Makale

İletişimde KARAKTER OLGUSU

İletişimde
KARAKTER OLGUSU

Dr. İsa Kayaalp
İSAM

İnsanlar arası ilişkilerde iki kavram öne çıkar: iletişim ve karakter. İletişim, karakter merkezli bir olgudur. Gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmek istenen her türlü aktivite, sağlıklı bir "iletişim"i zorunlu kılar.
Bu zorunluluk "insanı tanıma"yı, iletişim kuracak ve kurulacak insanın "insan olma" yönünü öne çıkartır. İnsanî değerlere sahip olma, her türlü söz ve eylemin gerçekleştiricisi olan insanın iç dünyasında kendini belli eder. Görünüşleri itibariyle insanların eylemlerini anlamlandırmak kolay değildir. Çünkü iletişim öncelikle içsel bir olgu olup, bireyin niyetiyle doğru orantılıdır, işte bu sebeple iletişim, karakter merkezli bir olgudur.
Her insanın genel anlamda bir hayat çizgisi vardır. Bazılarında bu çizgi olumlu bir ivme kazanarak istikrarlı şekilde sürüp gider. Hangi göreve, hangi makama gelirse gelsin, hangi fırsatı yakalarsa yakalasın, kişilik çizgisinde istikrarsızlık görülmez. Makam ve mevki onu şımartmaz, bir kısım insanların riyakârca iltifatları, onu kendisi olmaktan alıkoymaz. Böyle kimseler geldikleri makamı onurlandırırlar.
Bazı kimseler de "getirildikleri" makamlara ve mevkilere göre karakter oluştururlar. Bunlar, görüş ve düşüncelerini hiçbir yerde açıklamaz ve yazmazlar. Herhangi bir olay karşısında ne düşündüklerini, nasıl bir tavır takınacaklarını kestirmek oldukça güçtür. Konjonktürel bir tavra sahiptirler. Başkalarının gücü, onların kişiliklerinin esas belirleyicisidir.
Bunlar, herhangi bir zaman diliminde ellerine geçirdikleri fırsatları yani gücü, makamı, kuvveti "kendi" emellerini gerçekleştirmek için kullanırlar;
İşleriyle sağlıklı iletişim kuramayan bu kimseler, bir karakter sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Onlar, hep güçlüden yana tavır alırlar; doğrudan, haktan, hukuktan, adaletten yana değil. Dolayısıyla birtakım güç odakları için ideal kişilerdir. Herhangi bir makama hak ettiği için değil, başkaları uygun gördüğü için getirilirler. Böylece başlarına "devlet kuşu" konu- verir. Bunları da makam onurlandırır.
Karakter ve iş ilişkisi
İnsanın işini önemsemesi, kendisine ve yaptığı işe saygı duyması; başkasının da kendisine ve yaptığı işe saygı duymasıyla doğru orantılıdır. Çünkü kendi işine saygı duyan insan, başkalarının yaptığı işe de saygı duyar. "Benim işim önemli, senin işin önemsizdir" demek, zaten ahlâkî bir yaklaşım değildir. Her insan değerli olduğu gibi, yaptığı iş de önemli ve değerlidir.
insanın işi aynasıdır. Yaşamayı bir sanat hâline getiren insan, işinin önemine de inanır, işine saygı duyar, işiyle özdeşleşir; böyle bir insanın karakterinde işini, işinde karakterini görmek mümkündür. Asil bir ruha sahip olan bu insan, doğru bildiği yolda emin adımlarla yürür, sabırla çalışır; ilimde, sanatta, ticarette vb. alanlarda hep başarılı olur.
Burada söz konusu ettiğim iş, meşruluk özelliği taşıyan iştir. Elbette toplumda meşru olmayan işlerle özdeşleşmiş insanları görmek de mümkündür. Meselâ hırsız, hırsızlık işiyle özdeşleşmiştir, eğer işiyle özdeşleşmeyip, onu bütün benliği ile gerçekleştirmezse başarılı olamaz. Hatta klâsik hırsızlar işleriyle o kadar özdeşleşmişlerdir ki, fiziksel görünüşlerine işlerinin olumsuzluğu da yansır. Söz gelimi nur yüzlü bir hırsızı görmenin mümkün olmadığını söylemek istiyorum.
İnsanın işi kutsaldır. Başkalarının işi de kutsaldır. Bu durumu hem maddî hem de manevî anlamda düşünmek gerekir. İnsanın yemeye, içmeye ihtiyacı vardır. Karnını doyurmak zorundadır, insanın karnını doyurması, yani açlık sorununu çözümlemiş olması manevî alanın da vazgeçilmez şartıdır. Çünkü karnını doyuramamış insan, "dostunun yüz karası, düşmanının maskarasıdır, işini aşıyla, aşını işiyle bütünleştirmiş kişiler, madde ile manayı özümleyip, ne sadece madde, ne de sadece mana ile yaşanabileceğini anlamışlardır.
İletişim ve iş ilişkisi
Başarılı olmanın temel şartı, insanın kendini işine adamasıdır. Ancak bu şekilde insan, işiyle sağlıklı bir iletişim kurabilir. Bütün mesleklerde olduğu gibi, ilim alanında da insanın hayatını özellikle bir konuya adaması gerekir. Bir başkası için sadece bir kavramdan ibaret olan bu alan, bir akademisyenin göz nurudur, alın teridir ve bütün ömrüdür. Eğer bir inanca sahipse, işi aynı zamanda dünya ve âhiret hayatının kazanım vasıtasıdır. Çünkü her iki halde de ektiğini biçecektir.
Doğal olarak insanlar, akademisyenlerin tavırlarında "ilim adamı" ve "hoca" ağırlığını, bilgeliğini, zarafetini, tevazuunu ve hoşgörüsünü görmek isterler. Onların elinde ilim, askerin elindeki silâh ya da polisin elindeki jop gibi olmamalıdır. Bu sebeple ilim adamının karakteri ile ilim arasında doğru orantı olmalıdır. Özellikle ilim, karakteri zayıf bir kısım insanların nefislerinin tatmin vasıtası olmamalıdır.
Yönetici olarak yetiştirilmemiş bir kimse iyi bir yönetici olabilir mi? Özellikle günümüzde iletişim merkezli yöneticilik, farklı birikimleri ve kazanımları zorunlu kılmaktadır, ilim kıskançtır, kendi dışında ikinci bir seçeneğe imkân tanımaz, ilmin kuma kabul etmemesi bu yüzdendir (yöneticilikle ilgili daha geniş bilgi için bk. Isa Kayaalp, Eğitimde İletişim Dili, İstanbul, 2002). Yöneticilik için yetişmemiş, yetiştirilmemiş kimselerin idareciliği her zaman başkalarının müdahalesine açıktır; hatta bir kısım idareciler, yöneticiliğin bir gereği sanarak toplumun temel değerleriyle savaşmayı yeğlemektedirler. Başkalarının yönlendirmesiyle ve kavgacı bir tavırla da iyi bir yönetici olmak mümkün değildir.
Günümüzde söz konusu ikilem, en belirgin biçimde yaşanmaktadır, insanların bir kısmında meslek ahlâkı oluşmadığı için, makamlar ve mevkiler, bu insanların ikbâl vasıtasına dönüşmüştür. Kendileri bizzat bu imkânı yakalamayanlar da yakalayanlar vasıtasıyla, onları aracı ederek emellerini tatmin etmeye çalışmaktadır.
insan hayatında bilginin farklı bir yeri vardır. Dolayısıyla başkalarının bilmediğini bilen, bilge ve bilgin kişiler, insanlardan hep itibar görmüşlerdir. Çünkü ilim ve hikmet adamı, varlıktaki gizem ve gizliliği keşfe çalışmaktadır.
Hem dünyada hem de Türkiye’de geçmişe oranla bugün, imkânlar alanında çok hızlı bir değişim yaşanmaktadır. İnsanî değerlerle sağlıklı bir iletişim kuramayıp, kendi kendisiyle ve çevresiyle kavga edenler, bu değişimi yanlış ve yıkıcı yönde kullanmaktadırlar. Bu tür insanlar için imkânlar ya bir menfaat ya da başkalarına zulüm aracı olmaktadır.
İletişimin karakteri güvendir
Günümüzde her konuda bilimsel anlayışın esas alınmasının temel sebebi, eleştirel bir özelliğe sahip olması dolayısıyladır. İş yapmak, başarılı olmak isteyen insan, aynı zamanda eleştiriye açık olan insandır. Daha iyiye, daha mükemmele ulaşabilmek için eleştiriden korkmaz. Eleştirinin hedefinde kötü niyet yoksa, amaç eleştirilen şeyin güzelleşmesini istemektir. Çünkü aklın olduğu yerde eleştiri, eleştirinin olduğu yerde akıl vardır. Elbette eleştiri, "gelenin keyfi için geçmişe sövmemek"tir.
İslâmî anlayışın en temel değeri imandır. İslâm’da bütün kurgular onun üzerine bina edilmiştir. Onun yitirilmesi ya da zaafa uğratılması, Nasreddin Hoca’nın gökyüzüne doğru küpleri dizdikten sonra, en alttakini çekip "seyreyle gümbürtüyü!" demesine benzer. Bu yüzden iman, insanın yaratıcısıyla ve kendisiyle kurduğu en sağlıklı iletişim olgusudur. İnsanın karakteri, eşyayı algılayışı, olayları yorumlayışı böyle bir iletişimle mümkündür. "Gönlün döllediği" insanlar kendi kendisiyle, yaratıcısıyla ve çevresiyle barışıktır. Bunlar, "Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül yahut diken" deme sırrına ermişlerdir.
iman "güven"dir. İnsanın kendine güvenmesi ve yaptığı işe saygı duyması, bu inancın bir gereğidir. Ancak böyle bir inançla gerçekleştirilen eylemler insana başarı getirir. Başarı ile iman doğru orantılıdır. Kendine güvenen insan, her zaman kendini vazgeçilmez olarak görür. Bu, onun imanının bir tezahürüdür.
İman sayesinde insan nitelikli hâle gelir, çünkü iman ona rafine bir hayat sunar. Dolayısıyla da kendini, "Kim var diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan, fert fert ’ben varım’ cevabını verici, her ferdi ’benim olmadığım yerde kimse yoktur’ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik." (Necip Fazıl, "Gençliğe Hitabe’den) söyleminin muhatabı olarak görür. Çünkü insan "zübde-i âlemdir", Allah’ın yarattığı en mükemmel varlıktır, O’nun bir ayetidir. Karakterli insanın iletişimi sayesinde, evrensel dil yakalanmış olur.