Makale

Çanakkale gazisi bir müfessir: Adıyamanlı Mustafa Hayri Efendi (1889-1970)

Çanakkale gazisi bir müfessir:
Adıyamanlı Mustafa Hayri Efendi
(1889 -1970)

Doç. Dr. Ahmet İnan

Adıyamanlı Gazi Müfessir Mustafa Hayri Efendi, (Mustafa Hayri Coşkun), 1889 yılında Hısnımansur (Adıyaman)’da doğdu. İbtidaiyye ve Rüşdiyye’yi Hısnımansur’da okuduktan sonra Gaziantep’e giderek dört yıl boyunca Abdullah Hoca’dan eski medrese usulü dersler aldı. Gaziantep’teki hocasının teşviki ile İstanbul’a giderek II. Meşrutiyet Döneminin yeni medreselerinde okumaya başladı. Genç Mustafa, önce İstanbul’daki iki yıllık Medresetü’l-Vaizin’i bitirdi. Daha sonra da yine İstanbul’da dört yıllık Medresetü’l-Kudat’ı bitirdi.
Mustafa Hayri, Medresetü’l-Kudat’ı bitirdiğinde “Efendi” unvanını aldı. (O yıllarda; Tanzimat’ın modern mekteplerinden mezun olanlara “Bey”, medrese mezunlarına da “Efendi” deniliyordu.) Medresetü’l-Kudat’ı bitirdiğinde henüz bir görev almamıştı ki, 1. Dünya Savaşı patlak verdiğinden askere alındı; 5. Kolordu, 13. Fırka 13. Topçu Alayında Çanakkale muharebesine katıldı. Bir süre sonra Çanakkale’den İstanbul’a 46. Topçu Alayına tayin edildi ve bu alay ile birlikte önce Makedonya muharebesine katıldı, sonra da aynı alay ile Bağdat Cephesine geçti. Burada bütün alay ile birlikte İngilizlere esir düştü. Esarette iken okuma yazması olmayanlara okuma yazma öğretiyordu. İki yıl iki ay esaretten sonra İngilizlerle yapılan esir mübadelesi gereği İstanbul’a getirildi ve burada serbest bırakıldı.
Mustafa Hayri Efendi, esaret sonrasında zayıf ve bitkin düşmüştü. Bir hava değişimi yapmak niyeti ile Türkiye pasaportuyla Bulgaristan’a gitti. Mustafa Hayri Efendi’nin Bulgaristan’a gitmesinde Bulgaristan Türklerinden bir arkadaşının da tavsiyesi etkili olmuştu. Onun Bulgaristan’a gittiği 1920 yılında, Bulgaristan’ın Osmanlı’dan ayrılışının üzerinden henüz on küsur yıl geçmişti ve Bulgaristan Türkleri arasında Osmanlı kültürü hâlâ tüm canlılığını korumaktaydı; Osmanlı vakfiyeleri hâlâ ayaktaydı. Müslüman Türk azınlığın dinî eğitimi, burada Osmanlı’dan kalan vakıflar desteği ile sürdürülmekteydi. Bulgaristan Krallığı, Müslüman Türk azınlığının temel haklarını, kısmen kabul etmişti. Sofya’daki Başmüftülük, Müslümanların ruhani liderliği konumundaydı. Başmüftülüğün çabalarıyla Şumnu’da Nüvvab Medresesinin açılması faaliyetleri başlamış ve bu medresede ders verecek öğretmenlere ihtiyaç hâsıl olmuştu. Mustafa Hayri Efendi’ye Nüvvab Medresesinde muallim olmayı teklif ettiler. O da bu teklifi kabul etti. Mustafa Hayri Efendi, kendi el yazısı ile Osmanlıca kaleme aldığı tercüme-i hâlinde bu konuyu şöyle anlatmıştır:
“(…) Tam o arada Şumnu’da Mekteb-i Nüvvab Okulu açıldı. Öğretmene ihtiyaçları vardı. Bana rica ettiler. Ben de kendi milletim olan Türk ve Müslümanlara muvakkaten bir hizmet emeliyle kabul ettim. (…)”
Mustafa Hayri Efendi, Nüvvab Medresesinde 1922’de göreve başladı ve bu görevini 1939 yılına kadar sürdürdü. Burada Arapça, Farsça, Ulum-u Diniyye, Mecelle, Feraiz, Fıkıh, İlmi’l-Usul, İlamat-ı Şer’iyye/Usulu’-Sakk ve Ahkâm-ı Evkâf derslerini okuttu.
Mustafa Hayri Efendi, ilim tahsili, katıldığı savaşlar ve askerlik görevi gibi sebeplerle evlenmeye imkân ve fırsat bulamamıştı. Şumnu’da Nüvvab medresesinde göreve başladıktan sonra, burada yerleşik Tokoğulları ailesine mensup, Rüşdiye mezunu ve bir süre Şumnu’daki ilk mektepte Kur’an muallimesi olarak görev yapan Cemile Hanım ile evlendi.
Mustafa Hayri Efendi’nin Fıkıh ilmindeki derinliği bilindiği için, 1939 yılında Sofya Başmüftülüğüne bağlı Şer’i Divan-ı Âli Hey’et Azalığına (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliği) naklen atandı ve 1965 yılına kadar yaklaşık 26 yıl bu görevini sürdürdü. 1941 yılında Sofya’da basılan el-Muktataf fi’l-Fıkh adlı basılı eserinin kapağında “Sofya Müftüsü” ibaresi yer aldığına göre, Başmüftülükteki Şer’i Divan-ı Âli Hey’et Azalığı görevinin yanında Sofya Müftülüğü görevini de deruhte ettiği anlaşılmaktadır.
Mustafa Hayri Efendi, Bulgaristan’daki Müslüman Türkler arasında, “Kürt Mustafa Efendi” lakabı ile anılırdı. Zira onun içinde yaşadığı Müslüman Türk azınlığı, Osmanlı bakiyesi bir topluluk olması hasebiyle, etnik tanımlamalar tenafüre değil; tearüfe müncer olmaktaydı.
Mustafa Hayri Efendi, 1922 yılından 1965 yılına kadar 43 yıl boyunca Bulgaristan’daki Müslüman Türk azınlığa din hizmeti verdi. Bir yandan Müslüman Türk azınlığın bürokratik ve hukuki sorunları ile uğraşırken, diğer yandan da dinî eserler yazmayı ihmal etmedi. 1964 yılında el-Muktetaf min Uyuni’t-Tefâsir adlı tefsirinin yazımını tamamladı.
Kraliyet döneminde kısmen daha rahat günler geçiren Bulgaristan Müslüman Türk azınlığı, 1948’deki yönetim değişikliği ertesinde yoğun baskılara maruz kaldı. Bu sebeple Bulgaristan’dan anavatana muhaceretler başlamıştı. 1950 yılında üç ay zarfında 250.000 Türk’ün Bulgaristan’dan Türkiye’ye muhacereti kararlaştırıldığında, 160.000 Türk, arazi ve emlakini terk ederek Türkiye’ye göç etti. Muhaceretler daha sonra da sürdü. Mustafa Hayri Efendi’nin aile fertleri de Türkiye’ye hicret etmek zorunda kalmıştı. Bu sebeple Mustafa Hayri Efendi bir süre tek başına Sofya’da kalarak görevini sürdürdü. Nihayet 1965 yılında serbest göçmen statüsü ile anavatanına dönerek, İstanbul’da yerleşmiş olan ailesine kavuştu. Ömrünün son beş yılını İstanbul’da ailesi ile birlikte geçirdi. 30.03.1970 tarihinde gece 22 sularında Beyoğlu İlkyardım Hastanesinde hayata veda etti. Ertesi gün Fatih Camiinde ikindi namazını müteakip cenaze namazı kılınarak Topkapı Eski Kozlu Mezarlığındaki ebedî istirahatgâhına defnedildi.
Gaziantepli Abdullah Hoca ve Elmalılı Hamdi Yazır, müfessirimiz Mustafa Hayri Efendi’nin hocaları arasında yer alır. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Eski Müdürü Ahmet Davudoğlu, İbrahim Tanır, Osman Kılıç ve Osman Keskioğlu gibi tanınmış simalar ise, müfessirimizin öğrencilerinden bazılarıdır. Emrullah Feyzullah Efendi, Yusuf Ziyaeddin Ersal, İsmail Ezherli gibi simalar da müfessirimizin akranları arasındadır.
Mustafa Hayri Efendi birçok eser yazmıştır. Eserlerinden iki tanesi basılıdır. el-Muktataf fi’l-Fıkh adlı eseri, 1941 yılında Sofya’da basılmıştır. Fıkhın furuatına ait olup, 150 sayfadan ibarettir. Eserin dili Arapçadır.
Gazi müfessirimiz, 1964 yılında Sofya’da yazımını tamamladığı tefsir kitabını sağlığında basmaya imkân bulamamış; ancak yakınlarına, yazdığı tefsirin basılmasını vasiyet etmişti. Müfessirin yakınlarından biri, eserin yazma hâlini Suudi Arabistan’da Muhammed Ali es-Sabuni’ye ulaştırır. Eser, es-Sabuni tahkiki ile 1996 yılında beş cilt olarak, el-Muktetaf min Uyuni’t-Tefâsir adıyla neşredilmiştir.