Makale

Ailede Bölünmüş Hayatlar

Ailede
Bölünmüş Hayatlar

Semra Demirkan
Aile ve Sosyal Araştırma
Uzmanı

Aile olmak, orkestra gibi uyumlu olmayı gerektirir. Bir ahenk (uyum) sergileyen orkestrayı oluşturan müzik aletleri gibi aile bireyleri de toplumun ahenginin ve ritminin temsilcisidirler. Ailenin çekirdeğini kadın-erkek birlikteliği ve bu birliktelikten doğan çocuklar oluşturur. Aile olmanın temelinde sağlıklı bir iletişim yatmaktadır. Ailede sağlıklı iletişimin dayanağı ise sohbet ve muhabbet olarak görülebilir. Sohbet ve muhabbet kelimelerinin kökeninde “sevgi, sevmek” vardır. Türk ailesinde eskiden bu yana iletişimi canlı tutan hatta aile içi kaynaşmada doğrudan etkili olan araçlar aile büyükleriyle olan görüşmeler, akrabalara gidip gelmeler ve komşu ziyaretleri olmuştur. Aile yapımızın birliği, bütünlüğü ve sağlamlığında doğrudan ya da dolaylı olarak etki eden bu ziyaret mekanizmalarının, özellikle kentlerde ve metropollerde unutulmaya yüz tutması ve aileyi oluşturan çemberin daralması aslında aile içinde bölünmüş hayatların da habercisidir. Bu durum hepimizin şu veya bu düzeyde içinde bulunduğumuz bir hale ilişkindir. Aile birliği, bütünlüğü ve toplumsal dayanışmanın yerini yozlaşma, yabancılaşma ve anomi almıştır.

Aile olmak ya da aile kurmak, aslında insana özgü bir oluşumdur. Çünkü aile olmanın özünde de anlama ve yorumlamaya ilişkin bireyler arası iletişim gelmektedir. Aile; duyguların, değerlerin, hayata ilişkin özün yoğrulduğu birimdir. Bunlar yoksa ya da işlenmiyorsa orada sorun var demektir. Eşler ve çocuklar arasındaki günün yorgun ve yoğunluğunun giderilmesinde karşılıklı sohbet ortamı önemlidir. Aile bireyleri arasındaki ideal iletişim, eşlerin gün içerisinde yaşananları birbirlerine aktarmaları ve sorunların karşılıklı çözüme kavuşturulması şeklinde olmalıdır. Bu paylaşım sevgiyi, saygıyı ve değer vermeyi de beraberinde getirecektir. Yapılan araştırmalarda kişilerin evlilik ve hayat memnuniyetinin hem kişisel etkinlikleriyle hem de yakın aile çevreleriyle uyumlu, güçlü ilişki içinde olmalarıyla bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.
Günümüzde özellikle televizyonun aile bireylerini, eşleri ya da ebeveynler ile çocukların birbiriyle olan etkileşimlerinde mesafe koyduğu görülmektedir. Artık erkek, kadın ya da çocukların günlük olaylar karşısında daha tahammülsüz oldukları, beyinlerin daha çok yorulduğu ve çağın stres çağı olarak anıldığı, iletişim araçlarının da bu durumu körüklediğine şahit olunmaktadır. Birbirine yakın fakat birbirinden habersiz bir hayat tarzının benimsenmesi, aynı ailede bölünmüş hayatlara neden olmaktadır. İnternet ortamındaki sanal âlemin tüm aile bireylerini özellikle de çocukları tutsak aldığı ve iletişimin, sohbetin neredeyse sıfırlandığı aileler azımsanmayacak sayıdadır. Sorunların aile odağında çözüme kavuşturulduğu, aile değerlerinin içselleştirildiği bir yapıdan aile olma bilincinin yitirildiği, ailenin sorun oluşturduğu, ailede iletişimin en aza indirgendiği bir zaman diliminde yaşadığımız gerçeğinden hareketle, temel kurum olan ailenin korunması ve güçlendirilmesi noktasında herkese önemli görevler düşmektedir.

Özellikle büyük kentler değişimin barometresidir. Büyük kentlerde erkek ve kadının içinde bulunduğu yoğun iş temposu ve bu tempoyla gelen trafik kargaşası, her alanda (gıda, giyim, eğlence, moda…) değişen ve aşırı tüketime dayanan hatta dayatılan hayat anlayışı, bilgisayarın ve cep telefonunun yoğun bir biçimde kullanılması, dış çevreyle kurulan ikincil ve yüzeysel ilişkilerin getirdiği yoğunlukla birlikte ev yorgun, bitkin bireylerin yaşadığı bir mekân haline gelmiştir. Öyle ki, aile bireyleri iletişimi engelleyen bu yapıyı kırma kaygısı yaşamaktan bile acizdirler.

Aile içi iletişimle ilgili olarak sağlıklı modeller mutlaka mevcuttur. Ancak kendi çevremizi gözlemlediğimizde bile olumsuz örneklerin daha fazla oranda olduğunu görebiliriz. Eşlerin birbirlerine; “sen bana karışamazsın, bu benim hayatım” demeleri hatta eşleri üzerindeki herhangi bir değişikliği fark etmemeleri veya kayıtsız kalmaları, çocukların ebeveynlerine; “beni rahat bırakın, beni anlamıyorsunuz, sizinle birlikte gezmek istemiyorum, evde bilgisayar oynayacağım, yalnız kalmak istiyorum, bayramda ev gezmelerine gitmek şart mı?” şeklinde bireysel bağımsızlık tercihlerini kullanmaları ve birbirlerine karşı ilgisizlikleri ailede bölünmüş hayatların habercisidir. Eskiden aynı mekânı paylaşmak, bir arada olmak demekti. Oysa günümüzde ailece oturma odasında otururken çocuğun cep telefonu ile mesajlaşması aynı mekânda ama farklı dünyalarda yaşıyor olmanın bir göstergesidir.

İnsanlar arası ilişkilerde tahammül sınırının en asgari düzeyde olduğu bir zaman diliminde anne babaların çocuklarına harcadıkları vakit bir yana, ilişkinin kalitesinde de bazı sorunların olması sık sık dile getirilen bir husustur. ABD’nde yapılan bir araştırmada, bir babanın çocuğuna ayırdığı zamanın günde ortalama 10 dakika olduğu ortaya konmuştur.

Aile içinde bölünmüş hayatlar bir anlamda aile olma bilincinin, aile değerlerinin ve aileye verilen önemin yitirilmesidir. Bu anlamda da aile bir sığınak, bir yuva olmaktan çok bir otel, bir misafirhane görevini görmekte olduğu söylenebilir.

Günümüzde aile ilişkilerinde, organik dayanışmadan (sevgi, saygı, sabır, emek, fedakârlık, dayanışma, paylaşma) mekanik dayanışmaya yani menfaat ve çıkar birlikteliğine doğru bir eğilim göze çarpmaktadır. Aile olmak, aslında “Ben”in “Biz” haline gelmesi içine sevgi, özveri, hoşgörü gibi değerlerin katıldığı bir hayat yolculuğudur. Ancak bu sağlıklı yapı, kimi ailelerde zaman içerisinde eşlerin birbirlerine değer vermemeleri, çatışan arzuları, hayalleri, karakterleri ile birlikte bazı kırılmalar yaşamaktadır. Bu çerçevede aile olmak, yaşanan sorunların çözümlenememesi karşısında, aynı evi paylaşan fakat ayrı dünyaları yaşayan bireylerin zorunlu birlikteliğine dönüşmektedir.

Yaşadığımız yüzyılda her türlü iletişimde teknoloji bombardımanına uğradığımız bilinmektedir. Bilgisayar ve internet kullanımı, cep telefonları, televizyon, gazete gibi görsel ve basılı kitle iletişim kanallarının ortaya çıkışı, bireyler arası iletişimi hızlandırmak içindir. Özellikle internet, sınırsız sayıda sohbet imkânı tanımakta, cep telefonu ile dünyanın her yerinde muhataba ulaşılmaktadır. Bu teknoloji harikaları ortaya çıkış amaçlarının tersine, insan ilişkilerine özellikle de aile bireyleri arasındaki muhabbete müdahale ederek bir anlamda ilişkinin tükenmesine yol açmaktadır. Hızlı, sığ ve anlık yaşamak yaşam tarzı haline gelmiştir. Bir aile ortamında fiziksel olarak yakın ama sosyal olarak birbirine uzak, birbirinden kopuk, bireylerin oluşturacağı gelecekteki aile yapısının alacağı şekil bile tasavvur edilememektedir.

Bu çerçevede, ailenin ve toplumun sağlığı için;
a) Aile olma bilincini kaybetmeden aileye önem verilmesi,
b) Var olan aile düzeninde olumlu ve olumsuz özelliklerinin belirlenerek, olumlu özelliklerin korunması ve olumsuz olanların da olumluya dönüştürülmesi,
c) Geleceğimizin teminatı olan ve emanet olarak kabul etmemiz gereken çocuklara sağlıklı bir aile ortamı hazırlanması oldukça önemlidir.