Makale

SU Gibi Aziz…

Dr. Havva Sula

SU
Gibi Aziz…

Vücudumuzun üçte ikisinden fazlası su. Sindirim- sisteminde besinlerin taşınıp sindirilmesinde, besin maddelerinin kana verilmesinde, tüm dokulara oksijen ve koruyucu maddelerin taşınmasında temel ortamı su oluşturur. Kandaki zararlı artıkların böbrekler tarafından süzülebilmesi için de su vazgeçilmez bir maddedir. Terleme ile vücuttan buharlaşan su, vücut ısısının düzenlenmesine çok önemli katkılar sağlar.
İnsanlar uzun süre aç kalabilirler, fakat 2-3 günden fazla susuz yaşayamazlar. Solunum, terleme, idrar ve dışkı ile vücudun kaybettiği suyu geri almak için, her- gün 2-3 litre su içmek gerekir. Bunun yanı sıra kişisel temizlik ve çevre temizliği, yemek pişirmek, besinlerin yıkanması vb. işler için kullanılan günlük su ihtiyacı en az 150 litredir. Eğitim seviyesi yüksek toplumlarda tüketilen su miktarı daha fazladır. Örneğin günlük su tüketimi kişi başına Amerika’da 600 litre, Avrupa ülkelerinde 200 litre, Türkiye’de 100 litre, Hindistan’da 50 litre, Afrika ülkelerinde 30 litredir.
Yaşamsal olaylar için gerekli olan suyun zararlı kimyasal maddeleri ve hastalık yapıcı mikropları içermeyen özellikte olması gerekir. Kullanılan atık sular ise birikinti ve kirlilik etkeni olmayacak, içme ve kullanma sularını kirletmeyecek biçimde çevreden uzaklaştırılmalıdır. Dünyadaki toplam su miktarı yaklaşık 1.5 trilyon metreküp olmasına rağmen, bu suyun ancak % 0.2’si içme ve kullanmaya uygundur. Birleşmiş Milletler Çevre Programının 2002 yılında yayınladığı 3. Küresel Çevre Raporuna göre, başta Afrika ve Asya kıtalarında yaşayanlar olmak üzere, dünyada 1,1 milyar insan güvenli içme suyu, 2,5 milyar insan ise güvenli arıtma hizmetlerinden yoksundur.
Eskiden temiz su denilince tadı iyi olan, renksiz, kokusuz, bakınca dibi görülebilen sular ak la gelirdi. Sertliği nin az olması nedeniyle lezzeti iyi olan su ka bul görürdü.
Zamanla lezzetinin, o suyun temiz ve sağlıklı olduğunun göstergesi olamayacağı anlaşıldı. İçinde kimyasal birtakım katkıların inorganik veya organik zehirli maddelerin ve bazı hastalık yapıcı mikropların olup olmadığı gibi ölçütler,
"temiz su" tanımını değiştirdi.
Ülkemizde içme ve kullanma sularının özellikleri, dünya standartlarına uygun olarak bir yönetmelikle belirlenmiştir. Bu yönetmeliğe göre içme ve kullanma sularında hastalık yapıcı hiçbir mikroorganizma bulunmamalı; klorür, sülfat, çinko, nitrit, kurşun gibi kimyasal maddeler belirlenen miktardan fazla olmamalı; renk, bulanıklık, pH istenen özelliklerde olmalıdır. İçme suyunda yeterli miktarda flor bulunmalıdır. Çünkü flor, özellikle çocukların diş sağlığı için çok önemli bir elementtir.
Sürekli güvenilir içme suyu temin edebilmek için, bazı kuralların yerine getirilmesi gerekmektedir;
-Olabilecek en iyi kaliteye sahip su kaynağının kullanılması,
-Su kaynaklarının korunması için gerekli önlemlerin alınması,
-Suyun sürekli ve etkili bir şekilde dezenfekte edilmesi,
-Belirli aralıklarla denetimlerin ve kalite kontrolün yapılmasıdır
Su kaynaklarımız neler?
Yeryüzünde birçok su kaynağı vardır. Doğanın en saf suları olan yağmur suları yeryüzüne inerken, havadaki toz ve mikroplarla kirlendiklerinden ve lezzetleri iyi olmadığından içim için uygun değildirler. Yüzeysel sular ise, geçtikleri arazilerin özelliklerine göre çok değişik organik ve inorganik maddeler içerebilirler; dezenfeksiyon ve arıtma işlemine ihtiyaç duyarlar. En uygun içme suyu kaynağı olan yer altı suları çeşitli katmanlardan süzülürken, içlerindeki zararlı maddeler ve mikroplar tutulur. Herhangi bir şekilde kaynak suyu olarak yeryüzüne ulaştıklarında hemen hemen tamamen temiz sulardır. Çıktıkları yerde şişelenebilir ya da temiz borularla dolum yerlerine taşınabilir. Aksi halde çevredeki hastalık yapıcı mikroplarla kirlenebilirler.
Sular nasıl kirleniyor?
Su yoluyla insanlarda hastalık yapan mikropların kaynağı insan ve hayvan dışkılarıdır.
Bu mikroplar suya, içme ve kullanma suyu sistemine yakın olarak döşenen kanalizasyon sistemlerinden, su kuyularına yakın olarak açılan foseptik çukurlarından ve hayvan barınaklarından bulaşırlar.
Dünyada her yıl 3 milyon kişi, sağlıksız su içmeleri nedeniyle tifo, dizanteri, kolera gibi suyla geçen hastalıklardan ve salgınlardan ölmektedir. Ayrıca birçok parazit yumurtası ve kisti de kirli sularla bulaşabilmektedir.
Çeşitli sanayi kuruluşlarının atığı olan ağır metallerin, evlerde kullanılan deterjanların ve çeşitli tarım ilaçlarının içme ve kullanma sularına karışması kimyasal kirlenmeye sebep olarak insan hayatını tehlikeye atar. Kimyasal kirlenmenin etkileri daha uzun sürede ortaya çıkar.
Sular nasıl temizlenebilir?
Suların görünüşüne ve tadına olumsuz etki yapan nitelikler filtrasyon, çöktürme gibi fiziksel arıtma yöntemleriyle giderilir. Bu yolla sular asılı maddelerden ve kısmen mikroplardan arındırılır. Bu yolla etkin arıtma tesislerinde mikropların % 90-95 oranında tutulabilmesi olasıdır. Ancak bu sistemle yokedilmeyen ve daha sonra dağıtım sırasında suya karışan mikropların dezenfeksiyonla yokedilmesi gerekir.
Kaynatma ve uv ışınlarının kullanılması, etkin fiziksel dezenfeksiyon yöntemleridir. Ozon, potasyum permanganat, iyot ve klor ise kimyasal dezenfektanlardır. İçme ve kullanma sularının dezenfeksiyonu yerel idarelerin ve sağlık kuruluşlarının görevi olmasına rağmen, özellikle kırsal kesimde ve sel, deprem gibi bazı zorunluluklarda klorlamaya başvurmak gerekebilir.
Yeryüzündeki su kaynakları sınırsız değildir, sağlıklı suya kavuşamayan milyonlarca insanı da düşünerek, susuz kalmamak dileğiyle...
Bazı dezenfeksiyon yöntemleri:
Klor tabletleri: 1 litre suya 1 tablet atılır ve 30 dk. beklenir.
Kireç kaymağı : 1 litre suya 2 çorba kaşığı (40 gr.) atılır ve 30 dk. beklenir. Dibe çökelme olduktan sonra, bulandırmadan üstteki sıvı alınır, plastik kaplarda saklanır. Bu çözelti iyi saklanırsa 10-15 gün kullanılabilir.
Dezenfekte edilecek suyun 1 litresi için bu çözeltiden 3 damla eklenir. 30 dk. sonra kullanılabilir.
Tentürdiyot: 1 kısım tentürdiyot 4 kısım su ile karıştırılır. Bu çözelti 1 litre suya 2 damla şeklinde kullanılır. 30 dk. beklenir ve kullanılır.