Makale

İLETİŞİMDE DUYGU DİLİ

İLETİŞİMDE
DUYGU DİLİ

Seyid Ali Topal
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Ağızdan çıkan söz kulağa, kalpten çıkan söz kalbe gider. İnsanlar hayatî bir ihtiyaç olarak birbirleriyle değişik şekillerde iletişim kurarlar. İletişim yolu denince akla ilk olarak, sözcükler aracılığıyla oluşturulmuş olan "konuşma dili" gelmektedir. Ancak, çoğumuz fark etmesek bile, istenilen düzeyde bir iletişim için konuşma dili çoğu zaman yeterli olamamakta, buna destek olarak bazen bilerek, bazen de farkında olmadan beden dilini devreye sokmaktayız. Bütün bunlara rağmen iletişimde başarılı olamadığımız çok olur. Bu konuda hâlâ bir şeylerin eksikliği kendini hissettirmektedir. Acaba bu eksiklik, içimizdeki inancı ve gönlü temsil eden duygu dili midir?
Hepimiz şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, aynı dili konuşan insanlar değil, aynı duyguları paylaşan insanlar birbirleriyle daha iyi anlaşabilmektedirler. Bu aslında öteden beri bilinen bir husustur. Tam bir iletişimi suyun içerisindeki buz dağına benzetirsek, konuşma dilinin etkisi sadece suyun üzerinde görülen kısmından ibarettir diyebiliriz. Bir buz dağının suyun altında kalan kısmı ne kadar büyükse, beden dilinin ve hepsinden önemlisi olan duygu dilinin iletişimdeki payı o kadar büyüktür. Bu ifadeler, sözün gücünü görmezlikten gelmek şeklinde algılanmamalıdır. Sözün gücüne inanmak zorundayız. Peygamber efendimizin "Sözün nicesi vardır ki etkileyici bir sihirdir." (Tecrid-i Sarih, XII, s: 94, hadis no: 19381) Hadis-i şerifi bunun en güzel delilidir. Aynı şekilde Yunus Emre’nin:
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz." Deyişi de bu konuda bilinen en güzel örneklerdendir. Fakat öyle insanlar vardır ki, sihir etkisi gösterecek herhangi bir sözel ifade gücüne sahip değilken, muhatabıyla mükemmel bir iletişim kurabilmektedir. İşte bu kişiler, gönülden gönle uzayıp giden, birçok insanın fark edemediği incecik ve hassas yolları keşfederek, kendi iç dünyalarının derinliklerinden gelen mesajlarını muhataplarına etkin bir biçimde aktarabilmektedirler. Bu ayrıntı ihmal edildiğinde karşılıklı ilişkiler duygusal derinliğini kaybettiği için, iletişimde önemli bir unsur olan duygu dili yok olmakta ve bunun olumsuz etkisi toplum ve aile yaşantısında hissedilmektedir. Kendisiyle ve başkalarıyla barışık olmak ve bir çeşit dışa açılmak olan iletişim, dikkatli davranmayı, anlayışlı ve sakin olmayı ve iyi duygular taşımayı gerektirir.
Hepimiz kendi içimizdeki olumlu ve olumsuz duygularımızı tanımalıyız. "Ben her zaman iyiyim", ya da "Ben her zaman haklıyım" gibi düşünce veya tavırlar iletişimi yok eden, hayatı anlamsız ve boşa geçirilmiş hâle sokan olumsuz etkenlerdir. Bir arkadaşımızın yurt dışında bir mezar taşında görüp aktadığı şu ifadeler bu konuda oldukça manidardır:
William ]ohn burada yatıyor;
O, tüm hayatını haklı olduğunu ispat için harcadı.
Aslında o haklıydı ama,
Haksız da olsa, yine de burada yatıyor olacaktı.
Son olarak şunları ifade elmek istiyorum; içtenlik, alçak gönüllülük ve olumlu şeyler edinme arzusu, etkin bir iletişimin olmazsa olmaz parçalarıdır. Güzel bir iletişim kurmanın yolu, yerinde kullanılan sözler, olumlu bir beden dili ve arınmış bir ruhun katılımından geçmektedir.
Satırlarımı Mevlâna’nın bir deyişi ile bitiriyorum:
Gönlü ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa, o yine dilsiz sayılır.