Makale

Çalışma Ahlakı ve Rızkın Helalinden Temini

Dr. Ahmet Çekin

Çalışma
Ahlakı ve Rızkın Helalinden
Temini

İnsan için çalışmanın; emek ve zihin gücünü harcamasının ve karşılığında gelir elde etmesinin çok daha ötesinde bir anlamı vardır. Hangi kesimde ve seviyede olursa olsun, çalışmak; kişiye toplum içinde yer ve itibar kazandırır; ona toplumsal nitelik ve sorumluluk yükler ve toplumla bütünleştirir. Böylece fert; hem enerjisini toplum için yararlı bir şekilde kullanmış, hem faydalı bir insan olma duygusuyla mutluluğa ermiş olur.
Çalışmak neden önemlidir?
Çalışma hayatı; insana, sosyal ilişkilerde bulunabileceği bir çevre sağlar. İnsan, çalışması sonucunda toplumun üretken bir üyesi olarak saygı görür, insanların hedeflerine ulaşmaları, çalışmaları ile mümkündür. Çalışmak, insanın hem maddî, hem psiko- sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan bir faaliyet alanıdır. Sonuçları itibariyle hayatımızda önemli bir yer tutan çalışmanın; bir araç olduğu, amaç olmadığı gözden ırak tutulmamalıdır. Bu nedenle İslâm alimleri; "Bir mükellefin, kendisi ile ailesinin nafakasını temin edecek ve borçlarını ödemeye yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan müminlerin ihtiyaçlarını karşılamak, akrabalarına ikram etmek için daha fazlasını kazanması müstehaptır. Müreffeh bir hayat sürmek ve helâl bir rızık temin etmek amacıyla gayret sarf etmesi ise mübah- tır" görüşünde ittifak etmişlerdir. (Muhammet eş-Şeybani, Ki- tab’ül-Kesb. Trc. Doç. Dr. Mustafa BAKTIR; s. 66-67) Bu yönüyle çalışıp bir meslek icra etmek, kendi rızkını temin etmeye ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak; hayatın önümüze koyduğu bir mecburiyet olduğu kadar, dinimizin de Allah’ın rızasını kazanma hususunda bizlere sunduğu bir imkândır.
Toplum- ların geçirdiği değişime paralel olarak, insanların çalıştıkları alanlar ve usullerin yanı sıra, bu konuda sahip olmaları gereken bilgiler de değişir. Bugün baş döndürücü bir hâl alan teknik gelişmelerle, buna bağlı olarak yayılıp genişleyen sosyo-dinamik atılımlar, "Üretim ve önemi" bağlamında birçok mesleğin tanım ve icraatını da değiştirmiştir. Bu yeni durum, bir taraftan bazı meslekleri tamamen ortadan kaldırmakta; diğer taraftan da daha önce hiç bilinmeyen birçok mesleğin gün yüzüne çıkmasına sebep olmaktadır.
Buradan hareketle insanların bugünkü çalışma usullerini, üç grupta mütalâa edebiliriz. Bazı insanlar bedenî gücünü kullanarak çalışırlar. Bunlar genelde tarım alanında ve hizmet sektöründe faaliyet gösterirler. Belirli bir ücret karşılığı bir atölyede, bir fabrikada veya kendilerine ait küçük tarım işletmelerinde çalışırlar. Buralarda çalışmak için özel bilgi ve yeteneğe ihtiyaç yoktur. Gereken bilgi ve tecrübe, çoğu zaman iş yerinde öğrenilir veya aile hayatı içerisinde küçük yaştan itibaren elde edilir, ikinci grupta özel bir eğitim ve bilgi gerektiren meslekler gelir. Bu grup içinde dar bir alanda uzmanlaşmış teknikerleri, doktor veya avukat gibi uzun bir eğitim-öğretim döneminin sonunda iş hayatına atıian meslek erbabını sayabiliriz. Üçüncü grup ise, Allah’ın kendilerine verdiği müstesna kabiliyetlere sahip bulunan ve mesleklerinde başarının zirvesine çıkmış olan profesyonel kimselerdir. Doğal bir farklılık taşıyan bu kişiler; bulundukları yerde tutunabilmek için çalışıp çabalamak, toplumun kendilerinden beklediği aktiviteyi göstermek durumundadırlar.
Günümüz şartlarında meslek sahibi olmanın önemi
Modern toplumlarda meslek sahibi olmak, her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Bu sebeple meslek sahibi olmanın bugünkü şartlarda bir insan için öneminden biraz bahsetmek gerekir.
Meslekî meşgale, insanın kişilik oluşumunu sağlayan en önemli sosyal faaliyet alanlarından biridir. Günümüzde insanın normal olarak başarı veya başarısızlığı, aile yaşantısı yanında meslekî alandaki icraatında görülür. Meslekî tecrübe ve davranış, insanı sosyal çevreye hazır hâle getiren öncelikli unsurlardandır. Gazeteler, radyolar ve diğer yayın vasıtalarıyla elde edilen veriler, ikinci el tecrübelere dayanan bilgilerdir. Bunların yüzde 90’ına, doğruluğu kontrol edilemediğinden, sadece inanılır. Bu günkü şartlar içerisinde; insanın mesleki faaliyet alanı, ayrıntılarıyla bildiği ve müdahale edebildiği için tek gerçeklik alanıdır. Çünkü o burada kandırılamaz, kendi tecrübesine dayanarak karar verebilir, yapılan iş hakkında netice çıkarabilir.
Mesleğin insan hayatı için önemi, diğer alanlarda da ortaya çıkar. Bugün bütün dünyada, insanın sosyal bir varlık olarak değerlendirilmesinden en önemli faktörlerden birisi onun mesleki aktivitesidir. Modern toplumlarda, insan, toplum, insan-sosyal çevre ilişkisi öncelikle meslekî faaliyet kriteriyle belirlenir. Çünkü insanların en önemli ihtiyaçları, meslekleri tarafından karşılanır, insan, ihtiyaçları için para kazanmalıdır. Ancak bunun yanında temel sosyal güvenlik ihtiyacı, kabul edilebilir ve sürdürülebilir hayat tarzı, para kazanmanın da ötesinde başka şeyleri gerektirir. Toplumdaki sosyal ve politik değişim, bize; ne kabul edilen bir hukukun, ne de sahip olunan mal veya mülkün, insanın istediği sosyal güvenliği sağlayamadığını gösteriyor.
Bugünkü hayat şartları içerisinde, kişinin kendisini emniyetli hissetmesinin yolu, meslekî açıdan sahip olduğu bilgi ve beceri ile doğru orantılıdır. Bu, günümüz insanı için kaçınılmaz bir özelliktir. Bu durum; günümüz şartlarında, kişilerin karşılaşacağı krizlere karşı sahip olmaları gereken kişisel ve sosyal garantilerdir. Çünkü günümüz insanı, sosyal yaşam başarısını büyük oranda meslekî icraatı ile elde edebilmektedir. Sosyal durum ve itibar; bugün, herhangi bir zamandan daha çok mesleğin niteliğine, verimine ve başkaları tarafından değerlendirilmesine bağlıdır, insanlar, mesleklerine ve göstermiş oldukları aktivitenin nitelik ve niceliklerine göre tasnif olunmaktadırlar. Bu da aslında apayrı bir öze dönüşün, insanı ürettiği ile değerlendirmenin bir ifadesidir. Kuran’da geçen; "insan için, çalıştığının karşılığından başka bir şey yoktur" (Necm, 39) ayetinin içerdiği anlam da konunun bu yönünü vurgulamaktadır.
Öte yandan İslam dini; insanın çalışmasını, üretici olmasını ve elinin emeğini yemesini; dolayısıyla insanlara, tabiata ve çevreye faydalı olmasını teşvik etmektedir. İslâm alimleri, Müslüman toplumların ticarî, sanatsal ve ekonomik yönden gelişmesi için gerekli tedbirler üzerinde fikir beyan etmişler ve bu konudaki bağlayıcı hükümlere dikkat çekmişlerdir. Bu konuda güzel düşünceler üreten bilginlerden biri olan ibn Abidin, farz-ı ayn ilimleri tasnif ederken; "Ticaretle meşgul olanın alışverişi öğrenmesi farzdır. Ta ki sair muamelatta şüpheli ve mekruh olan şeylerden korunabilsin. Sanat sahipleri ile diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için, onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır." ifadelerine yer veriyor. (İbn Abidin, Haşiyet’ü Reddü’l-Muhtar alâ Dürri’l Muhtar, c. 1, s. 41-42) Burada zikredilen kaçınılması gereken haramdan maksat; insanlara hileli ve sakat mal satılmaması, kişinin ürettiği malın bozuk veya sağlığa zararlı olmaması gibi; günümüzde modern ticaret ve sağlık kurallarının da tespit ettiği hususlardır. Ayrıca bu ifadelerden, her Müslümanın bir meslek öğrenmesi ve mesleğini usulüne göre icra etmesi lazım geldiği şeklinde bir anlam da çıkarabiliriz. Bunun yanında, kişinin kazancının helâl olması anlamı da bulunmaktadır. Tabiî hayatî önemi haiz olan bütün bu prensipleri; günümüz meslek araştırmacıları tarafından ortaya konulan ticarî ve meslekî standartların bir başka şekilde formüle edilmiş şekli olarak değerlendirmek mümkündür.
Çalışma ve kazanç ilişkisi konusunda da İslâm düşüncesi, insanlığın mutluluk ve refahı için birtakım prensip ve ilkeler koymuştur. Abdullah ibn Mesud’un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz; "Çalışıp kazanmak her Müslümana farzdır." buyurmaktadır. (Muhammet Haşan eş- Şeybani, Ei-lktisab s. 14) Bunlardan anlıyoruz ki; çalışıp kazanmak, sonuçları itibariyle sadece dünya hayatını ilgilendiren bir faaliyet değildir. Mükellef bir Müslüman için çalışıp kazanmanın, ahiret hayatını da içerisine alan derinlikli bir etki alanı vardır.
Çalışma ahlâkı ve helâl kazanç ilişkisi
İnsanın ilk defa iş sahibi olma isteği ile başlayıp, aktif çalışma sürecinden emekliliğe kadar devam eden çalışma hayatının belirli birtakım kuralları vardır. Bunların başında çalışma ahlâkı gelir. Çalışma ahlâkı denilince, bir toplumda işe ve çaiışmaya karşı alınan tavırlar anlaşılmaktadır. Bazı toplumlar; işe yönelik olumlu birtakım tutum ve tavırlar geliştirirken; bazıları ise işten çok dinlenme ve eğlenceyi ön plana alabilmektedir. Meselâ bazıları için çalışma, yaşamın başlı başına bir amacıdır. Bu tür insanlar tutumlu, dakik, çalışkan, dürüst, sade bir hayat sürerler ve öz disiplini olan kimselerdir. Bu özelliklere sahip olan üreticiler; donanımlarını, kalite ve etkinlik gibi çalışma ahlâkının sonucu olan iki önemli ilkeyle zenginleştirince, toplum aktif ve olumlu bir dönüşümle şekillenmeye başlamış olur.
Çalışma ahlâkı, şahsın ve toplumun refahı için çalışmanın gerekli ve önemli olduğu üzerinde durur. Çalışmak, insanın hayatını devam ettirebilmesi için bir zaruret olmanın ötesinde kişisel bir sorumluluk ahlâkıdır. Çalışma ahlâkı ile ekonomik refah arasında, yakın bir ilişki bulunmaktadır. Çalışma ahlâkının yüksek olduğu toplumlarda ekonomik refah düzeyi de yüksek olur, düşüncesi; iktisatçılar tarafından genel kabul gören bir tespittir. Ülkemiz de, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrinde toplumsal 1 bir öneme ’ haiz olan çalışma ahlâkı,
Kanuni devrinden sonra yavaş yavaş düşüşe geçmiş; Cumhuriyet dönemiyle birlikte yeni bir yükselme eğilimine girmiştir. Meselâ, Kanuni döneminde İstanbul’da bulunan Hollanda Büyükelçisi’nin, Kralı’na gönderdiği bir mektupta Türkler’i çalışkanlıklarıyla överken, Avrupa toplumlar) için karamsar tablo çizen mektubu, çalışma ahlâkımızın ne kadar değiştiğini gösteren somut bir örnektir. (Salim Uslu, İş Etiğinde Geleneği ve Yeniliği Harmanlayabilmek, Görüş, 2001-1, s. 84) Toplumsal bağlamda çalışan, meslek ve iş sahibi olan her insan; sağlık, eğitim ve adalet sisteminin yanı sıra, hayatî j önemi haiz düzeneklerin işlerlik kazandırılması noktasında hizmet gören bir uygulayıcı uzmandır. Çalışan bir insanın toplumsal sorumluluğunu yerine getirebilmesinde, helâl rızk kavramının önemli bir yeri vardır. Çünkü Rızk, Allah Teâlâ’nın canlılara yiyip içmesi, yaşaması için lütfettiği ürünlerdir; insanlar da bu ürünlerin büyük kısmını, çalışıp didinerek elde ederler.
Din; insana rızkını helâl yoldan kazanmasını (Bakara, 172), boğazından geçen lokma ile zimmetinde olan mal veya mülkün meşru yollardan temin edilmiş olmasını emreder.
(Buhari, Büyu, 15) Burada, dinin emirleri ile toplumun menfaatleri arasında bir çakışma vardır. Çalışmak suretiyle rızkını helalinden temin eden bir Müslüman, aynı zamanda toplumsal sorumluluğunu da yerine getirmiş olan kimsedir. Kişinin, gayr-ı meşru yollara sapmadan, kimsenin maddî ve manevî varlığına tecavüz etmeden elde ettiği her şey, helâl rızktır. Bu anlamda dindar insanın, işiyle olan ilişkisi bazı özellikler gösterir. Üreten kişi el emeği ile çalışıyorsa, alın teriyle kazandığı şaibesiz parayla ailesinin nafakasını temin etmenin mutluluğunu yaşar. Bu, inanan bir insan için nafile ibadet gibidir. (Bkz. Tabe- rani, el-Mucemü’l-Kebir, 19/129) Nitekim Hz. Ömer’in (r.a); kişinin el emeği göz nuruyla çalışıp kazanmasının derecesini, Allah yolunda cihat etmesinden üstün tuttuğu rivayet edilmektedir. (Muhammed Haşan eş-Şeybani, El-lktisab, s. 15)
Kişi eğer meslek erbabı ise, kendisine gelen insanların ihtiyacını gidermeyi, onların sıkıntılarını ve problemlerini çözmeyi ana gaye olarak benimser. Mesleğinden para kazanmaktan çok, insanların memnun olmalarını ve dualarını almayı önemser. Daha fazla para kazanma hırsı olan bir yatırımcıyı, çok üretip çok kazanmak tatmin eder, inançlı bir yatırımcıya ise işi olmayan bir kimseye çalışma ve rızkını temin etme imkânı sağlaması daha anlamlı gelir. Yukarıda vurgulandığı üzere; din kazancımıza sınır koymayı değil, kazancımızın meşru ve toplumsal sorumluluk bilinci içinde elde edilmesini ister.
İnsanın hayatın değişik alanlarındaki aktiviteleri ile meslekî faaliyet ve çabalarının başarılı bir şekilde sürüp gitmesi, bir iç emniyeti olarak kişinin ruhsal yaşantısına yansır. Meslekî emniyet, başarı ve memnuniyet, günümüz insanının ruh sağlığının en önemli temellerindendir, insanın çalışmak zorunda olan bir varlık olması, üzülerek ifade etmek gerekir ki; gelişmekte olan ülkeler tarafından göz ardı edilen sosyal realitelerindendir. Oysa insanın çalışan bir varlık olarak değerlendirilmesi, kalkınmasını tamamlamış müreffeh toplumların en önemli kıstaslarından birisidir. Bu cümleden olarak; insanın çalışıp üretmesi, nitelikli bir meslekle insanlığa yararlı olması, hem aklı selimin hem dinimizin öngördüğü, günümüz Müslümanının ayrılmaz vasıflarıdır.