri şiddet-le kınadığı ve onların rivayetlerini kabul etmediği, buna rağmen Sevrî’den pek çok hadis naklettiği bilinmekte, onun hakkında olumsuz bir söz söylemediği görülmektedir.
Bazı müsteşrıkler, Yezîd b. Harun’un: “Kûfe hadisçilerinin istisnasız hepsi tedlîs yapmışlardır. Hatta iki Süfyan bile müdellisler arasında zik-redilir” şeklindeki sözünü delil getirerek hadislerin ilk iki yüzyılda uydu-rulduğunu ve sika muhaddislere bile güvenilemeyeceğini söylemektedir-ler. Hâlbuki tedlis yalanla eş değildir, hadisçiler mümkün mertebe bundan kaçınmışlar ve tedlis yapanları tabakalara ayırarak rivayetlerini ona göre değerlendirmişlerdir.
Bununla birlikte kaynaklarda Süfyan’ın tedlis yaptığı zikredilmiştir. Mesela Süfyan, Kelbî’den rivayette bulunurken onu künyesi ile zikretmiş ve ‘Ebu’n-Nadr’ demekle yetinmiştir. Ondan nakledilen rivayetlerdeki bu ravi, bazı kimselerce Ebu’n-Nadr künyeli sika muhaddis Saîd b. Ebî Arûbe zannedilmiştir. Dolayısıyla Süfyan’ın, Kelbî’nin ismini vermeme-si veya durumu hakkında bilgi vermemesi tedlisten sayılmıştır. Oysaki Süfyan’ın, rivayetlerinin durumunu iyi bildiğini söylediği Kelbî’den, onun ismini açıkça zikrederek naklettiği rivayetler de bulunmaktadır. Şayet o tedlis niyetinde olsaydı, Kelbî’nin diğer rivayetlerinde de tedlis yapardı. Ancak o, Kelbî’nin hem durumunu hem de rivayetlerini iyi bildiğinden ondan nakilde bulunmuş, bunu yaparken de talebelerinin anlayacağı şekilde bazen künyesini zikretmekle yetinmiş olmalıdır.
Süfyan, Ebu’l-Fadl Bahr el-Bâhilî’den rivayetlerinde de onun ismini zikretmemiş, hep künyesi ile rivayette bulunmuştur. Yahyâ b. Saîd el-Kattân’ın ifadesine göre Süfyan, rivayette bulunacağı kişiden Yahyâ’nın hoşlanmayacağını bildiğinde künyesi ile nakilde bulunurdu.
Süfyan’ın bazen zayıf ravileri gizleyerek de tedlîs yaptığı söylenmiş-tir. Bunun bir cerh olduğunu söyleyen İbn Hacer (852/1449), Süfyan gibi kimselerin bu tür tedlisi -başkalarına göre zayıf olsalar da- sika ka-bul ettikleri kimselerden yapmış olduklarını belirtir. Ancak bu işin tedlis olmadığı, ismi ile tanınan bir ravinin künyesini, künyesi ile tanınan bir ravinin de ismini öğretme kasdıyla bir çeşit tezyin olduğu da söylen-miştir.
Buna bağlı olarak Süfyan’dan gelen rivayetler arasında munkatı’ olan-lar vardır. Mesela Ebu İshak → Zeyd b. Yusey → Huzeyfe → Rasulullah kanalı ile rivayet ettiği Hz. Ebubekir ve Hz. Ali ile ilgili rivayet munka-tı’dır. Süfyan’ın, Ebu İshak’tan rivayetleri bulunduğundan hadis mutta-sılmış gibi görülür. Ancak hadisin diğer tarikleri incelendiğinde onun, bu hadisi doğrudan Ebu İshak’tan işitmeyip, Şerîk kanalıyla rivayet ettiği tespit edilmiştir.

b. Zayıf Raviler ve Bid’at Ehlinden Rivayette Bulunması
Süfyan, döneminin meşhur âlimlerinden ve birçok sika raviden hadis almasının yanında zayıf ravilerden, bidat ehlinden, hatta kizb ile itham olunanlardan rivayette bulunmuş ve bu yönüyle de tenkit edilmiştir.
Nitekim Süfyan’ın rivayetleri ve hocaları incelendiğinde Yahyâ b. Maîn’in rivayetten uzak durduğu, hafızası yönünden eleştirilen ve mün-ker rivayetleri naklettiği söylenen Ebân b. Abdullah el-Becelî’den (?); zındıklıkla itham edilerek öldürülen Muhammed b. Saîd eş-Şâmî el-Maslûb’dan (?); Mu’tezile’nin kurucusu olan Vâsıl b. Atâ’dan (131/748); hocası Eyyûb’ün uyarılarına rağmen ilk mu’tezilîlerden olan Amr b. Ubeyd’den (144/761), hakkında Ebu Hanife’nin “Ben ondan daha yalancı birini görmedim”, İbn Maîn’in “Yalancıdır, hadisi yazılmaz” dediği, Câbir b. Yezîd el-Cu’fî’den (128/746); meçhul raviler Muhammed b. Saîd et-Tâifî (?) ve Büşeyr’den (?); metrûk ravi İbrahim b. Yezîd el-Kuraşî’den (151/768) onun hadis rivayetin-de bulunduğu görülür. Yine metrûk olduğu söylenen Talha b. Amr’dan (152/769) da hadis yazdığı nakledilmiştir. Nitekim Süfyan’ın muasırı ve dostu olan Şu’be, onun her kesimden rivayette bulunduğuna dair öğ-rencilerini uyarmış, Süfyan’ın hadis aktardığı kimselerin güvenilirliğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Tirmizî, hadis âlimlerinin çoğunluğunun yalanla itham edilen, ğaflet ve çok hata yapmakla bilinen zayıf ravilerin rivayetlerinin kabulünün caiz olmadığı görüşünde olduklarını söyler. Hatta İmam Mâlik’in, hadis rivayetinde olmasa bile günlük yaşantısında yalanla maruf kimselerin, kendilerinden hadis alınmaması gereken dört güruh arasında zikrettiği meşhurdur. Süfyan es-Sevrî ise hatadan kimsenin kurtulamayacağını, bu sebeple şayet kişinin hataları bulunsa da hadisleri doğru muhafazası ağır basıyorsa hafız sayılacağını; bunun aksi durumda terk edileceğini belirtmiştir. Ancak böyle kimselerden rivayete cevaz verenler arasında Süfyan da zikredilmiştir. İbn Receb (795/1393), Süfyan’ın bu sözünden hareketle onun zayıf kimselerden rivayeti, rivayetin doğru olduğun bi-linmesi şartına bağladığını belirtir. Buna göre kişinin durumu ve o rivayetinin doğruluğu çok iyi bilindiği takdirde böyle kimselerden riva-yet caiz olmaktadır. Ayrıca ravinin durumunun açıklanması meselenin daha doğru anlaşılmasını sağlayacaktır. Nitekim Süfyan’ın hadiste müt-tehem olan yahut hadis hıfzetmeyen yahut da sağlam (sebt) olmayan ravilerin karakterini herkese ilan etmeyi talim ettiği zikredilir. Süveyr b. Ebî Fâhite’den rivayette bulunup onun yalancılardan biri olduğunu belirtmesi ve İbnü’l-Mübârek’e Abbâd b Kesîr’in durumunu açıklama-sını söylemesi bunun örneklerindendir.
Süfyan es-Sevrî, bidat ehli kabul edilen kimselerden de rivayette bu-lunmuştur. Mesela mürcienin önde gelenlerinden olan Abdülaziz b. Ebi Ravvâd’dan (159/776) hadis rivayet etmiştir. Abdulmelik b. A’yün’den (?) rivayette bulunurken de onun şiî ve ehl-i reyden râfızî biri olduğunu belirtmiştir. Süfyan’ın bu konudaki prensibi, mezhebini ve taraftarlarını desteklemek için yalanı ve yalancı şahitliği mübah sayma-ması şartıyla bidatçinin rivayetinin kabul edileceği şeklinde izah edilmiş-tir. Bu prensip, ‘görüşünün propagandasını yapmayan bidat ehlinin riva-yetleri kabul edilir’ genel ilkesine de uygundur.
Bununla birlikte Süfyan’ın, ircâ görüşü sebebiyle Cevvâb et-Teymî’den (120/737) hadis almadığı, ircâ görüşü sebebiyle Ömer b. Zerr el-Hemdânî (153/770), Mis’ar b. Kidâm (155/772), Muhammed b. Abdullah el-Esedî (153/770) gibi ravilerin cenazesine katılmadığı aktarılmıştır. Bundan onun rivayette bulunduğu kişileri, hatta rivayetleri-ni bireysel değerlendirdiğini anlamak mümkündür. Nitekim rical değer-lendirme kriterleri münekkidlere göre farklılık arz ettiği bilinmektedir. Belki de Süfyan, ilmî müktesebatına dayanarak kendisine göre sika kabul ettiği ravilerin veya bazı kusurları bulunan zayıf bir ravi olsa da rivayet ettiği bir hadiste hatası olmadığını tespit ettiği ravinin rivayetini almış; zayıf ravilerden aldığı durumlarda da onların hâline işaret etmiştir.
Ayrıca Süfyan, ahkâma dair konular değil de, sevap, edeb, zühd vb. konularda, rivayet alınan kimseyi belirtmek suretiyle rivayette bulunma-da bir beis görmemiştir. Onun şu sözü onun mecrûh kimselerden rivayet-lerinde belli bir şarta bağlı kaldığını göstermektedir. O, şöyle der: “Helal haram ile ilgili konularda, hadis metnine yapılmış ilavenin veya metin-deki bir eksikliğin farkına varabilen, ilmi ile meşhur imamlardan başka-sından hadis almayınız. Bunların haricindeki konularda, şeyhlerden riva-yette bir sakınca yoktur.”
Süfyan, yeni şeyler öğrenme arzusu ile yolda yaşlı biriyle karşılaştığın-da ona yanında ilimden bir şey olup olmadığını sorardı. Onun karşılaş-tığı herkesten hadis dinleme konusundaki gayreti şu örnekte açıkça gö-rülmektedir: Ebû Bekir b. Ayyâş, Şerîk ve Süfyan Kûfe ile Hîre arasında yürürlerken saçı sakalı ağarmış birine rastlarlar. Hadis talebi konusunda çok istekli olan Süfyan arkadaşlarından önce davranıp o adama bildiği hadis olup olmadığını sorar. Ancak adamın verdiği cevaptan onun sarhoş olduğunu anlarlar.
Burada adalet sahibi bir ravinin, bir kimseden aktardığı rivayetin onu tadil anlamına gelip gelmediği sorunu gündeme gelmektedir. Genel kabul gören görüşe göre sika bir kimsenin, ismini söylediği şeyhten rivayette bulunması, hiçbir zaman onu tadil manasına gelmez. Nitekim Süfyan es-Sevrî, öğrencilerini el-Kelbî’den (146/763) rivayetten men etmesi üzerine ‘Sen de ondan rivayette bulunuyorsun’ itirazına uğrayınca, “Ben onun rivayetlerinin doğru olanlarını yalanlarından ayırırım” diyerek ondan rivayette bulunması onu sağlam kabul ettiği anlamına gelmediğini göstermiştir. Rivayette bulunduğu Abdulmelik b. A’yün’ün şiî ve ehl-i reyden râfızî biri olduğunu belirtmesi de bunu destekler. Ancak özel-likle Buhârî, Duafâ’sında ravileri zikrederken Süfyan ve Şu’be’nin on-lardan rivayeti bulunup bulunmadığını zikretmek ihtiyacı hissetmiştir. Rical konusundaki bilgileri ile meşhur bu iki zatın rivayetinin olup ol-madığının belirtilmesi, rivayetin tadil manasına geldiğinin bazı âlimlerce kabul gördüğünü gösterir olsa gerekir.
Süfyan’ın hadis ve rical bilgisinin enginliğine dair bir başka örnek ise bazı âlimlerin, terk ettikleri bazı kişilerin rivayetlerini Süfyan’dan nak-letmeleridir. İsmâîl b. Abdülmelik el-Mekkî ve Alâ b. Hâlid el-Esedî’yi terk ettiğini söyleyen Yahyâ el-Kattân, onun rivayetlerini daha sonra Süfyan’dan yazdığını haber verir. Yine Süfyan gelene kadar Câbir el-Cufî’den hadis almadığını belirtir. Hadis aldığı kimseleri ve rivayetlerini bilen Süfyan’ın, talebelerine hadis talebinde bulunacakları kimseler hakkında yaptığı şu tavsiyesi manidardır: “Sika birisi, size sika olmayandan bir şey nakletmişse veya sika olmayan birisi, sika birisinden bir şey nakletmişse onu almayın! Ancak sika kimsenin sikalardan yaptığı rivayetleri kabul edin!”
Çağdaşı Şu’be’nin, “Ne iyi bir adam! Keşke herkesten hadis almasa.” diye sitem ettiği Süfyan’ın zayıf ravilerden rivayetlerin, hadis ve rical bilginleri tarafından tespit edildiğinin ve ona göre değerlendirildiğinin göz önünde bulundurulması önemlidir. Bu husus içtihâdî olduğundan onun zayıf kimselerden aktardığı bazı rivayetler hakkında farklı yakla-şımlar da bulunmaktadır. Mesela Yahyâ b. Maîn’in, onun Ebû İshâk el-Hicrî’den naklettiği hadisleri rivayetten kaçındığı, buna mukabil İbn Mehdi’nin bunda bir sakınca görmediği nakledilmiştir.
Sonuç olarak Zehebî (748/1348), güçlü bir rical bilgisine sahip olan Sevrî’nin tedlis yaptığı, yalancılardan rivayette bulunduğu gibi eleştirile-re itibar edilmeyeceğini belirtir.

c. Mürsel Rivayetleri
İlk dönem âlimleri genellikle ravileri iyi tanıdıkları için mürsel riva-yetleri kullanırlardı. Ebu Dâvud’un Mekkelilere yazdığı risalede belirtti-ği üzere ilk defa İmam Şâfiî’ mürselleri rivayet etmeye müdahale etmiş-tir. Ebû Dâvud, “Bir konuda müsned hadis bulunmuyorsa, sadece mür-seller varsa, o zaman mürsel, delil kabul edilir. Ancak mürsel haber, muttasıl kadar kuvvetli değildir.” diyerek bunun mümkün olduğunu be-lirtmiştir. Süfyan es-Sevrî de mürsel rivayetlerle ihticacta bulunan ilk dönem âlimlerindendir. Nitekim Süfyan’ın, kendisine yetişemediği İbrâhîm en-Nehâî’den (96/714) ve muasırı olduğu halde karşılaşma-dığı Zührî’den (124/742) rivayetleri, kendisinden sadece bir hadis işittiği söylenen İbn Avn’dan (151/768) ise pek çok rivayeti vardır.
Süfyan, bir ravinin hocasından gelen rivayetini, doğrudan hocadan al-makla da itham edilmiştir. Mesela ‘an Şerîk an Ebî İshâk’ şeklinde ak-tardığı rivayet ‘an Ebî İshâk’ şeklinde de aktarılmıştır. Yine bir mec-liste İbnü’l-Mübârek’ten aldığı bir hadisi onun ismini zikretmeksizin rivayet etmiş, ancak İbnü’l-Mübârek’i görünce ondan rivayet ettiğini belirtmiştir. Bu sebeple ilel ve tabakât kitaplarında Süfyan’ın hadis dinlemediği isimler zikredilmiştir. Meselâ Ebû Bekr b. Hafs ve Hayyân b. İyâs’e yetişmediği, Yezîd er-Rakkâşî, ve Saîd b. Ebî Bürde’den ise hiçbir şey işitmediği, Seleme b. Kuheyl’den filan hadisi dinlemediği, Hâlid b. Seleme ve İbn Avn’dan sadece bir hadis sema ettiği söylenmiş-tir.
Sevrî’nin mürsel rivayetleri âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Yahyâ b. Saîd, Mâlik’in mürsellerini Süfyan’ın mürsellerine tercih etmiş, Süf-yan’ın mürsellerinin sanki bir yel gibi (şibhu’r-rîh) olduğunu söylemiş-tir. İbnü’l-Medînî de “Mâlik’in Saîd b. el-Müseyyeb’den rivayetleri, Süfyan’ın İbrâhîm en-Nehâî’den rivayetlerinden daha hoş gelir. Ancak her ikisi de zayıftır.” demiştir.
Bunlardan başka İbnü’l-Medînî, Süfyan’ın sadece bir kere tashîf yaptı-ğını, ÕÍÊ… ismini Õ•ÍÊ… olarak aktardığını, bundan başka hiçbir hatasının olmadığını söylemiştir. İbrahim b. Edhem’in ise Süfyan’ı cihada gitmediğinden ötürü ayıpladığı zikredilmiştir.
8. Uydurma Haberler ve Süfyan
Hadis ilminde büyük bir yeri bulunan Süfyan’ın bu otoritesi bazı ke-simlerce suiistimal edilmiş, onun bulunduğu isnad silsilelerinin tercih edilmesi bazı senedlere onun isminin eklenmesine yol açmıştır. İsmâîl b. Amr el-Becelî ve Ravvâd b. el-Cerrâh’ın Süfyan’dan münker; Ab-dullah b. Velîd el-Adenî ve Bişr b. es-Serî el-Basrî’nin garîb; Yahyâ b. el-Yemân’ın ise acaip rivayetlerde bulunduğu aktarılmıştır. Meselâ “Ümmetim yetmiş küsür fırkadır. En iyisi ve en takvalısı, Mu’tezile fırkasıdır” uydurma hadisinin isnad zincirinde Süfyan es-Sevrî’ye de yer verilmiştir.
Aynı zamanda ilk sûfîlerden sayılan Süfyan’ın bazı sözleri hadis olarak aktarılmıştır. Mesela rical bilginleri tarafından ‘hadis hırsızı’ olarak tanı-tılan ve sika ravilere nispet ederek hadisler uyduran Ahmed b. el-Hasen b. Ebân el-Mısrî, Süfyan’a ait olan “Allah, amelsiz sözü, niyetsiz ameli, Kitap ve sünnete uygun olmayan söz, amel ve niyeti kabul etmez” sözü bilinen bir isnad ile merfû hadis olarak nakletmiştir. İbn Abdilber de, hadis olarak nakledilen “İlim, amele seslenip çağırır, amel ona cevap verirse iyi, aksi halde ilim uzaklaşıp gider” rivayetinin Süfyan’ın sözü olduğunu söyler.
Süfyan’ın kim olduklarını belirterek müttehem ravilerden rivayette bu-lunduğu daha önce zikredilmişti.

D. Eserleri
Hadisleri fıkıh bablarına ayırıp ilk tedvin eden kimselerden olan Süf-yan’ın eserlerinin büyük kısmı, vasiyeti gereği talebesi Ammâr b. Seyf tarafından kitapları imha edildiğinden günümüze ulaşamamıştır. Süf-yan’ın mevcut rivayetleri, o hayatta iken ondan sema edenlerin naklettik-leridir. O vefat etmeden önce gerek Cami’ini gerekse diğer eserlerini kendisinden sema edenler bulunmaktaydı. Nitekim daha sonraki kaynak-larda kendisine, görüşlerine ve eserlerine yapılmış çokça atıf bulunmak-tadır.
Süfyan’ın kaynaklarda zikredilen eserleri şunlardır: el-Câmiu’l-Kebîr fi’l-Fıkhi ve’l-İhtilâf, el-Câmiu’s-Sağîr, Kitâbü’l-Ferâiz ve’l-Mevâris, Kitâbu Âdâbı Süfyan es-Sevrî, Risâletün ilâ Abbâd b. Abbâd el-Ersûfî, Kitâbu’t-Tefsîr, Kitâbü’l-İ’tikâd.
Tefsir ve fıkıh rivayetlerinin yanı sıra Süfyan’ın rivayetlerini, sözlerini ve ricale dair görüşlerini toplayan bazı çalışmalarla, onun muhtelif ilim-lerdeki yerini konu edinen çağdaş araştırmalar bulunmaktadır.

Sonuç
İlim ehli bir ailede yetişen Süfyan es-Sevrî, hayatının büyük kısmını Kûfe’de geçirmiş, muhtelif beldelere ilmî seyahatlerde bulunarak pek çok hocadan ders almış, zamanınının ilim ehli ile müzakerelerde bulun-muş çok yönlü bir âlimdir. Fıkıhta tâbîlerinin altıncı asra kadar yaşadığı müstakil bir mezhep sahibi olması yanı sıra, her ne kadar kendisinden hadis ilmi ile meşguliyet hakkında bazı olumsuz söz ve uygulamaları aktarılmış olsa da, hadis ve rical ilminde daha hayatta iken saygın bir otorite kazandığı görülmektedir.
Güçlü hafızası yanında hadisleri derleyip tasnif edenlerin ilklerinden kabul edilen Sevrî’nin hacminin oldukça geniş olduğu söylenen el-Câmiu’l-kebîr adlı musannefi doğrudan günümüze ulaşamamış olsa da rivayetleri ve görüşleri kendisinden rivayet eden kimselerce aktarılmış, sonraki müellefât içerisine derc edilmiştir. Ondan gelen rivayetler ve diğer bilgiler incelendiğinde döneminin genel uygulamasına uygun ola-rak muhtelif rivayet metodlarını kullandığı, mana ile rivayeti ve hadisleri kısaltarak nakletmeyi caiz gördüğü, kıraati hadis öğrenme yollarının en iyisi kabul ettiği, hadis terimleri ile ilgili bazı tercihlerinin bulunduğu, mürsel rivayetleri kullandığı görülür.
Rical bilgisinde dönemindeki âlimlerden üstün görülen Sevrî, her ke-simden rivayette bulunmakla eleştirilmiştir. O bu konudaki prensibini helal ve haram ile ilgili konular dışında yalancılığı bilinmeyen herkesten rivayette bulunulabileceği şeklinde açıklamıştır. Ancak onun isnad konu-sundaki uyarıları, rivayet edilen bilginin isnadının mutlaka verilmesi gereğine vurgu yapmaktadır.
İsnada son derece önem veren Süfyan’ın eleştirildiği noktalardan birisi de tedlis yapmasıdır. Ancak onun rical konusunda derin bilgisi bulundu-ğundan, hakkındaki tedlis ve mürsel rivayet tenkitlerine itibar edilmeye-ceği söylenmiş, onun rivayette bulunduğu kimseleri iyi tanıdığı, zayıf kimselerden rivayette bulunsa da aldığı rivayetleri iyi tetkik ettiğinden bunların kabul edilebileceği söylenmiştir.
Hadis, rical ve fıkıh ilimlerinde böylesi otorite olan Süfyan hakkında muhtelif yönlerini ele alan çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, daha modern imkânlarla yeni ve kapsamlı araştırmaların yapılması, eserlerinin yazmalarına ulaşma noktasında çaba gösterilmesinin, onun ve yaşadığı dönemin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı muhakkaktır.

Kaynakça
Âcurrî, Ebû Ubeyd, Suâlât fi’l-cerh ve’t-ta’dîl (thk. Muhammed Alî Kâsım el-Ömerî), Medine, 1979.
Ahmed b. Hanbel, el-İlel ve ma’rifetü’r-ricâl (thk. Vasıyyullah b. Muham-med), el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrût, 1988.
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I-VIII, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992.
Akyüz, Vecdi, Mukayeseli İbadetler İlmihali, İz Yayıncılık, İstanbul, 1995.
Avcı, Seyit, Sûfilerin Hadis Anlayışı (Bursevî Örneği), Ensar Yay., Konya, 2004.
Aydınlı, Abdullah, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat, İstan-bul, 1986.
Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyin, el-Esmâ ve’s-sıfât (thk. Abdullah b. Muhammed el-Hâşidî), Mektebetü’s-Sevâdî, Cidde, I-II, ts.
____, es-Sünenü’l-kübrâ (thk. Meclisü Dâirati’l-Meârif), Haydarâbâd, 1344.
Buhârî, Muhammed b. İsmâîl, Kitâbu’d-duafâ, el-Mektebetü’r-Rakamiyye, 2005.
____, Sahîhu’l-Buhârî, (zabt: Mahmûd Muhammed Mahmûd), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2013.
Dârakutnî, Ebu’l-Hasen Ali b. Ömer, el-İlelü’l-vâride fî ehâdîsi’n-nebeviyye (thk. Mahfûzurrahman Zeynullâh), Dâru Taybe, Riyâd, 1985.
Ebû Dâvud, Süleymân b. el-Eş’as, Risaletü Ebî Dâvud es-Sicistânî fî vasfi te’lifihi li kitâbihi’s-Sünen (thk. Muhammed Zahid el-Kevserî), Kahi-re, 1369.
____, Sünenü Ebî Dâvûd, (zabt: Muhammed Abdülazîz el-Hâlidî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2005.
Ebû Nuaym, Ahmed b. Abdullah el-İsfehânî, Hilyetü’l-evliyâ ve tabakâtü’l-asfiyâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1988.
Ebu Zehv Muhammed, Hadis ve Hadisçiler (Hz. Peygamber’in Hadislerine Müslümanların Hizmetleri), çev. Selman Başaran, Ali Sönmez, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2007.
Ebu Zür’a er-Râzî, Kitâbu’d-Duafâ, (Ebû Zür’a er-Râzî ve cühûduhû fi’s-sünneti’n-nebeviyye’nin içinde), Medine, 1989.
Ertürk, Mustafa, Nebevî Sünnetin Gerçekliğinde Hadis Çözümlemeleri, En-sar Neşriyat, İstanbul, 2007.
Fesevî, Ebû Yûsuf Ya’kûb b. Süfyan, Kitâbü’l-ma’rife ve’t-târîh (thk. Ekrem Ziya el-Ömerî), I-IV, Mektebetü’d-Dâr, Medine, 1410.
Fığlalı, Ethem Ruhi, “Câbir el-Cu’fî”, DİA, VI, 532
Firyâbî, Muhammed b. Yûsuf, Min hadîsi’l-imâm Süfyan b. Saîd es-Sevrî, (thk. Âmir Hasen Sabri), Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrût, 2004.
Hâkim, Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah en-Nîsâbûrî, Ma’rifetü ulûmi’l-hadîs, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1977.
Halîlî, Ebû Ya’lâ el-Halîl b. Abdullah, el-İrşâd fî ma’rifeti ulemâi’l-hadîs (thk. Muhammed Saîd b. Ömer İdrîs), Mektebetü’r-Rüşd, Riyâd, ts.
Hansu, Hüseyin, Mutezile ve Hadis, Kitâbiyât Yay., Ank., 2004.
Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Bekir Ahmed b. Ali b. Sâbit, el-Kifâye fî ilmi’r-rivâye, Müessesetü’r-Risâle Nâşirûn, Dımaşk-Beyrut, 2009.
____, el-Câmi’ li ahlâki’r-râvî, (thk. Mahmûd et-Tahhân), Mektebetü Meârif, Riyâd, 1403.
____, Şerefu ashâbi’l-hadîs (thk. M. Said Hatiboğlu), DİB. Yayınları, Anka-ra, 1991.
____, Târîhu Bağdâd ev Medînetü’s-selâm, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrût, ts.
Iclî, Ahmed b. Abdullah el-Kûfî, Ma’rifetü’s-sikât (Abdulalîm Abdulazîm), Mektebetü’d-dâr, Medîne, 1985.
İbn Abdilber, Ebû Ömer Yûsuf b. Abdullah, Câmiu beyâni’l-ilm ve fadlihi (thk. Fevvâz Ahmed Zümerlî), Dâru İbn Hazm, Beyrût, 2003.
İbn Adî, Ebû Ahmed Abdullah el-Cürcânî, el-Kâmil fî duafâi’r-ricâl (thk. Âdil Ahmed-Ali Muavvıd), I-IX, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts.
İbn Arabî, Muhyiddîn, el-Fütühâtü’l-mekkiyye (thk. Osman Yahyâ), I-XIV, el-Mektebetü’l-Arabiyye, Mısır, 1985.
İbn Ebî Hâtim, Abdurrahmân b. Muhammed er-Râzî, el-Cerh ve’t-ta’dîl, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1953.
İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed, el-Musannef, (thk. Mu-hammed Avvâme), Beyrût, 2006.
İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbü’t-Tehzîb, Dâru Sâdır, Beyrut, 1907.
____, en-Nüket alâ Kitâbi İbni’s-Salâh (thk. Rubeyyi’ b. Hâdî), Dâru’r-Râye, Riyâd, 1994.
____, Fethu’l-bârî şerhi Sahîhi’l-Buhârî, Dâru’l-Ma’rife, Beyrût, 1379.
____, Tabakâtu’l-müdellisîn ev Ta’rîfi ehli’t-takdîs merâtibe’l-mevsûfîne bi’t-tedlîs (thk. Asım b. Abdullah el-Karyûtî), Mektebetü’l-Minâ, Ammân, ts.
İbn Hallikân, Ebu Abbâs Şemseddîn Ahmed b. Muhammed b. Ebu Bekir, Vefeyâtü’l-a’yân ve enbâu ebnâi’z-zamân (thk. İhsân Abbâs), Dâru Sâdır, Beyrut, 1969.
İbn Hıbbân, Ebû Hâtim Muhammed el-Büstî, Kitâbü’l-mecrûhîn mine’l-muhaddisîn ve’d-duafâ ve’l-metrûkîn (thk. Mahmûd İbrâhîm Zâyed), Dâru’l-Ma’rife, Beyrût, 1992.
İbn Kuteybe, el-Meârif (thk. Servet Ukkâşe), Dâru’l-Meârif, Kâhire, ts.
İbn Maîn, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Maîn, et-Târîh (thk. Ahmed Muhammed Nur Seyf), c. III, Mekke 1979.
İbn Mâce, Muhammed b. Yezîd, Sünenü İbn Mâce, (zabt: Ahmed Şemsed-din), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2004.
İbn Receb, el-Hanbelî, Fethu’l-bârî, Mektebetü’r-Dâru İbni’l-Cevzî, Demmâm, 1422.
____, Şerhu İleli’t-Tirmizî (thk. Hemmâm Abdurrahîm Saîd), Mektebetü’r-Rüşd, Riyad, 2001.
İbn Sâd, Muhammed ez-Zührî, et-Tabakâtu’l-kübrâ, Dâru Sâdır, Beyrut, 1968/1388.
İbnü’l-Cevzî, Cemaluddîn Ebi’l-Ferac, Sıfatü’s-safve (thk. Mahmud Fâhûrî), Dâru’l-Ma’rife, Beyrut, 1979/1399; (çev: Abdülvehhab Öztürk), Kah-raman Yay., İst., 2006.
____, ed-Duafâ ve’l-metrûkîn (thk. Abdullah el-Kâdî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1406.
İbnü’l-Cezerî, Şemseddîn Ebu’l-Hayr Muhammed b. Muhammed, Ğâye-tü’n-nihâye fî tabakâti’l-kurrâ, nşr: G. Bergstraesser, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2006.
İbnü’l-Esîr, Mecdüddîn el-Mübârek b. Muhammed, en-Nihâye fî ğarîbi’l-hadîs (thk. Mahmûd Muhammed et-Tanâhî-Tâhir Ahmed ez-Zâvî), Müessesetü’t-târîhi’l-Arabî, Beyrût, ts.
İbnü’l-Medînî, Ebû Abdullah Ali, el-İlel (thk. Muhammed Mustaaf el-A’zamî), el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrût, 1980.
____, Ebû Abdullah Ali, Suâlâtu Muhammed b. Osmân b. Ebî Şeybe (thk. Muvaffak b. Abdullah b. Abdulkâdir), Mektebetü’l-meârif, Riyad, 1984.
İbnü’n-Nedîm, Muhammed b. İshâk Ebu’l-Ferec, el-Fihrist, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut, 1978/1398.
İbnü’s-Salâh, Ebû Amr Osmân b. Abdurrahmân eş-Şehrazûrî, Mukaddimetü İbni’s-Salâh fî ulûmi’l-hadîs, (thk. Abdullah el-Minşâvî), Dâru’l-Hadîs, Kahire, 2010.
İzmirli, İsmail Hakkı, Hadis Tarihi, Tenkitli Neşir: İbrahim Hatiboğlu, Dârul-hadis, İst., 2002.
Kâdî, Abdulcebbâr el-Hemdânî, el-Münye ve’l-emel (nşr. Ahmed b. Yahyâ el-Murtazâ), Dâru’l-ma’rife, 1985.
Karahan, Abdullah, Hadis Ravilerinin Güvenilirliği (Tespiti, İmkânı, Hadi-sin Sıhhatine Etkisi), Sır Yay., İst., 2005.
Kâsımî, Cemâleddin ed-Dımaşkî, Kavâidü’t-tahdîs min fünûni mustalahi’l-hadîs (thk. Muhammed Behçet), Dâru İhyâi’l-Kütübi’l-Arabiyye, 1971.
Koçyiğit, Talat, Hadis Usulü, TDV Yayınları, Ankara, 2006.
____, Hadislerin Toplanması ve Yazı İle Tespiti, Hüner Yayınları, Konya, 2007.
Küçük, Raşit, “Abdullah İbnü’l-Mübârek ve Hadis İlmindeki Yeri”, MÜİFD, sayı 3, s.277-293, İstanbul, 1985.
Leknevî, Ebu’l-Hasenât Muhammed Abdulhay, er-Raf’ ve’t-tekmîl fi’l-cerh ve’t-ta’dîl (thk. Abdulfettah Ebû Ğudde), Halep, 1407.
Mekkî, Ebû Tâlib Muhammed b. Alî, Kûtu’l-kulûb fî muâmeleti’l-mahbûb (thk. Âsım İbrâhîm el-Kiyâlî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2005.
Mizzî, Cemâleddîn Ebu’l-Haccâc Yûsuf, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâi’r-ricâl (thk. Beşşâr Avvâd Ma’rûf), Müessesetü’r-Risâle, Beyrût, 1996.
Muâfâ b. İmrân el-Mevsılî, Kitâbü’z-zühd, (thk. Âmir Hasen Sabrî), Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrût, 1999.
Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyrî, Sahîhu Müslim, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2003.
Nevevî, Ebû Zekeriya Muhammed b. Şeref, Tehzîbü’l-esmâ ve’l-lüğât, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts.
Özafşar, Mehmet Emin, Hadisi Yeniden Düşünmek: Fıkhî Hadisler Bağla-mında Bir İnceleme, Ankara Okulu yay., Ank. 1998
Özdirek, Recep - Çavuşoğlu, Ali Hakan, “Süfyan es-Sevrî”, DİA, XXXVIII, s. 23-28.
Özpınar, Ömer, Hadis Edebiyatının Oluşumu, Ankara Okulu Yay., Ank., 2005.
Plessner, M., “Süfyan-üs-Sevrî”, İA, XI, 83-86, İstanbul, 1979.
Râmehürmüzî, el-Hasen b. Abdurrahmân, el-Muhaddisü’l-fâsıl beyne’r-râvî ve’l-vâî (thk. Muhammed Acâc Hatîb), Dâru’l-Fikr, Beyrût, 1971.
Hüseyin b. Alî es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe ve ashâbih, Beyrût, 1976.
Sem’anî, Ebû Saîd Abdülkerim b. Muhammed (562/1166), Edebü’l-imlâ ve’l-istimlâ (thk. Saîd Mücemmed el-Lehhâm), Dâru Mektebeti’l-Hilâl, Beyrût, 1989.
Sevrî, Süfyan b. Saîd b. Mesrûk, Tefsîru Süfyan es-Sevrî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1983/1403.
Sezgin, M. Fuat, Buhârî’nin Kaynakları, Kitâbiyât Yayınları, Ankara, 2000.
Süyûtî, Celaleddîn Abdurrahman, Tedrîbü’r-râvî fî şerhi Takrîbi’n-Nevevî (thk. Abdulvehhâb Abdullatîf), I-II, Mektebetü’r-Riyâd el-Hadîsiyye, Riyâd, ts.
____, Tenvîru’l-havâlik şerhu Muvattai Mâlik (thk. İşrâf Sıdkî Muham-med), Dâru’l-Fikr, Medine, 2005.
Şevkânî, Muhammed b. Alî, Neylü’l-evtâr şerhu Münteka’l-ahbâr min ehâdîsi’l-seyyidi’l-ahyâr, Mektebetü Mustafa el-Halebî, Mısır, ts.
Tekineş, Ayhan, Geleneğin Altın Zinciri: Bilgi Aktarım Yöntemi Olarak İs-nad, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2006.
Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ, Sünenü’t-Tirmizî ve hüve el-Câmiu’s-Sahîh, nşr: Hâlid Abdülğanî Mahfûz, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2006.
Uğur, Mücteba, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, TDV Yayınları, An-kara, 1992.
Ukaylî, Ebû Ca’fer Muhammed b. Amr, Kitâbü’d-duafâu’l-kebîr (thk. Ab-dulmu’tî Emîn Kal’acî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts.
Uysal, Muhittin, Tasavvuf Kültüründe Hadis (Tasavvuf Kaynaklarındaki Tartışmalı Rivayetler), Yediveren Yayınları, Konya, 2001.
Yıldırım, Enbiya, Geleneksel Hadis Yorumculuğu, Rağbet Yayınları, İstan-bul, 2007.
Zehebî, Ebu Abdullah Şemsuddîn, Tezkiratü’l-huffâz, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1347.
____, Mîzânü’l-i’tidâl fî nakdi’r-ricâl (thk. Alî el-Becâvî ve kızı), Dâru’l-fikr, Mısır, ts.
____, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, (ed. Şuayb Arnavud, thk. Ali Ebu Zeyd) Mevsûatü’r-Risâle, Beyrut, 1985.
Zerkeşî, Bedreddin, Hz. Aişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler (el-İcâbe), (çev. Bünyamin Erul), Kitâbiyât Yay., Ank., 2002.
Ziriklî, Hayreddîn, el-A’lâm kâmus terâcim li eşheri’r-ricâl ve’n-nisâ mine’l-arab ve’l-müsta’ribîn ve’l-müsteşrıkîn, Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn, Bey-rut, 1984.
-----------------------------------------------------------

Muhammed b. Sa’d ez-Zührî, et-Tabakâtu’l-kübrâ, Dâru Sâdır, Beyrut, 1968/1388, VI, 371-373; Ebû Ya’lâ el-Halîl b. Abdullah el-Halîlî, el-İrşâd fî ma’rifeti ulemâi’l-hadîs (thk. Muhammed Saîd b. Ömer İdrîs), Mektebetü’r-Rüşd, Riyâd, ts., I, 238; Ebu Abbâs Şemseddîn Ahmed b. Muhammed b. Ebu Bekir İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a’yân ve enbâu ebnâi’z-zamân (thk. İhsân Abbâs), Dâru Sâdır, Beyrut, 1969, II, 386-391; Ebu Abdullah Şemsuddîn ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, (ed. Şuayb Arnavud, thk. Ali Ebu Zeyd) Mevsûatü’r-Risâle, Beyrut, 1985, VII, 229-279. Sevrî’nin hayatı hakkında geniş bilgi için bkz. Ömer Faruk Akpınar, “Süfyân es-Sevrî’nin Hayatı ve Eserleri” (yayına hazır makale).

Ömer Özpınar, Hadis Edebiyatının Oluşumu, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2005, s. 35-46.

Ebû Nuaym Ahmed b. Abdullah el-İsfehânî, Hilyetü’l-evliyâ ve tabakâtü’l-asfiyâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1988, VI, 360; Cemaluddîn Ebi’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve (thk. Mahmud Fâhûrî), Dâru’l-Ma’rife, Beyrut, 1979/1399, III, 147; Ze-hebî, Siyer, VII, 236.

İbn Kuteybe, el-Meâ’rif (thk. Servet Ukkâşe), Dâru’l-Meârif, Kâhire, ts., s. 497; Vecdi Akyüz, Mukayeseli İbadetler İlmihali, İz Yayıncılık, İstanbul, 1995, I, 31, 62-63.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 343; Ebû Ubeyd el-Âcurrî, Suâlât fi’l-cerh ve’t-ta’dîl (thk. Muhammed Alî Kâsım el-Ömerî), Medine, 1979, s. 195; Ebû Bekir Ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî ilmi’r-rivâye, Müessesetü’r-Risâle, Dımaşk-Beyrut, 2009, s. 427; İbn Receb el-Hanbelî, Şerhu İleli’t-Tirmizî (thk. Hemmâm Abdur-rahîm Saîd), Mektebetü’r-Rüşd, Riyad, 2001, I, 439, 459, 462, 467; Zehebî, Siyer, VI, 398; VII, 237-240, 269; Celaleddîn Abdurrahman es-Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerhi Takrîbi’n-Nevevî (thk. Abdulvehhâb Abdullatîf), I-II, Mektebetü’r-Riyâd el-Hadîsiyye, Riyâd, ts, II, 401.

Ebû Bekir Ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmi’ li ahlâki’r-râvî, (thk. Mahmûd et-Tahhân), Mektebetü Meârif, Riyâd, 1403, II, 221; Zehebî, Siyer, VII, 234. Zehebî onun 272 hocasının ismini verir.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 363.

Hocalarının bir listesi için bk. Zehebî, Siyer, VII, 230-234, 254; Cemâleddîn Ebu’l-Haccâc Yûsuf el-Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâi’r-ricâl (thk. Beşşâr Avvâd Ma’rûf), Müessesetü’r-Risâle, Beyrût, 1996, XI, 155-161. Ebû Dâvud’un, Süfyân’ın hocalarına dair bir telifi olduğu söylenir. Süyûtî, Tedrîb, II, 363.

İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 63, 103.

Zehebî, Siyer, VII, 234. Ahmed b. Sâlih de sayıyı 20 bin olarak zikretmiştir. Hatîb, el-Câmi, II, 221.

Âcurrî, Suâlât, 202; Zehebî, Tezkira, I, 311-312.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VII, 328; Mizzî, Tehzîb, XIX, 108; M. Fuat Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, Kitâbiyât Yayınları, Ankara, 2000, s. 37.

Ancak onun Süfyân’dan çok az şey dinlediği, Cami’i ise arz yolu ile aldığı veya hiç almadığı söylenmiştir. Ebû Bekr Ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd ev Medînetü’s-selâm, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrût, ts., XII, 327. İbnü’n-Nedîm onun Süfyân’dan rivayet ettiği eseri el-Câmi’u’s-Sağîr olarak verir. Ebu’l-Ferec Muhammed b. İshâk İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut, 1978/1398, 314.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 36; Mizzî, Tehzîb, XXIII, 463.

Abdurrahmân b. Muhammed İbn Ebî Hâtim er-Râzî, el-Cerh ve’t-ta’dîl, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1953, I, 225; V, 389. Süfyan’ın eserlerini nakledenler için bkz. Talat Koçyiğit, Hadislerin Toplanması ve Yazı İle Tespiti, Hüner Yayınları, Konya, 2007, s. 149-152.

Âcurrî, Suâlât, 115.

Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, s. 77. Sezgin’in Acurrî’nin Suâlât’ından naklettiği bu bilgi ile Ahmed b. Hanbel’in “Size Vekî’in musannefâtını tavsiye ederim” (Hatîb, Târîh, XV, 660) sözü arasında bir çelişki gözükmektedir. Vekî’in “Süfyân’dan hiçbir şey yazmadım. Ondan işittiklerimi ezberler, sonra eve gidince yazardım” sözü (Ebû Yûsuf Ya’kûb b. Süfyân el-Fesevî, Kitâbü’l-ma’rife ve’t-târîh (thk. Ekrem Ziya el-Ömerî), I-IV, Mektebetü’d-Dâr, Medine, 1410, I, 716; Hatîb, Târîh, XV, 659) onun kendi sözü olduğundan daha kabule şâyândır. Nitekim Vekî’in kendisinin kitabının bulunmadığı, talebelerine Süfyân’ın rivayetlerini yazdırdığı nakledilir. Âcurrî, Suâlât, 115.

Muhammed Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler (Hz. Peygamber’in Hadislerine Müslüman-ların Hizmetleri), çev. Selman Başaran, M. Ali Sönmez, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2007, s. 316.

Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, s. 310-312. İmâm Mâlik, fikir alışverişinde bulunduğu Süfyân hakkında; “Irak, dirhem ve elbiselerle bizden üstündü. Süfyân’dan bu yana da ilimce bizden üstün oldu” diyerek onun büyüklüğünü ve ona olan saygısını dile getir-miştir. Zehebî, Tezkira, I, 106; Süfyân b. Saîd b. Mesrûk es-Sevrî, Tefsîru Süfyân es-Sevrî, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut, 1983/1403, (mukaddime), s. 11.

Zehebî, Siyer, VII, 112.

Hatîb, Târîh, X, 162; Zehebî, Siyer, VIII, 389.

Ebû Nuaym, Hılye, VIII, 163; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 481; Mizzî, Tehzîb, XVI, 15.

Muâfâ b. İmrân el-Mevsılî, Kitâbü’z-zühd, (thk. Âmir Hasen Sabrî), Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrût, 1999, s. 23-24. “Allah’ın insanlara bahşettiği bir nimet” (Ebû Nu-aym, Hılye, VI, 360) olarak vasıfladığı Süfyân’a nasihatte bulunduğuna dair bkz. Ze-hebî, Siyer, VII, 284.

Zehebî, Siyer, V, 468; VII, 236; IX, 177.

el-Hasen b. Abdurrahmân er-Râmehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl beyne’r-râvî ve’l-vâî (thk. Muhammed Acâc Hatîb), Dâru’l-Fikr, Beyrût, 1971, s. 352-353; Zehebî, Siyer, VIII, 455.

Mizzî, Tehzîb, XIX, 109.

Zehebî, Siyer, IX, 530; a.mlf., Mîzânü’l-i’tidâl fî nakdi’r-ricâl (thk. Alî el-Becâvî ve kızı), Dâru’l-fikr, Mısır, ts, III, 595; İbn Hacer, Tehzîb, IX, 227.

Muhammed b. Yûsuf el-Firyâbî, Min hadîsi’l-imâm Süfyân b. Saîd es-Sevrî, (thk. Âmir Hasen Sabri), Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrût, 2004, s. 28 (muhakkikin notu).

el-Mektebetü’ş-şâmile programında yaptığımız bir taramada Musannef’te es-Sevrî kelimesi 4273 kere, Süfyân es-Sevrî ismi ise 5 yerde geçmektedir. Bunun yanında sa-dece Süfyân şeklinde aktardığı rivayet de bulunmaktadır. Abdurrezzâk, Süfyân’dan yaptığı rivayetlerde genellikle nisbesini kullanmış, ismini az zikretmiştir.

Zehebî, Siyer, X, 537; İbn Hacer, Tehzîb, VII, 270-273. Süfyan’dan 4000 kadar hadis aldığı ve onun yüz kadar hocasından hadis yazdığı nakledilmiş (Mizzî, Tehzîb, XXIII, 205), Süfyân’ın hadisleri konusunda Yezîd b. Ebî Hakîm’den daha üstün olduğu söy-lenmiştir (Âcurrî, Suâlât, 149).

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, VII, 26. Talebelerinin geniş listesi için bkz: Zehebî, Siyer, VII, 234-236.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, VII, 62; Fesevî, el-Ma’rife, I, 716, 717; Zehebî, Siyer, VII, 249. Bugün elimizde bulunan Sevrî Tefsiri’nin râvîsi Ebû Huzeyfe’dir. Ebû Nuaym ve Yahyâ b. el-Yemân da onun önde gelen talebeleridir. Bilgi için bkz. Akpınar, “Süfyân es-Sevrî’nin Hayatı ve Eserleri” (yayına hazır makale).

İbn Hacer, Tehzîb, I, 44.

Diğer çalışmalar için bkz. Akpınar, “Süfyân es-Sevrî’nin Hayatı ve Eserleri” (yayına hazır makale).

İbn Hacer, Takrîb, 184. İbn Sa’d, onu altıncı tabaka arasında zikretmektedir. İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 371.

Hatîb, Târîh, IX, 158, 164, 165; Zehebî, Tezkira, I, 204; Siyer, VII, 236; İbn Hacer, Tehzîb, II, 57. Bu tabir sadece Süfyan için kullanılmamıştır. Ebu’z-Zinâd, Şu’be, Mâlik, İbn Hanbel, Buhârî, Dârakutnî gibi ömürlerini hadis ilmine adamış, bu ilimde en yüksek mertebeye yükselerek haklı bir şöhret kazanmış muhaddisler için de kulla-nılmıştır. Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, TDV Yayınları, Anka-ra, 1992, s. 75.

Zehebî, Siyer, XII, 507.

Ebû Abdullah Ali b. el-Medînî, el-İlel (thk. Muhammed Mustafa el-A’zamî), el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrût, 1980, 39.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 56.

Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Maîn, et-Târîh, (thk. Ahmed Muhammed Nur Seyf), c. III, Mekke 1979, III, 96; Ayhan Tekineş, Geleneğin Altın Zinciri: Bilgi Aktarım Yöntemi Olarak İsnad, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2006, s. 158.

Râmehürmüzî, el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 352-353.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366; Zehebî, Siyer, VII, 255, 274; Tezkira, I, 204.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 371; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 362.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 364; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 254; Zehebî, Siyer, VII, 255. Zehebî, Sevrî’nin bu sözünü tasdik ederek talebü’l-hadîsin gayesinin büyük kısmını, güzel yazı ve âlî isnad elde etmek, hocaları çoğaltmak, lakap ve senâlarla se-vinmek, rivayetlerde tercih edilebilmek için uzun ömür talep etmek gibi nefsânî ağraz-ların oluşturduğunu söyler. Zehebî, Tezkira, I, 204. Bundan Süfyân’ın, bu sözü ile ilim talebinde ihlasa ve kesbedilen ilim ile âmil olmaya teşvik ettiği anlaşılır.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 369; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 247.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 367.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366; Hatîb, Şeref, 120; Zehebî, Siyer, VII, 255, 274.

Fesevî, el-Ma’rife, I, 727; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 363; Hatîb, Şeref, 120.

Fesevî, el-Ma’rife, I, 727; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 363; VII, 36-37, 57, 63; İbn Abdil-ber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 254; Zehebî, Siyer, VII, 255, 274.

Hatîb, Şeref, 117.

Kâdî, Fadlu’l-i’tizâl, 193; Hüseyin Hansu, Mutezile ve Hadis, Kitâbiyât Yay., Ank., 2004, s. 162.

Ebû Tâlib Muhammed b. Alî el-Mekkî, Kûtu’l-kulûb fî muâmeleti’l-mahbûb (thk. Âsım İbrâhîm el-Kiyâlî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2005, II, 94; Muhittin Uysal, Ta-savvuf Kültüründe Hadis (Tasavvuf Kaynaklarındaki Tartışmalı Rivayetler), Yediveren Yayınları, Konya, 2001, s. 64.

Rivayetler ve değerlendirmesi için bkz. Abdullah Aydınlı, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat, İstanbul, 1986, s. 135-158.

Hatîb, el-Câmi, I, 222. Benzer söz ve uygulamaların bir değerlendirilmesi için bkz. Özdirek-Çavuşoğlu, “Süfyân es-Sevrî”, s. 25.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366, 369; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 230; Hatîb, Şeref, 105; Zehebî, Siyer, VII, 274.

Zehebî, Siyer, VII, 236-240; İbn Hacer, Takrîb, 184.

Zehebî, Siyer, VII, 239; Tezkira, I, 206.

İbn Maîn, et-Târîh, III, 96.

İbn Receb, Şerhu İlel, I, 467; Zehebî, Siyer, VII, 116. Bundan hareketle Süfyan’ın içinde bulunduğu fıkıh otoritelerinin ittifaklarının da sonrakiler tarafından sünnet genel çerçevesinde anlaşıldığını söylenmiştir. Mehmet Emin Özafşar, Hadisi Yeniden Dü-şünmek: Fıkhî Hadisler Bağlamında Bir İnceleme, Ankara Okulu yay., Ank. 1998, s. 68. Nitekim bu âlimlerin bazı sözleri hadis olarak bile aktarılmış ve uydurmacıların uğrak yeri haline gelmiştir. Süfyân’ın sözlerinin hadis olarak nakledilmesinin örnekleri ileride ele alınacaktır.

Zehebî, Siyer, VII, 240; Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, 314.

Mizzî, Tehzîb, XI, 169; Süyûtî, Tedrîb, I, 301. Hatta bu konuda bazı garip rivayetler de vardır. Mesela Câbir b. Ebî Hakîm adındaki bir zât rüyasında Rasulullah’ı görür. Ona “Ya Rasulallah! Ümmetinizden Süfyan es-Sevrî denilen zât ‘Lâ be’se bih: sika biri mi-dir?’ diye sorar. Resul-i Ekrem de adama: ‘Lâ be’se bih: Evet sikadır” şeklinde cevap verir. (Beyhakî, Delâil, II, 405; Seyit Avcı, Sûfilerin Hadis Anlayışı (Bursevî Örneği), Ensar Yay., Konya, 2004, s. 135.) İbn Arabî, “Bu ümmetin âlimleri, İsrailoğullarının Peygamberleri gibidir” şeklindeki rivayetle -isnadı sağlam olmamakla birlikte- ihticac eder ve onların başta sahabe olmak üzere tabiûn ve etbâu’t-tâbiûn olduğunu söyler, Süfyan’ı da onlar arasında zikreder. (Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütühâtü’l-mekkiyye (thk. Osman Yahyâ), I-XIV, el-Mektebetü’l-Arabiyye, Mısır, 1985I, 151; Avcı, Sûfile-rin Hadis Anlayışı, s. 229.)

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 10.

Uğur, Hadis Terimleri, s. 411. Süyûtî, tercih sebebi olarak hadis imamlarına yakın olmayı saymış, fakat örnek olarak zikrettiği isimler arasında Süfyân’a yer vermemiştir. Süyûtî, Tedrîb, II, 165. Bu, onun diğer isimleri yeterli gördüğünden olsa gerektir. Ebû Bekr b. Ayyâş, Süfyân’a yakın olan kimselerin kendi gözünde değer kazandığını belir-tir. Ebû Nuaym, Hılye, VI, 358.

Ebû Amr Osmân b. Abdurrahmân İbnü’s-Salâh eş-Şehrazûrî, Mukaddimetü İbni’s-Salâh fî ulûmi’l-hadîs, (thk. Abdullah el-Minşâvî), Dâru’l-Hadîs, Kahire, 2010, s. 240; Zehebî, Siyer, XIII, 323.

Zehebî, Siyer, XIII, 323; Özdirek-Çavuşoğlu, “Süfyân es-Sevrî”, s. 25.

İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 300; Süyûtî, Tedrîb, II, 286.

Süyûtî, Tedrîb, II, 329. Meselâ İbn Uyeyne’nin talebesi olan Humeydî, hocasından rivayetlerinde “Süfyân” ismini sıkça kullanır. Süfyân es-Sevrî’ye yetişmediğinden olsa gerek karışma endişesi olmadığından sonraki âlimler de Humeydî’nin İbn Uyeyne’den nakillerinde ismi ile yetinmişlerdir. Sevrî ve İbn Uyeyne’nin karıştırıldığına dair bir örnek için bkz. İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 313.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366; Zehebî, Tezkira, I, 205.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 364; Zehebî, Tezkira, I, 204.

Râmehürmüzî, el-Muhaddisu’l-Fâsıl, 177; Hatîb, Şeref, 127; Süyûtî, Tedrîb, II, 141.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 362; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 343.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 370.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 360; Hatîb, el-Kifâye, s. 67; Süyûtî, Tedrîb, II, 5.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366; Hatîb, el-Câmi, I, 338; Şeref, 105.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 362; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 117-118. Talebeleri-ne “hadisleri öğrenmeyi çoğaltın, çünkü bunlar birer silahtır” dediği nakledilir. Ebû Nuaym, Hılye, VI, 364; Hatîb, Şeref, 127. Hatîb, Süfyân’ın bu sözünü ‘her türlü riva-yeti öğreniniz ve aktarınız’ şeklinde yanlış yorumlayarak, bunu garip olarak nitelemiş ve çok hadis rivayet etmenin imamlarca hoş karşılanmadığını belirtmiştir. Hatîb, Şeref, 129.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366.

Hatîb, el-Câmi, I, 98.

Hatîb, el-Câmi, I, 338; Şeref, 127; Süyûtî, Tedrîb, II, 130.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 224.

İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 184.

Zehebî, Siyer, VII, 236.

Ahmed b. Abdullah el-Iclî, el-Kûfî, Ma’rifetü’s-sikât (Abdulalîm Abdulazîm), Mekte-betü’d-dâr, Medîne, 1985, I, 368-369, 409.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 372; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 381; Zehebî, Siyer, VI, 277. Ayrıca bkz. Özdirek-Çavuşoğlu, “Süfyân es-Sevrî”, s. 24.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 3.

Ebû Saîd Abdülkerim b. Muhammed es-Sem’ânî, Edebü’l-imlâ ve’l-istimlâ (thk. Saîd Mücemmed el-Lehhâm), Dâru Mektebeti’l-Hilâl, Beyrût, 1989, s. 12.

Ebû Hâtim Muhammed İbn Hıbbân el-Büstî, Kitâbü’l-mecrûhîn mine’l-muhaddisîn ve’d-duafâ ve’l-metrûkîn (thk. Mahmûd İbrâhîm Zâyed), Dâru’l-Ma’rife, Beyrût, 1992, I, 27; Hatîb, Şeref, 41. Farklı bir versiyonu şöyledir: “İsnad müminin silahıdır. Âlî isnâdı gözetmek ise sünnettir.” Bkz. Süyûtî, Tedrîb, II, 160.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 367.

Hatîb, el-Kifâye, 137; İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 382; Süyûtî, Tedrîb, II, 350; Talat Koçyiğit, Hadis Usulü, TDV Yay., Ank., 2006, s. 86.

Örnekleri için bkz. Hatîb, el-Kifâye, 104, 105.

Hatîb, el-Câmi, II, 182.

İbn Mehdî’den yazdığına dair bkz. Hatîb, el-Câmi, II, 218.

Vekî, İbnü’l-Mübârek, İclî ve Nesâî’den naklen. Hatîb, el-Kifâye, 427; Zehebî, Siyer, VII, 236; İbn Hacer el-Askalânî, en-Nüket alâ Kitâbi İbni’s-Salâh (thk. Rubeyyi’ b. Hâdî), Dâru’r-Râye, Riyâd, 1994, I, 253; Süyûtî, Tedrîb, I, 82. Bu isnadın İbn Mes’ud’dan gelenlerin en sağlamı olduğu da söylenmiştir. Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah el-Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma’rifetü ulûmi’l-hadîs, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1977, s.55; Süyûtî, Tedrîb, I, 84.

Hatîb, el-Kifâye, 427.

Süyûtî, Tedrîb, II, 172.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 73.

İbn Hacer, en-Nüket, I, 255; Süyûtî, Tedrîb, I, 85.

Hatîb, el-Câmi, II, 299.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 368; Iclî, Ma’rifetü’s-sikât, I, 409; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 461.

Zehebî, Tezkira, I, 204, 206.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 368; Zehebî, Tezkira, I, 204.

Hatîb, el-Câmi, II, 42, 43.

Âcurrî, Suâlât, s. 195; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 439, 459.

Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 21.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 71; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 460.

Burada şu hususu hatırlatmak gerekir ki meşhur muhaddislerden olan A’meş, kendinden küçüklerden rivayetlerinde çokça tedlis yapardı. Süfyân’ın burada kastettiği de onun, hadisi doğrudan işitmeyip, bir başkasından aldığı olmalıdır. Bkz. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 70-71 (nâşirin notu). Süfyân’ın rivayetlerde düzeltmeler yaptığı baş-ka örnekler için bkz. a.y.

İbn Receb, bu hadiseden hareketle Süfyân gibi âlimlerin Peygamber’e ait sözle-ri tanıdıklarını ve bir sözün ona ait olup olmadığını bilebildiklerini söyler. İbn Receb, Şerhu İlel, II, 317.

Râmehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s. 395. İbn Ebî Hâtim, Sevrî’nin Mis’ar’a muhalefet ettiği durumda hangisinin tercih edileceğini babasına sormuş ve ‘Hüküm Mis’ar’ındır. Çünkü o ‘mushaf’tır.’ diye cevap vermiştir. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, VIII, 369.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 38; VII, 140.

Süyûtî, Tedrîb, I, 264. Ancak bu görüşe itiraz edilmiş ve birden fazla sikanın rivayeti olduğundan diğer tarikin tercih edilmesi gerektiği de söylenmiştir.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 81.

Rivayette söz konusu mecliste İbn Mes’ud’dan sonra Alkame, sonra İbrâhîm en-Nehâî, sonra Mansûr, sonra da Sevrî’nin ders okuttuğu, ondan sonra da yerine ta-lebesi Vekî’in geçtiği, ondan sonra da İbn Ebî Şeybe’nin geçtiği bildirilmektedir. Ze-hebî, Siyer, XI, 124.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 378; Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 147.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 365.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 369.

Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 21; Özpınar, Hadis Edebiyatının Oluşumu, s. 326.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 127; II, 20; IV, 369; Mizzî, Tehzîb, XII, 494.

İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 209; Süyûtî, Tedrîb, II, 97.

Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 195. Ancak Süfyan’ın komşusu olan Muaviye b. Ebi’l-Abbas’ın onun kitaplarını alıp Süfyan’ın hocalarından sanki kendisi dinlemiş gibi rivayet ettiği nakledilmiştir. Ebû Zür’a, Şam’da oğlu Mervân’ın babasından naklet-tiği hadis kitabını incelediğini, hadislerin ve bâbların Süfyan’ın kitabıyla benzeştiğini görünce Muâviye’yi terk ettiğini söyler. Ebu Zür’a er-Râzî, Kitâbu’d-Duafâ, (Ebû Zür’a er-Râzî ve cühûduhû fi’s-sünneti’n-nebeviyye’nin içinde), Medine, 1989, II, 365; Tekineş, Geleneğin Altın Zinciri, s. 219.

Hatîb, el-Câmi, I, 240; Süyûtî, Tedrîb, II, 90.

Vekî’in Süfyân’dan aktardığı altmış hadiste ona muhalefet ettiği, İbn Mehdî’nin bu rivayetleri aynı lafızları ile aktardığı söylenmiştir. İbn Receb, Şerhu İlel, I, 474.

Zehebî, Tezkira, I, 205.

İbn Receb, Şerhu İlel, I, 432.

İbn Arabî, Fütûhât, III, 392; Avcı, Sûfilerin Hadis Anlayışı, s. 56.

Koçyiğit, Hadis Usûlü, s. 216 (Süfyân diye geçiyor.) Lahn konusu için bkz. İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 214.

Evzâî, Ebû Âsım en-Nebîl ve Mâlik, bunlardandır. Bkz. Hatîb, el-Kifâye, 212-214; İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 212; Süyûtî, Tedrîb, II, 104; Ayrıntılı bilgi için bkz. Özafşar, Hadisi Yeniden Düşünmek, s. 230-232.

Hatîb, el-Kifâye, 215; Süyûtî, Tedrîb, II, 104.

Râmhurmuzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s. 612. Ebû Tâlip el-Mekkî, Süfyân’ı ilk kitap tasnif eden beş kişiden kabul eder. Diğerleri İbn Cüreyc, Ma’mer, Mâlik ve İbn Uyeyne’dir. Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, I, 273; Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, s. 83. İbn Ebî Hâtim, Kûfe’de hadisleri ilk tasnif eden kimse olarak İbn Ebî Zâide’yi (193/808) saysa da (İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, IX, 144) doğrusu Süfyân onun hocalarından olup ondan öncedir. Ali b. el-Medînî’nin, zamanında ilmin kendisinden sorulduğu kimseleri sayarken İbn Ebî Zâide’yi Süfyân’dan sonra zikretmesi de bunu doğrulamaktadır. Hatîb, Târîh, XIV, 115.

Hatîb, el-Câmi, II, 193; İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, I, 154; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 387; Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, 291.

Hatîb, el-Câmi, II, 144.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 380.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 182; Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 103.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 117.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 64.

Hatîb, el-Câmi, I, 227; Zehebî, Siyer, VII, 284.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 364.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 362, 368.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 370.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, IX, 71; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 370; Hatîb, el-Kifâye, 263; Mizzî, Tehzîb, XXX, 267; Zehebî, Siyer, IX, 581.

Ahmed b. Hanbel, el-İlel ve ma’rifetü’r-ricâl (thk. Vasıyyullah b. Muhammed), el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrût, 1988, I, 282.

İbn Hacer, Tehzîb, IX, 326.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 78.

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, I, 347; Özdirek-Çavuşoğlu, “Süfyân es-Sevrî”, s. 24. Süfyân’ın yanında İbn Cüreyc’den rivayetlerini içeren bir kitap olduğu nakledilir. Âcurrî, Suâlât, 115. Süfyân, çok olması sebebiyle İbn Cüreyc’in hadislerini ezberlemekte zorlandığını, hatta bazılarını ezberlemediğini belirtir. Hatîb, Târîh, X, 404.

İbn Hanbel, el-İlel, I, 267. Sezgin, bu rivayeti muhaddislerin ders verirken yazılı metinlere de ihtiyaç duyduklarına delil olarak zikretmiştir. Bkz. Sezgin, Buhârî’nin Kaynakları, 42.

Hatîb, el-Câmi, I, 283; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 506; Süyûtî, Tedrîb, II, 13.

Buhârî, İlim, 7.

Süyûtî, Tedrîb, II, 47.

Buhârî, İlim, 7; Hatîb, el-Kifâye, 340.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 71. Hâlbuki Süfyân’ın önde gelen talebelerinden Vekî’, bu isnad ile birçok rivayet aktarmıştır. Bkz. Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, (thk. Muhammed Avvâme), Beyrût, 2006, I, 12, 14, 50, 85; III, 544, XII, 359.

Buharî, İlim, 7; Hatîb, el-Câmi, II, 50, 51. Ayrıca bkz. Sezgin, Buhâri’nin Kaynakları, 69.

Süyûtî, Tedrîb, II, 17.

Hatîb, el-Kifâye, 235; İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 222; Süyûtî, Tedrîb, II, 119.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, I, 27; Hatîb, Şeref, 41; Süyûtî, Tedrîb, II, 160.

Râmehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s. 318; Ebû Nuaym, Hılye, VI, 370; Hatîb, el-Kifâye, 135.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, I, 21.

İbn Receb, Şerhu İlel, I, 387.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, I, 21; Abdullah Karahan, Hadis Ravilerinin Güveni-lirliği (Tespiti, İmkânı, Hadisin Sıhhatine Etkisi), Sır Yay., İst., 2005, s. 203.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 360; Zehebî, Siyer, VII, 239.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 74. Süfyân’ın Mekke’de iken Sevr’i bir dükkânın içine götürüp ondan hadis yazdığı nakledilmiştir. Hatîb, el-Câmi, II, 144.

Cemaluddîn Ebi’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, ed-Duafâ ve’l-metrûkîn (thk. Abdullah el-Kâdî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 1406, II, 158; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, VI, 70.

Âcurrî, Suâlât, 102.

Müslim, Mukaddime, 7; Âcurrî, Suâlât, 250; Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, II, 372; İbn Hacer, Tehzîb, V, 88-89.

İbn Hacer, Tehzîb, IV, 204.

Hatîb, el-Kifâye, 105.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 379.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 74, 77; Mizzî, Tehzîb, IV, 467. Câbir’in Süfyân için “İşte bu adam benden on bin kadar hadis dinlemiştir” dediği nakledilir. Hatîb, Târîh, IX, 162. Süfyân’ın ondan an’ane ile rivayetleri de bulunmaktadır. Bkz. İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 90, 91.

Mizzî, Tehzîb, IV, 467; Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 379.

Âcurrî, Suâlât, 199; İbn Hacer, Tehzîb, VI, 352.

Râmehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s. 395. İbn Ebî Hâtim, Sevrî’nin Mis’ar’a muhalefet ettiği durumda hangisinin tercih edileceğini babasına sormuş ve ‘Hüküm Mis’ar’ındır. Çünkü o ‘mushaf’tır.’ diye cevap vermiştir. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 154. Süfyân’ın “Kûfe’nin mîzânları” diyerek bazı isimleri saydığı nakledilir. Âcurrî, Suâlât, 199.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 255.

Âcurrî, Suâlât, s. 192. Diğer bazı cerh ve tezkiyeleri için bkz. Âcurrî, Suâlât, 104, 182, 186, 187, 251.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 433.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, V, 49; Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, II, 418. Ebu’z-Zinâd’ı ‘emîru’l-mü’minîn’ olarak isimlendiren kişi kaynaklarda Süfyân ismi ile verilmekte-dir. Görebildiğimiz kadarıyla sadece Nevevî’nin Tehzîbü’l-esmâ’sında es-Sevrî nisbesi zikredilmiştir. Ebû Zekeriyya Muhammed b. Şeref en-Nevevî, Tehzîbü’l-esmâ ve’l-lüğât, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts, II, 233.

Ebû Abdullah Ali b. el-Medînî, Suâlâtu Muhammed b. Osmân b. Ebî Şeybe (thk. Muvaffak b. Abdullah b. Abdulkâdir), Mektebetü’l-meârif, Riyad, 1984, 100.

Mizzî, Tehzîb, XXIV, 417.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, III, 71; Ebû Ca’fer Muhammed b. Amr el-Ukaylî, Kitâbü’d-duafâu’l-kebîr (thk. Abdulmu’tî Emîn Kal’acî), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts., IV, 281; Hâtîb, Târîh, XIII, 447. Akranların birbirleri hakkındaki eleştirile-rine ihtiyatlı yaklaşıldığından Süfyân’ın Ebû Hanîfe hakkındaki sözlerine itibar edile-meyeceği belirtilmiştir. Süyûtî, Tedrîb, II, 370; Ebu’l-Hasenât Muhammed Abdulhay el-Leknevî, er-Raf ve’t-tekmîl fi’l-cerh ve’t-ta’dîl (thk. Abdulfettah Ebû Ğudde), Halep, 1407, 424-426. Süfyân, Ebû Hanîfe’den ilim alan kimseler arasında sayılmıştır. İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 291. Ebû Hanife’nin menakıbına dair kitaplarda da Süfyân’ın fıkıhta onun tesiri altında kaldığı belirtilmiştir. Hüseyin b. Alî es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe ve ashâbih, Beyrût, 1976, 65-66; Özpınar, Hadis Edebiyatının Olu-şumu, s. 89.

Zehebî, Süfyân’ın böyle bir ifadeyi Mâlik’in hadislerini iyi bildiğinden ve ilmî seyahatlerde bulunup rivayetleri bizzat hocalardan dinlediğinden hareketle söylediği, Mâlik’in sağlam bir hafıza ve fıkh sahibi olup, Süfyân’ın bu değerlendirmesine itibar edilmeyeceğini belirtir. Zehebî, Siyer, VII, 270.

Ebu’l-Hasen Ali b. Ömer ed-Dârakutnî, el-İlelü’l-vâride fî ehâdîsi’n-nebeviyye (thk. Mahfûzurrahman Zeynullâh), Dâru Taybe, Riyâd, 1985, XIV, 444; Muhammed b. Alî eş-Şevkânî, Neylü’l-evtâr şerhu Münteka’l-ahbâr min ehâdîsi’l-seyyidi’l-ahyâr, Mektebetü Mustafa el-Halebî, Mısır, ts, I, 84.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 384-385; Süyûtî, Tedrîb, II, 304.

İbn Hacer, Tehzîb, VI, 195.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 315.

Örnekler için bkz. İbn Hacer, Tehzîb, I, 146, 308, 344; II, 31.

Mesela bkz. İbn Hacer, Tehzîb, VII, 209.

Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 125.

İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 333; Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 75.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 366-367.

Ancak daha sonra bu kısım da hadistenmiş gibi kabul edilmiştir. Bkz. Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyin el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ (thk. Meclisü Dâirati’l-Meârif), Haydarâbâd, 1344, X, 58; Bedreddin ez-Zerkeşî, Hz. Aişe’nin Sahabeye Yö-nelttiği Eleştiriler (el-İcâbe), (çev. Bünyamin Erul), Kitâbiyât Yayınları, Ankara, 2002, s. 44-45.

Celaleddîn Abdurrahman es-Süyûtî, Tenvîru’l-havâlik şerhu Muvattai Mâlik (thk. İşrâf Sıdkî Muhammed), Dâru’l-Fikr, Medine, 2005, I, 252; Enbiya Yıldırım, Ge-leneksel Hadis Yorumculuğu, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2007, s.110.

İbn Mâce, Taharet, 14. Ayrıca bkz. Zerkeşî, el-İcâbe, s. 89.

Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ et-Tirmizî, Sünenü’t-Tirmizî ve hüve el-Câmius’s-Sahîh, nşr: Hâlid Abdülğanî Mahfûz, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2006, Salât, 157.

Zerkeşî, el-İcâbe, s. 101-102.

Mustafa Ertürk, Nebevî Sünnetin Gerçekliğinde Hadis Çözümlemeleri, Ensar Neşr., İst., 2007, s. 114-115.

Cemâleddin el-Kâsımî ed-Dımaşkî, Kavâidü’t-tahdîs min fünûni mustalahi’l-hadîs (thk. Muhammed Behçet), Dâru İhyâi’l-kütübi’l-Arabiyye, 1971, s. 305.

Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyin el-Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât (thk. Abdullah b. Muhammed el-Hâşidî), Mektebetü’s-Sevâdî, Cidde, ts., II, 334.

İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-bârî şerhi Sahîhi’l-Buhârî, Dâru’l-Ma’rife, Beyrût, 1379, III, 30. Hadis için bkz. Buhari, Teheccüd, 14; Müslim, Salatu’l-Müsafirîn, 168-170.

Beyhaki, el-Esmâ ve’s-Sıfât, II, 377; Zehebî, Siyer, VII, 274.

Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, s. 494. Örnekleri için bkz. Mecdüddîn el-Mübârek b. Muhammed İbnü’l-Esîr, en-Nihâye fî ğarîbi’l-hadîs (thk. Mahmûd Mu-hammed et-Tanâhî-Tâhir Ahmed ez-Zâvî), Müessesetü’t-târîhi’l-Arabî, Beyrût, ts., I, 124; II, 289; İbnü’l-Cevzî, Ğarîbü’l-hadîs, I, 52; Hattâbî, Ğarîbü’l-hadîs, III, 120.

Diğer ikisi Mâlik ve Şu’be’dir. Hâkim, Ma’rife, 88. Ancak kaynaklarda ondan gelen garîbu’l-hadîse dair çok az bilgi tespit edebildik.

İzmirli İsmail Hakkı, Hadis Tarihi, Tenkitli Neşir: İbrahim Hatiboğlu, Dârulha-dis, İst., 2002, s.223. Süfyân’ın rivayetlerinin Şu’be’ninkilere tercih edilme sebeple-rinden biri bu olsa gerektir.

İbn Hacer müdellisleri beş tabakaya ayırır: Yahyâ b. Saîd gibi hiç tedlis yap-mayan veya çok nadir tedlis yapanlar; Süfyân gibi güvenilir olup az tedlis yapanlar ve-ya İbn Uyeyne gibi sadece sikadan tedlis yapanlar; Ebu Zübeyr el-Mekkî gibi fazlaca tedlis yapanlar; Bakiye İbnü’l-Velîd gibi zayıf ve mecrûh ravilerden tedlis yapanlar; İbn Lehi’a gibi tedlis ile birlikte başka bir sebepten dolayı zayıf ravi durumuna düşen-ler. İbn Hacer el-Askalânî, Tabakâtu’l-müdellisîn ev Ta’rîfi ehli’t-takdîs merâtibe’l-mevsûfîne bi’t-tedlîs (thk. Asım b. Abdullah el-Karyûtî), Mektebetü’l-Minâ, Ammân, ts., 13. Ayrıca bkz. Uğur, Hadis Terimleri, s. 251.

M. Plessner, “Süfyân-üs-Sevrî”, İA, XI, 83-86, İst., 1979, s. 84.

Hâkim, Ma’rife, 103; Raşit Küçük, “Abdullah İbnü’l-Mübârek ve Hadis İlmin-deki Yeri”, MÜİFD, sayı 3, s.277-293, İstanbul, 1985, s. 289.

Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, s. 332. İbn Hacer, bu sözü “Mis’ar ve Şerîk dışındaki Kûfe hadisçilerinin hepsi tedlîs yapmışlardır” şeklinde naklettikten sonra Şerîk’in de müdellisler arasında zikredildiğini belirtir. İbn Hacer, en-Nüket, II, 651.

Süyûtî, Tedrîb, I, 230. Bkz. Ebu Zehv, Hadis ve Hadisçiler, s. 334.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, I, 91.

Abdurrezzâk, el-Musannef, V, 239; VIII, 124; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, XX, 291; Dârakutnî, es-Sünen, III, 270.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 366-367.

Zehebî, Siyer, VII, 242; Süyûtî, Tedrîb, I, 225-226. Tedlis yapan râvîleri top-layan kitaplarda Sevrî’nin de ismi zikredilmiştir. Bkz. İbn Hacer, Tabakâtü’l-müdellisîn, 32.

Süyûtî, Tedrîb, I, 226.

Bkz. Süyûtî, Tedrîb, I, 231.

Hâkim, Ma’rife, I, 70; İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 89-90.

İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, I, 94; Ebû Ahmed Abdullah İbn Adî el-Cürcânî, el-Kâmil fî duafâi’r-ricâl (thk. Âdil Ahmed-Ali Muavvıd), I-IX, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, ts., II, 68. Sünen ashabının rivayetini eserlerine aldıkları Ebân hakkında İbn Hacer, “hafızası gevşek sadûk biri” ifadesini kullanır. İbn Hacer, Takrîb, 27.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, III, 561.

Hansu, Mutezile ve Hadis, s. 188.

Eyyûb es-Sahtiyânî, Süfyân’ı Amr’dan ve görüşlerinden uzak durması için uyarmış, ancak Süfyân, onda başkasında olmayan bilgilerin bulunduğunu söyleyerek onunla görüşmüştür. Ebû Nuaym, Hılye, VII, 33; Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, III, 275.

Râfızîlikle suçlanmıştır. Süfyân’ın ondan rivayet ettiği iki hadis Ebû Dâvud (Salât, 194) ve İbn Mâce (Edâhî, 9) tarafından tahric edilmiştir. Ondan elli kadar hadis aldığı zikredilmiştir. Mizzî, Tehzîb, IV, 465-469. Fığlalı’nın Câbir hakkındaki kanaati “büyük bir âlim olmakla beraber Ehl-i sünnet’e ters düşen birtakım inançları sebebiyle tenkide uğrayan” “şiî muhaddis” şeklindedir. Bkz. Ethem Ruhi Fığlalı, “Câbir el-Cu’fî”, DİA, VI, 532.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, III, 563.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 413.

Mizzî, Tehzîb, II, 242-243.

Sem’ânî, Edebü’l-imlâ, 20; İbn Hacer, Tehzîb, II, 242. Bu rivayette Talha b. Amr, Ma’mer, Şu’be, Sevrî ve İbn Cüreyc’in bulunduğu bir gruba dört bin hadis imla ettirmektedir.

Hatîb, el-Kifâye, 106.

İbn Recep, Şerhu İlel, I, 388 (Ebû Avâne, İbnü’l-Mübârek).

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, II, 32; Hatîb, el-Kifâye, s. 134.

İbn Recep, Şerhu İlel, I, 405.

İbn Recep, Şerhu İlel, I, 388.

Müslim, Mukaddime, 7; Fesevî, el-Ma’rife, III, 172; Hatîb, el-Kifâye, s. 54; İbn Recep, Şerhu İlel, I, 358.

Âcurrî, Suâlât, 102; Hatîb, el-Kifâye, 89.

Müslim, Mukaddime, 7.

Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, Kitâbu’d-duafâ, el-Mektebetü’r-Rakamiyye, 2005, s.88; Mizzî, Tehzîb, XVIII, 137; Zehebî, Siyer, VII, 273. Tekineş, Süfyân’ın on-dan rivayetinin zikredilmiş olmasının onu tadil anlamına geleceğini belirtmek için ol-duğunu söyler (s.161). Ne var ki Süfyân’ın onun cenaze namazını kılmadığı da nakle-dilmiştir. Zehebî, Siyer, VII, 273.

Ukaylî, Duafâ, III, 34; Hatîb, el-Kifâye, 105.

Hatîb, el-Kifâye, 138; İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 143. Süfyân’ın, Hattâbiy-ye’nin kendi görüşlerini desteklemek için yalanı mübah görmeleri sebebi ile Hattâbiy-ye dışındaki fırka mensuplarından rivayeti caiz gördüğü söylenmiştir. Süyûtî, Tedrîb, I, 325.

Mizzî, Tehzîb, V, 160.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 362.

İbn Sa’d, et-Tabakât, VI, 364.

İbn Hacer, Tehzîb, VII, 390.

Hatîb, el-Câmi, II, 91; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 378.

Ebû Nuaym, Hılye, VI, 365.

Hatîb, el-Câmi, II, 220; İbn Hallıkân, Vefeyât, II, 388.

İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 140.

Uğur, Hadis Terimleri, s. 51. Süfyân’ın Kelbî’den rivayet maksadıyla değil de onun durumunu izah etmek için nakilde bulunduğu da söylenmiştir. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 73; İbn Recep, Şerhu İlel, I, 379. Marifet sahibi hafız muhaddislerin zayıf ve yalancı kimselerin bile rivayetlerini sırf onları bilip hatırda tutmak için yazdıkları bili-nen bir husustur. İbn Recep, Şerhu İlel, I, 390, 393.

Ukaylî, Duafâ, III, 34; Hatîb, el-Kifâye, 105.

Örnekler için bkz. Buhârî, Duafâ, I, 20, 29, 36, 38, 47, 76, 78, 80, 95, 106, 111, 112, 113, 116. İbn Hacer de Süfyân’ın ismini sıklıkla zikreder. Bkz. Tehzîb, I, 132, 157, 165, 172, 183, 193, 229, 234, 238, 256, 307, 433.. Hatta metruk olduğu söylenen bir râvî için ne Süfyân’ın ne de Şu’be’nin ondan hadis almadıklarını zikre-der. İbn Hacer, Tehzîb, I, 429; V, 177.

Buhârî, Duafâ, I, 20.

Buhârî, Duafâ, I, 95.

Buhârî, Duafâ, I, 29.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, II, 29.

Fesevî, el-Ma’rife, I, 728-729.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 86.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, II, 169; Özdirek-Çavuşoğlu, “Süfyân es-Sevrî”, s. 25.

Ebû Dâvud Süleyman b. el-Eş’as, Risaletü Ebî Dâvud es-Sicistânî fî vasfi te’lifihi li kitâbihi’s-Sünen (thk. Muhammed Zahid el-Kevserî), Kahire, 1369, s.5; İbn Receb, Şerhu İlel, I, 549.

Hatîb, el-Kifâye, 416; Süyûtî, Tedrîb, I, 205.

Hatîb, el-Kifâye, 413.

Mizzî, Tehzîb, XI, 166.

İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 266. Devamında İbnü’s-Salâh, bunun gibi örnekle-rin merasilden sayılacağı gibi mezîd fî muttasıli’l-esânîd olarak da kabul edilebileceğini belirtir. Süfyân’ın talebesi olan Abdurrezzâk’ın da bazı hadisleri doğrudan hocasından almadığı halde Süfyân’dan aktardığı nakledilir. İbnü’s-Salâh, Mukaddime, 266.

İbn Hacer, Tehzîb, II, 58.

İbn Hacer, Tehzîb, II, 58.

Hatîb, el-Kifâye, 415-416; Süyûtî, Tedrîb, I, 205.

İbn Receb, Şerhu İlel, I, 462; Mizzî, Tehzîb, XI, 166; Zehebî, Siyer, VII, 240.

Ebû Nuaym, Hılye, VII, 81.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 280.

İbn Hacer, Tehzîb, III, 249.

İbn Hacer, Tehzîb, VI, 64.

İbn Hacer, Tehzîb, I, 394.

Hatîb, Târîh, XIV, 123.

Kâdî Abdulcebbâr el-Hemdânî, el-Münye ve’l-emel (nşr. Ahmed b. Yahyâ el-Murtazâ), Dâru’l-ma’rife, 1985, 7; Hansu, Mutezile ve Hadis, s. 53.

Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 90.

İbn Abdilberr, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 23. Aynı söz Hz. Ali ve İbnü’l-Münkedir’e de isnad edilmiştir. Uysal, Tasavvuf Kültüründe Hadis, s. 171.

Süveyr b. Ebî Fâhite bunlardandır. Bkz. Hatîb, el-Kifâye, 89.

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, I, 116; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, 315; Ebû Nuaym, Hılye, VII, 38, Zehebî, Siyer, VII, 242.

Süfyân’ın eserleri hakkında geniş bilgi ve söz konusu çalışmalara dair bir liste için bkz. Akpınar, “Süfyân es-Sevrî’nin Hayatı ve Eserleri” (yayına hazır makale).