Makale

Medyada Din

Mehmet Erdoğan

Medyada
Din

Ülkemizde medyanın, din-diyanet konularını ele almada henüz çağdaş dünya örneğinde olduğu gibi profesyonelliği yakaladığı söylenemez. Bunun çeşitli sebepleri vardır ve ilk akla gelenlerini şöyle sıralamak mümkündür:
1. Din konusunda bilgi eksikliği ve bilgi kaynağı sorunu,
2. Tiraj / reyting kaygısı,
3. Meslek ahlâkı sorunu.
Konuyla ilgili Diyanet Aylık Dergi’nin 185. sayısında (Mayıs 2006), Dr. Mehmet Bulut’un, "Dinî Bilginin Aktarımı ve Basın" konulu nitelikli ve çok güzel bir yazısı yer aldı. Mehmet Bulut, bu yazısında dinî bilginin gazete üzerinden aktarımında yaşanan bazı sorunlara değinirken önemli bir tespit yapmaktadır: "Dinî konuların bazı yayın organlarında zaman zaman magazin forma- tında ele alınması ve dinin sansasyonel habere vasıta kılınması, dinî bilgi ve hâdiselerin okuyucuya doğru bir şekilde intikalinin önündeki belli başlı engellerden biridir."
Dinî bilgi eksikliği ve dinî bilgi kaynağı konusunda başta aydınlarımız olmak üzere toplum olarak genellikle iki asırlık kronikleşmiş sorunlarla malûlüz. Olayın bir cephesi bilgi eksikliğiyle bağlantılıdır ve bu konuda derin bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Diğer cephesi ise yanlış bilgilenmeden kaynaklanmaktadır. Din, her iki durumda da istismar edilen bir konuma indirgenmektedir; yani eksik veya yanlış görmek! Türk medyasında din ve diyanetle ilgili haber ve yorumlar, genellikle bu iki kategorinin sınırları içinde mütalâa edilebilir.
Medyanın tiraj/reyting kaygısı içinde olması doğaldır. Elbette her üretim aygıtı gibi medya da ürününü pazarlamayı önemseye- cektir. Ancak bu, ürünün kalitesinden taviz vermek anlamına gelmemelidir. Kalitesiz ürünler belli bir süre pazarda tutabilir belki, ama er veya geç sağlıksız olduğu anlaşılacaktır. Öyleyse tiraj/reyting kaygısı, medyaya kalite sorunu olarak yansımamalıdır.
Meslek ahlâkı sorunu dar anlamıyla bir eğitim sorununu barındırır, geniş anlamıyla ise bir kültür ve medeniyetin yaşama biçimi ve dünyaya bakış tarzıyla ilgilidir. Bir ülkenin iş ahlâkı üzerinden, o ülkenin temel politikalardaki tutumu izlenebilir. Bu konuda ülkemiz maalesef çok ciddî sıkıntılar yaşamaktadır. Eğitimli eğitimsiz birçok meslek grubunda iş ahlâkı, temel sorunların başında gelmektedir. Üretimi, verimliliği, saygınlığı ve güvenliği doğrudan etkileyen bu sorunun kısa vadede çözümü de kolay olmasa gerektir.
Türk medyasının, yaygınlaşma sürecine girdiği 19901ı yıllardan itibaren bir nitelik kaybı sorunuyla karşı karşıya kaldığı dile getirilmektedir. Yirmi, yirmi beş yıl öncesinin gazeteleri veya gazetelerin belli sayfaları âdeta dergi gibi okunur ve birçok değerli yazı kesilip saklanırdı. Orta yaş ve üstü entelektüel kuşağın arşivinde böyle gazete kupürleri çoktur. Hatta ünlü yazarlarımızın edebiyat ve bilim değeri yüksek makaleleri önce gazetelerde tefrika edilirdi ya da bu nitelikte gazete yazıları toplanır, onlardan konulara göre kitap yapılırdı. Yahya Kemal kuşağı ve öncesi şairlerin şiirleri gazetelerde neşredilirdi. Bugün bunu algılamak bile zor geliyor insana. Bu durumu, geçmiş okuyucu profili ile günümüz okuyucu profilini karşılaştırarak veya küreselleşmenin getirdiği hızlı haber akışının bir sonucu olarak sunmak yanıltıcı olabilir. Bir kere nitelik olgusu zamanla deforme olan bir olgu değildir, olsa olsa form değişir ve daha bir üst seviye kazanır. İkincisi küreselleşme hızı nitelik kaybı demek değildir, aksine nitelikte ve nicelikte profesyonelleşmektir. Eğer teknik imkânları doğru kullanamazsanız bu sizin sorununuz- dur ve o zaman teknoloji sizi esir alır. Nitekim geri kalmış ülkelerin teknoloji çöplüğü hâline gelmesinin sebebi büyük ölçüde budur.
Mehmet Bulut’un sözünü ettiğimiz yazısında vurguladığı gibi, medya gerçeğe ışık tutmak isterken ona perde olmaktadır: "Basının görevi toplumu doğru bilgilendirmek olmasına rağmen bilhassa din söz konusu olduğunda, bu hassasiyetin zaman zaman bazı yayın organları tarafından gösterilmediğine hepimiz tanık olabilmekteyiz. Dine yaklaşım tarzlarındaki çarpıklıklar sonucu oluşturulan görüntü, geniş halk kitlelerinin zihinlerinde din konusunda tereddüt ve şüphelerin oluşmasına yol açmaktadır. İnsanlar, ’Kim doğru söylüyor?’ arayışı içinde, oradan oraya savrulur hâle gelmektedir. Tartışmayı gerektirecek bir yönü olmayan konuların tartışma konusu hâline getirilmesi, üzerinde müzakere edilmesi, çözüm yolları aranması gereken dinî hayatın gerçek problemlerinin göz ardı edilmesine sebep olabilmektedir."
Toplumların din ihtiyacı sosyolojik bir olgu olduğuna göre, bunun sağlıklı bir şekilde karşılanması bütün çağdaş yönetimlerin görevidir. İslam gibi toplumun hemen bütün alanlarına nüfuz eden bir din, eğer doğru anlaşılır ve yaşanırsa bundan bütün insanlık kazançlı çıkar, istismar edilir ve yanlış anlayışların dayanağı olarak görülürse yine bundan bütün insanlık zarar görür. Öyleyse İslâm gibi asırlardır uhdesindeki evrensel değerlerle insanlığa yol gösteren bir din ve bunun getirdiği değerler manzumesi çarpıtılmadan toplumlara sunulmalıdır. Diyanet işleri Başkanlığı, bu konuda toplumsal talepleri karşılamak için üzerine düşen görevleri yerine getirmeye çalışmaktadır.
Başkanlığın kanunla belirlenmiş görevleri arasında, "Genel idare içinde yer alan Diyanet işleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." hükmü yer almaktadır. Bu, "İslâm dininin inançları, ibaçlet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek" demektir. İslâm’ın ahlâk, adalet ve sevgi anlayışı ile kanunlarda belirtilen "milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek", "din konusunda toplumu aydınlatmak" görevi, Diyanet işleri Başkanlığının, kamu düzenini korumaya yönelik misyonunu ortaya koymaktadır.
Esasında Diyanet İşleri Başkanlığı, din konusunda toplumu doğru bilgilendirmekle ve din hizmetlerini yönetmekle, din üzerinden kamu düzenini olumsuz yönde etkileyebilecek bütün girişimlere karşı aydınlatıcı faaliyetlerini sürdürmektedir. Din üzerinden terör, siyasî veya ticarî çıkar amaçlayanlara karşı toplumu bilinçlendirmek ve din duygusunun istismarını önlemek, kamu düzeni açısından her zaman önemli bir ihtiyaçtır.
Din ve diyanet konusuyla daha ilgili durmak isteyen medya, din olgusunun hassasiyetini, Diyanet işleri Başkanlığının önemini ve hizmetlerini göz ardı etmemelidir. Unutulmamalı ki yapıcı eleştirilerin herkese, ama yıkıcı eleştirilerin ise sadece sahibine zararı vardır.