Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖR’DEN

Dr. Yüksel Salman
Hz. Adem’den itibaren bütün semavi dinlerin getirdiği ortak öğretide can, akıl, din, mal ve namus güvenliği vazgeçilmez bir hak olarak kabul edilmiş ve bunların korunması ilahi dinlerin temel amaçlarından biri olmuştur. İslâm bu ilkeyi din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetmeksizin, evrensel bir hak olarak insanlığa sunmuştur. Bugün İnsan hakları ve bu kapsamda yer alan temel hak ve hürriyetler dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklar olarak kabul edilmektedir. Tarih boyunca çok tartışılan, günümüzde de farklı yönleriyle gündemdeki yerini sürekli koruyan insan hakları, artık ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile eşdeğer kabul edilir hale gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde, kişinin hem kendi kişiliğini koruyup geliştirmesi, hem de başkalarının manevî şahsiyetine saygılı olması istenmiştir. Bu çerçevede insanlık onur ve haysiyetiyle bağdaşmayan her şey yasaklanmıştır. Haklar konusunda ümmetini ısrarla uyaran Hz. Peygamber (s.a.s.), insanların kişilik haklarına saygılı olmayı öğütlemiş, buna aykırı davrananları kınamış ve kul hakkı ihlalinin, hakkı ihlal edilen kimse (mağdur) affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceğini bildirmiştir. O’nun, veda hutbesinde yer alan; “Ey İnsanlar! kanlarınız, mallarınız, ırzınız (namus ve haysiyetiniz) Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize karşı dokunulmazdır, güvence altındadır.” sözleri, en kadim insan hakları evrensel bildirisi mahiyetindedir. İnsanların renk, dil, ırk, kabile, soy gibi yapay üstünlük sebeplerine göre adeta tasnif edildiği bir dönemde, İslâm’ın ortaya koyduğu insan tasavvuru ve insan hakları anlayışı günümüzde de emsalsiz olma özelliğini sürdürmektedir.

Onur ve şahsiyetine yaraşır biçimde yaşayabilmek için ihtiyaç duyduğu haklara doğuştan sahip olan, ancak zenginlik, güç, otorite ve hükmetme adına her geçen gün özünden biraz daha uzaklaşan günümüz insanı, taşıdığı yüce değerlere gittikçe yabancılaşmakta ve hem cinsleri için tehlike haline gelebilmektedir. İslâm ülkeleri başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan insanlık dramları, ürkütücü boyutlara varmıştır. Bunun faturası açlık, susuzluk, yetim kalan çocuklar, kan ve gözyaşıdır.

İnsana hizmet adına, insanlık haysiyetini koruma adına yapılan her çalışma kutsaldır, değerlidir. Çünkü insan hakları mücadelesi, insanın onur ve haysiyetine yakışır şekilde yaşama mücadelesidir. İlahi dinler, bilimsel ve felsefi arayışlar hep bu hedefe doğru yürümektedirler. İnsan hakları alanında ciddi gayretlerin bulunması sevindirici olmakla birlikte, yapılanların yetersizliği de üzüntü vericidir.
İnsan hakları konusuna kendi perspektifimizden yeniden vurgu yapmak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız dosyayı ilginize sunarken, dergimizi yeni çehresiyle daha da beğeneceğinizi umuyor, Mart gündemiyle yeniden buluşmayı diliyorum.