Makale

Dinin Üç Boyutu: İman-İslâm-İhsan

Dinin Üç Boyutu:
İman-İslâm-İhsan

Doç. Dr. Yavuz Köktaş
Rize Üniv. İlâhiyat Fak.

İman, İslâm ve ihsanı tarif eden ve “Cibril Hadisi” diye meşhur olan rivayetin sonunda, soru soran adam hakkında Hz. Peygamber şöyle buyurur: “O, Cebrail’di. Size dininizi öğretmeye geldi.”

Bu hadisten dinimizin birbirini tamamlayan üç esasa dayandığını öğreniyoruz: İman, İslâm ve ihsan. Bunlar insanın üç boyutudur. İşte bu üç boyut veya üç gerçek dinin tâ kendisidir. Dinin fotoğrafıdır. Bu durum, dinimizin insan gerçeğini tüm boyutlarıyla ortaya koyduğunu göstermektedir. Bunlar ne anlam ifade ediyor?

İnançsız insan olamaz, duygusuz insan olamayacağı gibi. Ateist bile inançsız değildir. Düşüncelerini dogma hâline getirmiş, ona tapmaktadır. Birileri, puta; birileri güneşe; birileri ateşe, birileri ineğe; birileri ideolojiye, akla inanır ve tapar. Bizler Allah’a iman eder ve ibadet ederiz. İman, kalbin hakikati kabul ve tasdik etmesidir. Doğru, sağlam, şaşmaz iman, mutlak hakikat de budur. Küfür de tam tersi, kalbin hakikati inkâr etmesidir. İman her eylemin temelidir. Sadece eylem de değil, eylemi ortaya çıkaran aşkın, sevginin, sadakatin, bağlılığın, vecdin, coşkunun, arzu ve iştiyakın da temelidir.
İman bize bunları sağlar.

İman ayrıca bize güven temin eder. İnsan bu uçsuz bucaksız dünyada yapayalnızdır. Kafasında binbir soru vardır. Kimiz, neyiz, ne oluyoruz? Zihindeki kaos, ancak imanla düzene girer. İman, binbir soruyu bir cevapta halleden şeydir. Kim olduğunu bilen insan, güvende olan insandır. İman ederek kaosu düzene çeviren insanın, hayata bakış açısı da değişir. İman, insana hayatın iniş-çıkışlarını, şer gibi görünen her şeyi hayra çevirmesini öğretir. Peygamberimiz öyle buyuruyor: “Müminin işine hayret ederim. Onun bütün işleri hayırdır. Sevindirici bir şeyle karşılaştığında şükreder, bu, onun için hayır olur. Üzücü bir şeyle karşılaştığında sabreder. Bu da onun için hayır olur.”

İman, bize güven sağladığı gibi, mümin insan da güven telkin eden insandır. Güven içinde olan, ancak güven telkin edebilir. Peygamberimize “Emin” demişlerdi. “Güvenilir insan.” Peygamberimiz de öyle tarif etmişti mümini: “Müslüman, insanların elinden, dilinden emin olduğu kimsedir.” Güven telkin eden insan olmak. Bugün toplumumuzun en büyük sorunlarından biri de bu değil midir?
İman etmekle iş bitmez. Önemli bir nokta var burada. O da imanımızı sevmemiz gerektiğidir. İmanımızı, canlı, dinamik, aktif tutmamız için şarttır bu. Allah öyle buyuruyor: “O, size imanı sevdirdi.” İman, nasıl sevilir? Allah’ı her şeyden fazla sevmekle. Peki Allah her şeyden fazla nasıl sevilir? İki şekilde: O’nu tanıyarak. İnsan tanıdığını sever. Meselâ bir kişinin hâl ve hareketlerini tanırsak, kalbimiz ona meyleder. Neden Hz. Ebu Bekir’i, Ömer’i çok seviyoruz? Çünkü onların hal ve hareketlerini tanıyoruz. İşte, Allah’ı, O’nun bizim için yaptıklarını, kâinattaki düzenini tefekkür edersek, O’nu daha çok severiz. Bir de Allah’ın Rasûlüne uymakla. Allah’ı sevmenin bir ölçüsü de budur. Zira Allah öyle buyuruyor: “De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.”

Bunları yaptık mı sonuçta ne olacak? İki şey olacak: Biri ahiret hayatımızda cennetle ödüllendirileceğiz. Diğeri ise daha bu dünyadayken “imanın tadını” alacağız. İman bize yük olmaktan çıkacak, hayat dolu, hayatın anlamını bilen insanlar olacağız. Hz. Peygamber bunu bize bildirmiştir. “Şu üç haslet kimde bulunursa imanın tadını alır” buyuruyor. Bunların başında gelen ise, “Allah ve Rasûlünü her şeyden fazla sevmektir.”
Bunların hepsi iyi hoş da bazen kalbimiz sertleşiyor, katılaşıyor, tatsızlaşıyor, diyebiliriz. Onun için Peygamberimiz; “Birinizin içinde iman, elbisenin eskimesi gibi eskir; Allah’tan onu yenilemesini dileyin” buyurmuştur. İmanı yenilemenin üç süreci vardır:

1. Kalbi dünya sevgisinden temizlemeliyiz. Bu, toprağı önce dikenden temizlemeye benzer.
2. Yüce Allah’ı tanımalıyız. Bu, toprağa tohumu ekmeye benzer.
3. Yüce Rabbimizi her an zikretmeliyiz. Bu da tohumu sürekli sulamaya benzer. Zikir, sadece dil ile yapılan ibadet değildir. Allah için yaptığımız her şey, Allah’ın farkında olarak yaşadığımız her an zikirdir.

İşte iman dediğimiz kalbin eylemi budur. Bunsuz, İslâm da ihsan da olmaz.
İslâm’a gelince, İslâm imanın pratiğe aktarılmasıdır, imanın bir düzene dönüşmesidir. İslâm, imanın görünür kılınması, tecelli etmesidir. İslâm, imanda samimi olup olmadığımızın test edildiği alandır. Kısaca İslâm, imana tanık olmaktır. Nasıl? Bizler Allah’a iman ettiğimizi söylüyoruz. Peki bunun şahidi, tanığı kimdir? Bunu nasıl ispat edeceğiz? Kıyamet günü biz sustuğumuzda hakkımızda kim konuşacak? Amellerimiz, eylemlerimiz. İmanımıza, amel ve eylemlerimiz şahittir, şahit olmalıdır. Namazımızla, haccımızla, orucumuzla, infakımızla, dürüstlüğümüzle, ahlâkımızla imanımıza şahitlik etmeliyiz. Bu yüzden İslâm, imanın ete-kemiğe bürünmüş şeklidir.

Aslında İslâm’ın bu yönü imanımızı muhafaza etmek içindir. Sadece iman ettiğini söyleyen, hiç eylemde bulunmayan ya da ne yaptığını bilmeyen kimsenin, bir gün hakikatten kopması, hakikate karşı kör olması tehlikesi vardır. Bu nedenle amellerimiz, imanımızı koruyan birer kalkandır. Ne kadar çok amelde bulunursak, imanımızı koruyan kalkan o kadar sert ve çetin olur.

İslâm’ın emirleri nefsimize çeki düzen vermek içindir. Onları yerine getirmenin temel gayesi, Allah’ın rızası olsa bile, insan ve toplum hayatında birçok faydalı hikmetleri vardır. Meselâ namaz, yükselmeyi, derinleşmeyi, miracı, sadece Allah’a kul olunması gerektiğini; oruç, sabrı, hâlden anlamayı; hac, birleşmeyi, birlik olmayı; zekât, cömertliği, yardımlaşmayı, vermeyi öğretir.

İslâm, ibadetten sosyal hayata; ekonomiden sanata her alanda ilkeler ortaya koyar. Bu anlamda İslâm’ı sırf vicdan dini, kalp dini veya Allah ile kul arasındaki gizemli ilişki olarak görmek, eksik ve yetersiz bir algılayış olacaktır.
İman ettik, İslâm’ı yaşıyoruz, bunlar yeterli değil. Bunları tamamlayan bir unsur daha var. Gelelim dinin üçüncü boyutuna: İhsan. Ne demek ihsan? İki anlamı var:

1. İhlas anlamındadır. Yani bir işi riyadan uzak, sadece Allah için yapmak. Burada yapılan iş değil, işin kim için yapıldığı önemlidir. İslâm boyutunda, yapılan iş önemli idi. İman görünür kılınmalıydı. İhsan boyutu ise, amelin geçerliliğini garanti ediyor. Zira Allah için yapılmayan hiçbir amel kabul değildir. Bundan dolayıdır ki, niyetlerimizi bütün şirk unsurlarından temizlemeliyiz. Amellerimizi sağlam niyetlerle, Allah’ı görüyormuşçasına yapmalıyız.

2. İhsan, bir işi güzel, kaliteli yapmak anlamına da gelir.
İhsan, kullukta kalitedir. Kulluğu sevgiyle gerçekleştirmektir. İhsan, estetiktir. Yapılan işi göze hoş gelecek tarzda yapmaktır. İhsan, niyettir. Tüm eylemlerimizde Allah’ın hoşnut olmasını ön plana çıkarmaktır. İhsan, merhamettir, şefkattir. Bir karıncayı bile incitmekten korkmaktır. İhsan, hoşgörüdür. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmektir. İhsan, muhasebe yapma bilincidir.

İşte dinin üç boyutu… Bu üç boyut birbirini tamamlar. Dinimizi diğer dinlerden ayıran yön de bu bütünlük ve kapsayıcılıktır.