Makale

Mübarek üç ayların sonuncusu, her yıl gelişiyle nice manevî güzelliklerin yaşandığı rahmet, mağfiret ...

BAŞYAZI

Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Mübarek üç ayların sonuncusu, her yıl gelişiyle nice manevî güzelliklerin yaşandığı rahmet, mağfiret ve arınma mevsimi Ramazan-ı şerif adım adım yaklaşıyor. Her ramazan ayında kaybolmaya yüz tutmuş olan bir değerimizi toplum gündemine taşımayı ve bu konuda yüksek bir bilinç oluşturmayı hedefleyen Başkanlığımız, 2012 yılı ramazan ayının temasını, “İnsan İlişkilerinin En Önemli Unsuru, Medenî İletişimin Sembolü: Selam ve Selamlaşma” olarak belirlemiştir.

Bilindiği gibi din-i mübin-i İslam’ın medeniyet mefkûresi, iyi ve güzel ilişkiler ağı üzerine bina edilmiş ve bu ağ, bizzat Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) tarafından âdeta ilmek ilmek dokunarak gergef gergef örülmüştür. İslam’da insan ilişkileri hak, hukuk, adalet, doğruluk, eşitlik, merhamet, şefkat, sevgi, saygı, dostluk, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma gibi yüksek fazilet ve erdemler üzerine inşa edilmiştir. Söz konusu fazilet ve erdemlere ulaşmanın en güzel yollarından biri, hiç şüphesiz selam ve barış dilini ilişkilerde egemen kılmaktır. Selam, her şeyden önce insanların birbirleriyle sağlıklı iletişim kurmalarının temelidir. Dilden kalbe, kalpten organlara; bireyden topluma ve tüm insanlığa yansıyan barış dilidir. Sosyal ilişkileri barış üzerine kurmanın, güven ve huzuru gerçekleştirmenin, dostluk ve kardeşliği geliştirmenin yoludur. Sinelerdeki ağır yükleri atmanın, küskünlük ve dargınlıkları gidermenin adresidir. Müslümanın kimliğini inşa eden temel bir şiar ve semboldür. Fert ve toplum hayatında barış ve güvenin sembolü, huzur ve mutluluğun kaynağı, müminlerin birbirlerine karşı iyi niyetlerinin bir göstergesidir. Daha da önemlisi kardeşlik hukukunun bir gereğidir.

Ne yazık ki bu yüksek değer, modern zamanlarda önem ve değerini yitirmeye başladı. Toplum hayatından fert ve aileye, kitle iletişim araçlarından sanal ortamlara kadar pek çok alanda selam ve barış dili yerine çatışma ve kavga dili egemen olmaya başladı. Tanışma ve bilişmenin en güzel yolu olan selam ve barış dili, ötekileştirme, ayrıştırma ve farklılıkları tek tipleştirme ya da yok etme girişimlerinin etkisiyle büyük yara aldı. İnsanlık selam ve barış dilinden gün geçtikçe uzaklaşmaya, esenliğe sırt çevirmeye başladı.

Diğer taraftan dünyevileşme ve bireysellik giderek ön plana çıkmaya başladı. İnsanlar, kalabalıklar içinde yalnızlaştı. Mahallelerin, sokak ve caddelerin aile sıcaklığını aratmayan o dostane ilişkileri kaybolmaya yüz tuttu. İnsanlar birbirine yabancılaştı. İlişkilerde samimiyetsizlik ve güvensizlik yaygınlaştı. Selam ve selamlaşma kültürünün toplumsal hayattaki varlığı ve görünürlüğü azaldı. Artık insanlar bırakın tanımadığı insanlara selam vermeyi tanıdıklarını bile görmezden gelmeye başladı.
Oysa selam; barış, esenlik, güven, emniyet, huzur ve mutluluk temelleri üzerine bina edilen İslam’ın rahmet yüklü evrensel mesajlarıyla hayat bulmaktır. Nihayetinde barış ve esenlik yurdu olan “daru’s-selam”a, cennet ve cemalullaha ulaşmaktır. Bu da ancak bu dünyayı selam ve selamet yurduna dönüştürmek için çaba harcamakla mümkündür.

Selam, kardeşine dost olduğunun, kendisinden ona asla bir zarar gelmeyeceğinin, elinden ve dilinden herkesin güvende olduğunun sözlü teminatıdır. Ancak salt bir söz değil, kardeşinin hâlini sormanın, problemini çözmenin, yarasına merhem olmanın; dolayısıyla insana verilen değerin adıdır.

Selam, kadın-erkek, genç-yaşlı, çocuk-olgun demeden tanıdığına, tanımadığına, toplumun tüm kesimlerine her daim esenlik sunmaktır, dua etmektir. Hatta esenlikte yarışarak barış ve huzurun anahtarı olabilmektir.

Selam, Yüce Rabbimizin, “Bir mümin tarafından bir selamla selamlandığınız zaman siz ondan daha güzel bir karşılık verin veya aynı ile mukabele edin.” (Nisa, 4/86) fermanını yerine getirmektir.
Selam, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.), “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.” (Müslim, İman, 93) tavsiyesi gereğince müminlerin arasında sevgi ve muhabbete dayalı bir gönül bağı oluşturmaktır.

Selam, Allah Teala’nın, “Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin.” (Nur, 24/61) emri uyarınca, müminlerin evlerine duayla girerek ailelerini ve evlerini bereketlendirmelerinin güzel bir vesilesidir. Selam, sadakadır. Öte dünyaya göçmüş kardeşlerimize de rahmet dilemektir.

Selam tahiyyattır, selamlaşmadır. Önce ümmetin Rabbine selamıdır. Ardından Peygamberine ve din kardeşlerine duasıdır. Sevgili Peygamberimizle (s.a.s.) gönül bağı kurmaktır. O Sevgili Elçiye muhabbetlerini ve iyi dileklerini arz etmektir. Bütün müminler için selamet dileyerek selamet yollarını aramaktır. Namazlarımızı, nuranî dostlarımız olan meleklere selam vererek ve Yüce Rabbimizin “selametin kaynağı” olduğunu ikrar ederek bitirmektir. Tıpkı Rasul-i Ekrem (s.a.s.) gibi namazların ardından, “Allah’ım, Selam sensin; selamet de ancak sendendir.” diyerek niyazda bulunmaktır. (Müslim, Mesâcid, 135).

Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, ülkemizin en ücra köşesinde görev yapan mihrap görevlisinden Başkanına kadar, İslam’a hizmet etmeyi kendisine vazife addetmiş olan bizlerin temel görevi, selam ve barış dilini toplumun tüm kesimlerine varıncaya kadar ulaştırabilmenin gayreti içinde olmaktır.