Makale

Allah’a Yakın Olmak

ÂYİNE

Allah’a Yakın Olmak

Dr. Lamia LEVENT ABUL
Diyanet İşleri Uzmanı

Allah’ın katında değer ve kıymetini bilmek istiyorsan, seni hangi işte ikame ettiğine, seni hangi hâlde tuttuğuna bak.
İbn Ataullah İskenderî

İNSAN niçin yaşar sorusu, insanın varoluşunu temellendirmek ve hayatı daha anlamlı kılmak için kendine sorduğu soruların başında gelir. Niçin yaratıldığımız, bu dünyaya neden gönderildiğimiz ve ölümden sonra nereye gideceğimiz sorularına cevap verdiğimiz ölçüde hayat ve ölüm bizim için hakiki manasına kavuşur. Kur’an ısrarla insana bu soruları sorar ve insanı kendisiyle muhasebeye sevk ederek cevaplar bulmasına yardım eder. “Biz göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları boş yere yaratmadık.” (Sâd, 38/27.) buyuran Yüce Rabbimiz insana yaratılış hikmetinin peşine düşmesi gerektiğini hatırlatır.
Kur’an hayat yolculuğunda biz insanoğluna yol gösterir ve her daim istikamet üzere gitmemiz için rehberlik eder. Nisyan ile malul insan bazen unutur, gaflete dalar da yolunu şaşırır. Ama her seferinde dönüp Kitab’a sarılırsa yoluna emniyet içerisinde devam eder. Hep hatırında kalsın, hiç unutmasın diye tekrar eder ve yeniden hatırlatır neden yaratıldığını, niçin bu yolculukta olduğunu ve yolculuk bitince nereye gideceğini.
Kendi özünden ve yaratılış gayesinden uzaklaşması halinde zorluk ve sıkıntılarla dolu bir yolculuk insanoğlunu beklemektedir. Mülk suresinde insana hayatın ve ölümün anlamı bildirilirken, yolda karşılaşacağı imtihan gerçeği de hatırlatılır. “O, hayatı ve ölümü hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için yaratandır.” (Mülk, 67/2.) buyuran Hak Teala, hem dünya hem de ahiret imtihanını kazanmanın yolunu gösterir ve her iki dünyamızı mamur edecek güzel işler yapmaya çağırır. Zira insanı en güzel surette yaratan ve yeryüzünü ona musahhar kılan Yüce Mevla, onu yeryüzünün imarı ile yani yeryüzünde hakikatin egemen olması için çalışmak ve mücadele etmek üzere vazifelendirmiştir.
Hayat insanın yaptığı ve yapacağı işlerin sınandığı bir yolculuktur. Yolculukta daha vakit varken Hz. Mevlana’nın şu sözlerine kulak verip düşünmek gerek; acaba ömür sermayemi Rabbimin rızasına uygun mu harcıyorum yoksa nefsimin ve hevamın peşinden mi sürükleniyorum: “Eğer sen hayat suyunun nasıl akıp gittiğini göremiyorsan, hiç olmazsa bir ırmağın kenarına otur da ırmağı seyret ve kendi ömrünün su gibi akıp gittiğini ve tükendiğini düşün! Şu nebatların, suda sürüklenen kabukların çerçöpün geçip gidişine bak. Her şey gelip geçicidir.”
Değil mi ki yolun her tarafı bizi asıl gayemizden uzaklaştıran tuzaklar ve cezbedici oyuncaklarla doludur, her insan için hayat yolculuğu farklı hâllerde/şekillerde tecelli eder. Yüce Allah’ın esmasına ayna olan insan, O’nun özüne derc ettiği yüksek hakikatleri açığa çıkaran bir hayatı ve işleri tercih etmesi halinde yolculuğu suhuletle tamamlar.
Sosyal statümüz, işimiz-gücümüz, meşguliyetlerimiz, meraklarımız, iletişim içinde olduğumuz insanlar ve daha burada sıralayamadığımız ama bir şekilde hayatımıza temas eden tüm işlerimizde düsturumuz Allah’ın rızasını kazanmak ise istikametimiz Rabbimizedir. İşte o zaman Peygamber Efendimizin buyurdukları gibi, Allah katındaki hissemiz, Allah’ın bizim yanımızdaki hissesiyle (Suyuti, Camiu’s-Sağir, 6/49, Hadis No: 8386.) orantılı hâle gelir. Zira her işimizde ‘Onu hatırlarsak O da her an bizimle olur.
Sufiler güzel ameller işlemeyi ne cennet arzusu ne de cehenneme korkusu saiki ile yaparlar. Onlar için tüm bunların ötesinde varılacak makam Rabbe yakınlık makamıdır. Hadis-i kutside buyrulduğu gibi salih ameller işleyen kul, Rabbine yakınlaşır ve sevgisine mazhar olur. Bu öyle bir yakınlıktır ki, Rabbi onun gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olur. (Buhari, Rikak, 38.) Kurbiyet makamı olan bu makam, dünya ve ahirette Rabbin dostluğu manasına gelir. İbn Ataullah’ın da hikmetinde dile getirdiği üzere; Cenab-ı Hak ile yakınlığımızı, O’nun katındaki değerimizi bilmek istiyorsak bu dünyada iştigal ettiğimiz işlere, amellere bakmamız yeterlidir.
Dünya hızla dönüp gidiyor ve bizler her dönüşünde daha bir yaklaşıyoruz asıl yurdumuza. Bu gerçeği görmezden gelip tüm çaba ve gayretimizi dünyanın refah ve konforuna teksif edersek aynı hızla uzaklaşırız yaratıcımızdan. Belki insanların dostluğunu, yakınlık ve sevgisini kazanırız. Başarılar elde eder, takdirler toplarız. Servetimize servet katar, insanların hayranlığına ve alkışlarına mazhar oluruz. Ama şöyle bir durup düşündüğümüzde, tüm bunlar bizi Rabbimizin rızasına ve yakınlığına ulaştırıyor mu? İnsanların yararına mı yaptığımız işler? Niyetimiz halis, tuttuğumuz yol doğru ve düzgün mü? Yaptığımız işleri, kazandığımız nimetleri meşru yollardan elde edip tüm bu nimetlerin şükrünü eda edebildik mi? Eğer ki gönül rahatlığı ile evet diyebiliyorsak tüm bu sorulara; Rabbimizin yakınlığı ve dostluğunu kazanmak gibi büyük bir mükâfattır bizi bekleyen. Değilse, payımıza düşen O’ndan uzaklık ve kaybedilmiş bir imtihan demektir.
İnsan, tüm bu uyarı ve nasihatlere rağmen dünyanın aldatıcı cazibesine ve nefsin süfli isteklerine kapılıp, onu asıl gayesinden uzaklaştıracak ameller peşinden de koşabilir; Rabbin rızasını kazandıracak işler de yapabilir. Hayat yolculuğunda kendine çizdiği istikamet hayra da şerre de götürebilir ki, iyi ve güzel işler yaparak yaratılış amacını gerçekleştiren insan, böylelikle Rabbin rızasına muvafık bir hayat yaşar. Rabbin rızasını kazanmak ise O’na kurbiyete yani yakınlığa vesile olur.