Makale

Bir yabancının Türk Kültürüne Bakışı

Bir Yabancının
Türk Kültürüne Bakışı

Doç. Dr. Talip Küçük can
TDV İslâm Araştırmaları Merkezi

Türk tarihi üzerine serpilmiş tozlar gün - -A-’ geçtikçe siliniyor ve bu sayede geçmişin dehlizleri birer birer aydınlanıyor. Türk kültür ve uygarlığı, herkeste hayranlık uyandıran yönleri ile yeniden gözler önüne seriliyor. İngiltere’nin İstanbul büyükelçisinin eşi olan Leydi Mary Montagu, bu güzel şehirden yazdığı mektuplarda 18. yüzyıl Türk toplumunu ve bu topluma kimliğini veren güzellikleri anlatıyor.
Leydi Mary’nin büyük bir ustalıkla kaleme aldığı edebî ve tarihî önemi büyük olan bu mektuplar, İngiltere’de doksanlı yılların başında tekrar yayımlandı. (The Turkish Embassy Letters, London: Virago, 1993) Türk kültürü ile tanışması Leydi Mary’nin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Kendi ifadesi ile, Leydi Mary, "yeni bir dünyaya adım atmış ve bambaşka bir kültür hâzinesi keşfetmiştir."
Uygarlık tarihinde İstanbul’un ayrıcalıklı bir yeri ve önemi vardır. Antik uygarlıklara ev sahipliği yapmanın yanında İstanbul, farklı kültürlerin, dinlerin ve medeniyetlerin buluştuğu ve yan yana yüzyıllarca yaşadığı bir şehirdir. İstanbul genelde Doğu ve Batı, özelde ise Hıristiyanlık ve İslâm medeniyetleri arasında köprü olagelmiştir. Osmanlı Türklerinin, büyüleyici güzellikteki bu kenti fethetmesiyle başlayan tarihsel süreç içerisinde, İstanbul, yeni bir kimliğe bürünmüştür. Bizans uygarlığının kendisine giydirdiği elbiseye ilâveten İstanbul, Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1453 yılında kente girmesiyle yeni bir kimliğe kavuşmuştur.
İstanbul’a büyükelçi akını
Türklerin İstanbul’u fethi ve bu şehri imparatorluğun başkenti olarak ilân etmelerinden sonra bütün dünyanın gözü tekrar İstanbul’a çevrilmiştir. İstanbul bir taraftan Türk kültürüyle yeniden şekillenmiş, bir taraftan da önemli bir siyasal merkez hâline gelmiştir. Uluslararası ilişkilerin artmasına paralel olarak yabancı ülke elçileri artık İstanbul’a gelmeye başlamıştır. Bunlardan birisi de, İngiltere’deki dostlarına İstanbul’dan sıkça mektuplar yazan Leydi Mary’nin eşi, Büyükelçi Wortley Montagu’dür.
Bütün dünyanın ilgi odağı hâline gelen İstanbul hakkında yüzlerce mektup, hatıra ve ciltlerce kitap yazılmıştır. Zaman zaman yayımlanma şansı bulan bu mektup ve kitaplarda, İstanbul’daki toplum ve hayat anlatılmıştır. İstanbul’da bulunduğu süre içerisinde bu kentin havasını dışarıya taşıyan mektupların bir kısmı da İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Montagu’nün eşi Leydi Mary tarafından yazılmıştır.
Türk uygarlığı ile ilk tanışma
Leydi Mary, İstanbul büyükelçiliği görevine atanan eşi ile beraber, 1716 yılında Osmanlı topraklarına doğru uzun bir yolculuğa başlamıştır. Viyana ve Macaristan üzerinden Türk sınırına ulaşan Leydi Mary ve eşi, yüz otuz kişilik Osmanlı muhafız birliği tarafından karşılanmış ve Belgrat’a kadar güvenlik içinde yolculuk yapmaları sağlanmıştır. Leydi Mary, Belgrat’ta Ahmet Beyin konukseverliği ile ağırlanmış, karlı ve soğuk bir kış günü geldiği bu şehirde, kendisine sıcak bir konak tahsis edilmiştir. Ahmet Beyin derin sanat ve edebiyat bilgisi ile ciltler dolusu kütüphanesinin raflarını süsleyen kültür ürünlerine hayran kalan Leydi Mary, kendisine böyle yakın ilgi ve misafirperverlik gösteren bu Türk beyefendisini, Alexander Pope’ye gönderdiği mektubunda övgü dolu şu ifadelerle anlatır: "Ahmet Bey, şimdiye kadar tanıdığım Batılı erkeklerden daha zeki ve kibar bir insan..."
Türk topraklarına ulaşıncaya kadarki bütün
hayatı Batı dünyasında geçen Leydi Mary, Batılı olmayan bir kültürle ilk defa Türkler vasıtasıyla tanışmış ve Türk medeniyetine hayran kalmıştır. Leydi Mary bu hayranlığını daha sonra yazdığı mektuplarında tek tek dile getirecektir. Türk kültürü ile tanışması Leydi Mary’nin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Kendi ifadesi ile, Leydi Mary, "yeni bir dünyaya adım atmış ve bambaşka bir kültür hâzinesi keşfetmiştir." Türk medeniyetinin kültürel ürünleri, insan ilişkilerindeki zarafet, şiir, edebiyat, musiki ve dil güzellikleri, sanatsal bir kişiliği olan Leydi Mary’nin zihninde derin ve silinmez izler bırakmıştır. Türk toplumunu ve bu toplumun mayasını oluşturan güzellikleri tanıdıkça Türklere hayranlığı artan Leydi Mary, kendi ülkesinde Osmanlı Türkleri ve İslâmiyet ile ilgili anlatılanların birer efsane ve uydurmadan ibaret olduğunu anlamıştır.
Türk kadınlarının dostluk ve zarafeti
Leydi Mary, Türk toplumunu tanıdıkça, Türk aile yapısının ve bu aile içerisinde Türk kadınlarının önemini daha iyi kavramaya başlamıştır. Ev ziyaretleri yapmaya başlayıp Türk kadınlarıyla yakın dostluklar kurmayı başarınca, İngiltere’de kendisine anlatılanların birer karalama ve önyargıdan ibaret olduğunu görmüştür. Leydi Mary, ziyaret ettiği Türk kadınlarını son derece doğal, rahat ve cana yakın bulmuştur. Ziyaret ettiği evlerde, Türk hanımların kendisine gösterdiği yakın dostluk ve içten samimiyet karşısında duygularını gizleyemeyen Leydi Mary, İngiltere’deki arkadaşına yolladığı uzun bir mektubun satırları arasına şu cümleleri serpiştiriyor: "Başka bir millet ve dine mensup olmama ve Türklerden farklı giyinmeme rağmen, nereye gidersem gideyim, Türk hanımları bana bir yabancı olduğumu hiçbir zaman hissettirmediler. Her zaman sanki onlardan biriymişim gibi davrandılar bana. Avrupa’nın hiçbir yerinde, farklı kıyafet ve görünümdeki hanımlara karşı bu kadar saygı ve hürmetin gösterildiği bir başka yer olduğunu hatırlamıyorum."
Leydi Mary, Türk kadınlarının kıyafet tarzından hiçbir zaman rahatsızlık duymamıştır. Bir mektubunda Leydi Mary, Türk kadınları hakkında şu gözlemde bulunuyor: "imparatorluk sınırları içinde gerçekten özgür olan kesim Türk kadınlarıdır." Leydi Mary, örtünmenin, o zamanki Türk toplumunda, kadınlara daha rahat hareket etme imkânı verdiğini belirtiyor. Cadde ve sokaklarda kimse kadınlara sarkıntılık etmiyor, aksine saygı ve hürmet gösteriliyor. Leydi Mary, örtünmenin kadınlara kazandırdığı hürriyetten yararlanmak için, zaman zaman Türk kadınları gibi giyinip çarşı-pazar dolaştığını ve kimse tarafından tanınmamanın verdiği rahatlığı yaşadığını övünerek söylüyor. Leydi Mary’i hayretlere düşüren gerçeklerden birisi de Türk kadınlarının kendilerine ait maddi servetlerinin kabarık olması ve evin bütün ihtiyaçlarını gidermekle erkeklerin sorumlu tutulmasıdır.
Fransız Büyükelçisi’nin eşinin çocuk sevgisi
4 Ocak 1817 tarihinde İstanbul’dan yazdığı mektupta Leydi Mary, Türklerin çocuklara olan aşırı sevgi ve düşkünlüğünü değerlendiriyor. Türk toplumunun çocuğa çok önem verdiğini ve bu nedenle de, Türklerin çok sayıda çocuk sahibi olmayı arzu ettiklerini belirten Leydi Mary, Fransız büyükelçisinin eşinin de Türklerden etkilenip arka arkaya hamile kaldığını anlatıyor. Kadına, doğurganlığı oranında, bir başka ifade ile, aileye kazandırdığı çocuk sayısına göre toplum tarafından daha çok değer verildiğini gözlemleyen Leydi Mary de, bu geleneğe uyarak, kendi ülkesindeki âdetlerin tam tersine çok çocuk sahibi olma yönünde kararını değiştirmiştir. Doğum sonrası törenlerin zenginliği, hele hele ziyaretler ve anne ile yeni doğan çocuğa verilmek üzere getirilen türlü türlü hediyeler Leydi Mary’i hayranlığa sürüklemiştir.
Devlet adamlığı ve dürüstlük
Leydi Mary, eşinin mesleğinden dolayı, Türk idare sisteminin en üst düzeydeki yetkililerinin eşleriyle tanışma fırsatı elde etmiş ve kendisine iletilen davetlere mümkün olduğunca katılmaya çalışmıştır. Her davete katılışında, Türk hanımlarının ve Türk aile kültürünü daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur.
Leydi Mary, 18 Nisan 1718 tarihli mektubunda, Vezir-i Azam’ın eşi tarafından kendisine verilen davetteki izlenimlerini anlatırken, davet esnasında şahit olduğu manzaradan şaşkına döndüğünü anlatır. Leydi Mary’nin anlattığına göre, Vezir-i Azam’ın köşkü son derece sade döşenmiştir. Her türlü gösterişten uzak bir hayat tarzı hakimdir Vezirin evinde. Devlet idaresi hiyerarşisi içerisinde son derece önemli bir yere sahip olan Vezir-i Azam’ın, İngiltere’nin yeni İstanbul büyükelçisi Wortley ve eşi Leydi Mary’nin kendisine sunduğu hediye ile ilgili olarak gösterdiği davranışı, günümüz siyaset bilimcilerinin önemle üzerinde durmaları gereken bir konudur. Leydi Mary’nin 18 Nisan 1718 tarihli mektubu, hayret ve takdirle karşılanan bu olayı şöyle anlatıyor: "İstanbul’a yeni atanan İngiltere büyükelçisi Wortley, Vezir-i Azam’a değerli bir armağan takdim etmişti. Fakat Vezir-i Azam bu hediyeyi kabul etmeyi şiddetle reddetti. Vezirin, rüşvet konusunda gösterdiği hassasiyet bu hediyeyi almasını engellemişti. Bu tür bir hediye takdiminin, yeni atanan bütün İngiliz büyükelçileri tarafından göreve başlarken sunulan geleneksel armağan olduğu ısrarla kendisine anlatıldıktan sonra, Vezir, sözü edilen hediyeyi kabul etmişti."
Köle değil tebaa
Leydi Mary’nin İstanbul’a doğru yola çıktığı zamanlarda Türkler hakkında yaygın bir şekilde anlatılan yalan yanlış birçok uydurma ve yakıştırma hikâye vardı. Birçok yerde Türklerin barbar ve acımasız olduğu anlatılıyor, azınlık milletlerin köle olarak alınıp satıldığı dilden dile dolaşıyordu. Avrupa’da yaşayan insanların büyük çoğunluğunun Türk âdaletinden haberi bile yoktu, işte, Türkler ile ilgili böyle yanlış bilgi ve inançların yaygınlık kazandığı bir dönemde, Leydi Mary, Belgrat’ta geçici olarak ikamet ederken İngiltere’deki bir arkadaşından mektup alır. Mektubu açıp okuduğunda arkadaşının yazdıkları karşısında gülmekten alıkoyamaz kendisini Leydi Mary.
İngiltere’deki arkadaşı Leydi Mary’den bir köle istemektedir. Hem de Yunanlı bir köle, çünkü İngiltere’deki yaygın kanaat, Türklerin bütün azınlıkları köleleştirdiği ve bunun ticaretini yaptığı yönündedir. Leydi Mary’nin arkadaşı, kaça mal olursa olsun, kendisi için alınacak Yunan kölenin bütün maliyetini karşılamaya hazır olduğunu da bildirir. Yeter ki onun için bir Yunan köle bulunabilsin. Leydi Mary, şaşkınlığını üzerinden atar atmaz, 1 7 Haziran 191 7 tarihinde arkadaşına cevap yazar ve Yunanlıların köle değil, OsmanlI imparatorluğunun tebaası ve vatandaşı olduğunu bildirir.
Batının büyük şehirlerinde daha fazla ve daha acımasızca köle ticareti yapıldığını belirten Leydi Mary, Türklerle ilgili İngiltere’de anlatılan şeylerin gerçekle ilgisi olmadığını bir kez daha oradaki dostlarına hatırlatır. 4 Ocak 1718 tarihinde Anne Thistlethwayte’ye yolladığı mektubunda Leydi Mary, Türk adaletini şöyle anla tıyor: "Türk yasaları birçok noktada beni etkiledi. Utanarak söylemek durumundayım ama, Türk kanunları, kendi ülkemizdeki kanunlardan daha adil olarak hazırlanmış ve daha iyi tatbik ediliyor."
Hafize Sultan’ın paha biçilmez kostümü
Hafize Sultan, zarif ve kibar bir saraylıdır. Saray hayatı sona eren Hafize Sultan, kendisine tahsis edilen konağa yerleşir. Leydi Mary, Hafize Sultanı ziyareti esnasında gördüğü estetikle bütünleşmiş ihtişamı anlatırken kelime bulmakta zorlanır. Masadaki çay fincanından tutun da, ta- bak-çanak ve hatta peçetelere kadar her şey, paha biçilmez bir zevkin ve sanatkârane hayalin ürünüdür. Öyle ki, Leydi Mary şu itirafta bulunmak ihtiyacını hisseder: "Yemek ve meyve ikramı esnasında ellerimi temizlemem için sunulan ve kendi ülkemde dahi bu kadar kalitelisini görmediğim güzelim peçetelere kıyıp ta ellerimi silmek dahi istemedim." Hele hele Hafize Sultanın kostümünün detaylarını ve uyumlu zarafetini anlatmak, takı ve mücevherlerinin göz kamaştırıcı çekiciliğini tasvir etmekte daha da zorlanır Leydi Mary. Çünkü Leydi Mary, o ana kadar, böylesine detaylı ve zengin malzemeli ne bir elbise ne de mücevher çeşidi görmüştür. Leydi Mary’e göre, söz konusu elbisenin takılarla beraber bugünküne tekabül eden değeri yüz bin sterlindir.
Mabetlerin dayanılmaz güzellikteki çekiciliği
Leydi Mary’nin en büyük zevklerinden birisi, Türk mimari sanatının bütün güzelliklerini ve hünerlerini sergileyen camileri ziyaret etmektir. Leydi Mary, zaman zaman Türk hanımları gibi giyinip muhteşem camileri serbestçe dolaştığını ve bundan da büyük bir zevk duyduğunu anlatıyor. Türk kültürünün bütün sanatsal inceliklerini mukaddes bir yapı formunda yansıtan ve insanın sadece gözüne değil, aynı zamanda kalbinin derinliklerine de hitap eden mimari yapılar ve özellikle camiler, her ziyaret edişinde Leydi Mary’i derin düşüncelere sevk etmiştir. "Valide Sultan Camii, hayatımda gördüğüm en muhteşem mimari eserdir" diyen ve İstanbul’un, Bizans döneminden kalma kiliselerini de merakla gezen Leydi Mary sözlerini şöyle noktalıyor: "Türk camileri bana daha çok zevk ve huzur veriyor."