Makale

Yuvamız Gülistan Olsun

Yuvamız
Gülistan
Olsun

Servet Öztürk

Evlilikle ilgili hayaller kuruyor, koltuklara, takılara, çeyizlere milyarlar veriyoruz ama ekseriyetle "Geçinme Sanatı" ve "Evlilikte Çatışma Çözme Sanatı", "Mutlu Olma Sanatı" gibi hayatımızı etkileyecek konularda iyi donanımlı olduğumuzu söylemek mümkün görünmüyor. Evlilik nedir? Niçin evleniyoruz? Sorularına ait cevapları gerçekten bilmek istiyor muyuz?
Bir tarafta "Gelinlikle çıktığın bu eve kefenle dönebilirsin" gibi kodlamalar var, diğer tarafta boşanma dile kolay gelmeye başladı. Fedakârlık, sabır unutulan şeyler. Karşılıklı güvenin zedelenmemesi için azami gayreti göstermek önemli. Çünkü güven olmayınca, saygı ve sevgi dünden terk ediyor yuvaları. Eşlerin ortak bir kültürle, ortak bir hedefe kilitlenmeleri de gerek. Aksi halde mutluluğu beklemek işi biraz tesadüfe bırakmak olsa gerek.
Evlilik dilinde kavramları yeniden yorumlamalı
Ben - sen yerine, biz.
Sevgiyi öldüren emirler yerine, sevgiye yol açan ricalar.
Kızdım, içime gömdüm demek yerine, açık iletişim kurmak, paylaşım.
Tekdir yerine takdir gibi. (Takdir edilen davranış mutlaka tekrar eder.)
Geçmişin olumsuz anılarını silin aklınızdan
Olumlu düşünün, güzel anılarınızı hatırlayın. (Yok ki deyip kötüleri değil). Eşiniz sizin için çok önemlidir. O, ilk ve en önce babanızın, annenizin gelini, damadı değil, sizin eşinizdir.
Düğün karmaşasında yaşanan artılar eksiler, "şu isteklerim oldu, olmadılar" bitti. Bunun suçlusu eşiniz değil.
Yuvanızda birbiriniz için yaptığınızı düşündüğünüz iyilikler, fedakârlıklar aslında "yuvanız" için, yani senin için değil, bizim için.
Şimdi, "şimdi" var. Ama birçok insan, geçmişin pişmanlıkları, geleceğin endişesi ile şimdiyi yaşayamadan, çoğu zaman bir gün bile yaşamadan bu hayatı tüketiyor. Siz farklı ve farkında olun.
Farklılıklarınızı kabul edin
Evliliklerde hatalı adımlardan biri; eşimizi kendimize benzetme ve bu uğurda kabalığı olağan görme eğilimidir. O zaman evlilikte iki kişi yoktur. (Zahirde var ama gerçekte yoktur.) Tek kişi vardır. Buna bir de zaman zaman zorunlu boyun eğişteki tepkileri koyarsak, yuvada sıkıntı var demektir. Her insan kendisidir. Parmak izi gibi eşsizdir. Onu tanımak ve farklılıkları olduğu gibi kabul etmek gerekir.
İletişimde bir ilke vardır, bu bizim de dilimizde olmalı. "Ben, sen değilim. Sen de, ben değilsin. Ben senin gibi olmak için gelmedim bu dünyaya. Sen de benim gibi olmak için gelmedin bu dünyaya."
Bu eşlerin birbirine isyanı değildir. Bencillik de değildir. Ancak farklılıklar güç katar, renk katar yaşama, kadın ve erkekler de farklılıkları ile yaşamı zenginleştirirler. Birbirinin üstünü değildirler. Hiçbir insan hayata cinsiyeti gereği üstün başlamaz. Hepsi aynı temizliği, aynı potansiyeli taşırlar. Kadın ve erkekler psikolojileri gereği, hayata birbirlerinden farklı bakarlar. Bu farklılıkları bilmek çatışmaları çözmede ilk adımdır. Nedir bu farklılıklar?
a) Erkekler sonuca odaklanırlar. Kadınlar, sonuçla birlikte, sonuca giden yoldakilere de...
Meselâ: Olay, yemek yemekse, erkekler, yemeğin hemen sofraya konmasına, hanımlarsa masanın örtüsüne, takım olan çatal kaşığa, günlük yemek takımının konmasına uğraşır. Erkekler bu durumda hanımları tembellikle suçlamaya başlamamalılar. Tabii ki karşı atak her evde değişebilir. Yani hanımların ince ruhu erkekler tarafından gereksiz teferruatı olarak anlaşılmamalı. Aynı şekilde hanımlar da erkeklerin kestirmeden sonuç istediğini unutmamalı, tedbir almalı.
b) Hanımlar bir anda birden çok işe odaklanabilirler. Erkekler odaklandıkları işi daha iyi yapma gayretiyle, başka bir işle ilgilenmezler.
Hanımlar hem konuşup, hem örgü örebilir, hem de elleriyle çevreye müdahale edebilirken, erkekler yalnız bir işe; çok iyi odaklanırlar. Bu yüzden araba kullanırken, TV seyrederken hanımı dinleyemezler. Sadece sonunda baş sallar, "ne demiştin" diye tekrarlatırlar. Hanım da bir söylediğini 3-4 kez tekrarladığında, önemsenmediğini düşünebilir.
Bu yaratılışın gerçeği, kendinizi üzmeyin, eşiniz TV seyrederken, kitap, gazete okurken, bilgisayar başındayken ona müdahale etmeyin.
Odak noktasını istediğiniz yöne çevirmeyi deneyin.
Kadın ve erkeklerin stres tepkileri birbirinden farklıdır.
Kadınlar strese girince konuşur. Erkekler strese girince susar.
Ayrıca, kadınların günlük konuşma ihtiyacı günde 24 bin kelime, erkeklerinki ise 12 bin kelimedir. Erkekler çalışıyorsa, genelde bu sermayelerinin tamamını ya da 10 binini kullanıyor.
Peki kadınlar 24 bin kelimeyi tüketebilmek için çalışıyorsa, toplantılara, günlere gidiyorsa bile, ancak 12-18 binini kullanıyor.
Geriye akşam evde paylaşılması gereken; erkek için 2 bin, kadın için 12 bin kelime kalıyor? Bu durumda, uyuklayan erkeklerin başında konuşan hanımların olması ya da telefon faturalarının yüksek gelmesi doğal değil mi?
Konuşmak gerçekten bir ihtiyaçtır. Dinlenilmek, önemsenmek de her insanın vazgeçilmez gereksinimidir. Dinlediğiniz, duygularını hissettiğiniz insanın varlığını kabul edersiniz, sesini duyduğunuzun değil...
Hanımlar konuşurken, akıl almak ister ama, çözüm için emirler duymak istemez. Konuşarak rahatlar. "Sen daha iyi bilirsin" cümlesini eşinden eleştirisiz, imasız bir ses tonuyla duymak ister. Erkeklerse genelde problemlerini çözene kadar susarlar, içlerine kapanırlar. Hanımın yardım isteğini reddederler. Kendileri çözüm üretmek isterler.
Hanım bu reddedilişi, uzaklaşmayı, kişiliğine bir haksızlık olarak algılar ve üzülüp eşinin üstüne daha çok gider. Oysa düşünün gerilen bir lastik nasıl geri dönüyorsa, bu geçici durum da biter. Siz üstüne giderek bitiş sürecini uzatmış olursunuz.
Beyler de hanımının yardım isteğini anlayışla karşılamalı, nazikçe reddetmeli ki, karşılıklı incinmeler yaşanmasın. Biz birlikteyiz ama farklı yaratılışlardayız, bu unutulmamalı. Herkes karşısındaki eşini kendisi gibi biliyor. Ama karşımızdakinin nasıl olduğu daha önemli. Çünkü herkes kendine ait bir dille kendisine ulaşılmasını istiyor.
Erkekçe ve kadınca. Bu iki dili de gerektiği yerde, muhatabımız için kullanmalıyız.
Kadına hitaben kadınca,
Erkeğe hitaben erkekçe,
Tıpkı Kur’an’ın dili gibi.
Eşlerin sorunlara ortak çözüm bulması Başkalarının sorununa kolaylıkla müdahil oluruz. Ne var ki, kendi problemlerimizi çözme konusunda böyle bir hassasiyet yaşamayız. Biz çözümün parçası olmayınca; çevredekiler bizim yerimize söz sahibi olur. Aile sorunları karşısında eşler tek vücut olmalı. Dozunda tartışmalar, aileyi yıkmaz. Aileyi yıkan herkesin sorunu konuşmadan içine atmasıdır. Çünkü içe atılan sorunlar içimizde patlar. Bunun yerine konuşmak en doğrusudur.
Çiftler birlikte gelişmeli ve değişmelidir. Biri kendisini geliştirip, diğeri aynı kalınca, ailenin atmosferi de değişir. Bu konuya özellikle hanımlar dikkat etmelidir. Çocuklarla, evle ilgilenirken kendimiz için değişen şeylere de zaman ayırmalıyız. Kendimizi geliştirmek her zaman önemlidir.
Ailece değişik etkinlikler yapın Aile bağlarını güçlendiren etkinliklere (bayramlar, tatiller, aile yemekleri gibi) önem verin. Aile toplantıları tüm ailenizin, konuşabilen en küçüğünün bile, mutlu olduğu anlar olarak hafızanızda kalsın. Eğitimde kalıcılık ancak duygulara hitap edildiğinde sağlanabilir.
Eğer yuvanızda huzur ve mutluluk varsa, yüzlerde tebessüm.
Dillerde takdirler, muhabbet ve ihtiram kelimeleri varsa,
Sevgi, saygı, güven, mutluluk o yuvada çoktan yerini almıştır.
İşte o zaman;
Gülden terazi kurulur,
Gül, gül ile tartılır,
Evler gülistan olur.