Makale

Din İşleri Yüksek kurulundan

Diyanet’e Soralım
Din İşleri Yüksek Kurulundan
Emanet olarak bırakılan mal (vedia), emanetçinin yanında zarar görürse tazmin edilir mi?
Kişinin, kendi malını koruması için bir başkasına emanet olarak bırakmasına “vedia akdi” denir. Bu şekilde muhafaza amacıyla bırakılan mal, o kişinin yanında emanettir. Bu malı, nasıl korunması gerekiyorsa (mesela hayvan ahırda, mücevher kasa veya çekmecede korunur) o şekilde korur. Dolayısıyla emanet alan kişinin, malı koruma konusunda herhangi bir kusuru veya teaddisi (sahibinin izni olmadan kullanması) olmadığı sürece, emanet bırakılan mala gelen zararı tazmin yükümlülüğü olmaz. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) “Hıyanet etme gibi bir kusuru yoksa emanet (vedia) alan kişi, mala gelen zararı tazmin etmekle yükümlü olmaz.” buyurarak, emanetçinin kusuru olmadığı sürece kendisine bırakılan mala gelen zararı tazmin etmekle yükümlü olmayacağını beyan etmiştir.
Ancak zarar, emanetçinin korumadaki bir kusuru veya mal sahibinin izni olmadığı hâlde kullanması gibi bir hıyaneti sebebiyle meydana gelecek olursa, o kişinin bunu tazmin etmesi gerekir.
Bir borcun havale edilmesi karşılığında ücret almak caiz midir?
Bir borcun başkasına havale edilmesi karşılığında ücret almak caiz değildir. Zira yardımlaşma amacı taşıyan akitler karşılığında, ücret almak caiz görülmemiştir.
Ancak bir borç havale yoluyla ödenir ve bu işlemden dolayı masraf oluşursa verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücretin alınması caizdir. Zira havale işlemi esnasında verilen hizmet, günümüz İslam hukukçuları tarafından vekâlet akdi kapsamında değerlendirilmektedir. Vekâlet karşılığında ücret almak caiz görülmüştür.

Otel, otopark, kaplıca, hamam vb. yerlerde emanet bırakılan elbise, eşya veya aracın kaybolması ya da zarar görmesi hâlinde tazmini gerekir mi?
Otel, otopark, kaplıca, hamam vb. yerlerde emanet bırakılan mal için emanetçi ücreti ödenir de, mal kaybolur veya zarar görürse işletmeci bunu tazmin eder. Ücret ödenmezse işletme sahibinin kusuru varsa tazmin eder, yoksa tazmin etmez. Ancak işletme sahibi emanet bırakılan yerde malı korumak için görevli bulundurur ve bu görevlinin kusurundan dolayı mal zarar görürse, işletmeci zararı görevliye tazmin ettirebilir.
Kişinin bir borcunu, ikinci bir şahsa devretmesi (havale) caiz midir?
Kişinin ödemekle yükümlü olduğu bir borcu, ikinci bir şahsa devretmesi caizdir. Zira Hz. Peygamber: “Sizden birinize bir borç havale edilirse bunu kabul etsin.” (Buhari, Havalat, 1.) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in diğer bazı hadislerinde de insanların sıkıntılarını gidermeyi teşvik etmiş olması (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58.) yapılan bir havalenin kabul edilmesinin önemini ortaya koymaktadır. İslam hukukunda bu işleme “havale” adı verilir. Kişi bir borcunu, ikinci bir şahsa devrederse, alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulur. Dolayısıyla alacaklı, alacağını ondan değil, havale edilen kişiden ister. Ancak, borç kendisine havale edilen kişi iflas eder ve bu durum mahkeme kararıyla tespit edilirse yahut kişi borcun kendisine havale edildiğini inkâr eder, alacaklı da bunu ispat edemezse veya söz konusu kişi iflas ettikten sonra ölürse bu gibi durumlarda havale edilen kişi, borcu ödeme yükümlülüğünden kurtulur ve borç kendisinden değil, asıl borçludan talep edilir.
Kredi kartıyla satış yapan bir esnafın, alacağını vadesi dolmadan alması durumunda bankanın bir miktar para kesmesinin esnaf açısından sorumluluğu var mıdır?
Kredi kartı ile satış yapan iş yeri, satılan malın bedelini, yapılan taksitlendirmeye uygun olarak ödeme gününde almak yerine; süresinden önce kırdırmak suretiyle bankadan parasını eksik alırsa, yapılan işlem, bu şekliyle senet kırdırmaya benzer. Bu da caiz değildir. Dinen sorumluluk satıcı ve bankaya aittir. Bu işlemde müşterinin doğrudan bir sorumluluğu olmaz.
Çek, senet vb. kıymetli kâğıtların bedelinde indirim yaparak gününden önce tahsili caiz midir?
Alacaklı, borçlusuna alacağı miktarın belirli bir kısmını belirtilen sürede ödemesi hâlinde kalan kısmından vazgeçeceğini söyler, borçlu da, denilen sürede öderse bu işlem caiz olur. Böyle bir işlemde borçlu vadeden feragat etmekte, alacaklı da ona bir miktar indirim yapmaktadır. Bu muamele, iki taraf için bir kolaylık getirmekte; alacaklı ihtiyaç duyduğu parayı elde ederken, borçlu da daha düşük bir meblağ ile ve daha kısa bir zamanda borçtan kurtulmaktadır. Ancak taraflar ödeme ve indirimi pazarlık konusu yaparak gerçekleştirirlerse bu, vadenin para karşılığında satın alınması demek olacağından caiz değildir.
Alacaklı durumda olan kişi, elindeki çek veya senedi daha düşük bir bedelle vadesinden önce banka vb. tüzel kişilere ya da üçüncü şahıslara satmak isterse bu işlem de caiz olmaz. Zira bu işlemde, aynı cins kaydi paranın nakdi parayla fazla miktarda mübadelesi söz konusudur. Bu muamele “ribe’l-fadl/fazlalık faizi” olarak isimlendirilir. Nitekim Emeviler döneminde de, çek ve senede benzer bir kâğıdın karşılığı alınmadan üzerinde yazılı olandan daha ucuza satılmaya başlanılması üzerine bu işlem yasaklanmıştır.
Yine Osmanlı döneminde, devletten alacağı olup, peşin para ihtiyacından dolayı bu alacağını daha düşük bir bedel karşılığında satmak isteyen kimseye, “Kişi alacağını, borçlu olduğu kimseden başkasına temlik edemez.”
Kredi kartı ile altın satışı caiz midir?
Altın, gümüş, döviz, TL vb. para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesine sarf denir. Sarf akdinde bedellerin peşin olması gerekir. Aksi takdirde yani, bedellerden birinin veresiye olması hâlinde yapılan işlem faize dönüşür. Buna göre altının, vade farkı uygulanmasa bile veresiye olarak satılması faiz olacağından caiz değildir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz; cinsi cinsine birbirine eşit ve peşin olarak satılır. Malların sınıfları değişirse peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi satın.” (Buhari, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsakat, 79-104; Tirmizi, Büyu’, 23.)
Altının kredi kartıyla satışı konusunda farklı görüşler ileri sürülebilir. Kart sahibi olan kurumun (bankanın), kredi kartı ile yapılan satıştan doğan borcu, anında peşin (online) olarak kuyumcunun hesabına yatırması halinde, yapılan alış verişin sahih olacağı, dolayısıyla burada nesie (veresiye) ribasının söz konusu olmayacağı söylenebilir. Altın bedelinin anında satıcının hesabına geçilmeyip daha sonra ödenmesi durumunda yukarda belirtilen, sarf akdi şartına riayet edilmediği ve altının para ile veresiye satışı söz konusu olduğu için caiz olmaz.
Bir malın taksitli olarak birden fazla fiyatla satışa sunulması caiz midir?
Bir malın taksit sayısına göre, farklı fiyatlarla satışa sunulması caizdir. Mesela bir mal, peşin fiyatı bin liradan, altı ay vadeli fiyatı bin beş yüz liradan, bir yıl vadeli fiyatı da iki bin liradan olmak üzere değişik fiyat seçenekleriyle satışa sunulsa, müşteri de bu seçeneklerden birini tercih edip kabul etse yapılan bu alış-veriş caiz olur. Zira bu uygulamada satıcı, akitten önce peşin ya da farklı vadelere göre değişik ödeme seçenekleri ile malın fiyatını belirlemekte, alıcı da bunlardan birisini tercih edip kabul etmektedir. Böylece akit esnasında malın fiyatı taraflarca kesin olarak belirlenmiş olmaktadır. Ancak, alıcı seçeneklerden birisini seçip kabul etmeden, “tamam aldım” der ve bu şekilde birbirlerinden ayrılırlarsa, akitte semen (fiyat) belirlenmediği için bu satış fasit olur.