Makale

Avrupa'daki Türk Gençleri ve Kuşaklar Arası Sürtüşme

Avrupa’daki
Türk Gençleri ve
Kuşaklar Arası Sürtüşme

Doç. Dr. Talip Küçükcan
TDV İslam Araştırmaları Merkezi

Avrupa’da üçüncü kuşak Türk nesli yetişiyor. 1960’larda başlayan ve dalga dalga Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayılan Türk göçü sonucunda bugün, sayıları üç milyonu aşan bir Türk nüfusu oluşmuştur. Avrupa’daki Türkler artık yaşadıkları ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal hayatında göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir demografik güç durumunda. Artık büyük çoğunluk yaşadıkları ülke vatandaşlığına geçerek bu ülkelere yerleştiği için, Avrupa’da doğup büyüyen yeni kuşak Türk gençlerinden söz etmek mümkün. Bu gençlerin bir kısmı üçüncü kuşak olma özelliğini taşıyor.
Türk gençlerinin büyük bir çoğunluğu doğumlarından itibaren Avrupa’da yaşıyor. Avrupa’da doğmayanların çoğu da zaten uzun yıllar önce buraya gelmiş durumda. Bunun anlamı şudur: Artık Avrupa’da doğup büyüyen, yaşadıkları ülke okullarına giden, İngilizce/Almanca/Fransızca vb. yazıp konuşan ve bunlardan da önemlisi yaşadıkları ülke vatandaşı olan bir Türk gençliği yetişiyor. Bunlara kısaca Avrupa Türk gençliği denilebilir. Bu kuşak Avrupa kültür değerlerinin baskın olduğu toplumsal bir çevrede sosyalleşiyor ve kimlik duygusu ediniyor. Çevresel ve ortamsal şartlar gençlerin aile ilişkilerini, Türk diline ve geleneklerine bakışını ve arkadaşlık ilişkilerini etkiliyor.
Avrupa’da doğup-büyüyen genç Türklerin aileleri hakkında verdikleri bilgilere ve gençlerin kuşaklar arası ilişkiler hakkında neler düşündükleri önemlidir. Zira gençlerin, kuşaklar arası çatışmalara ilişkin şikâyetleri, istekleri ve aileden beklentilerine kulak vermeden, onlarla verimli ilişkiler kurmak mümkün olmayacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, gençlerin çoğu Avrupa doğumludur. Yani onlar doğumlarından itibaren, bu toplumun bir parçası olarak toplumsal hayata katılmaktadır. Bu özellikleri ile gençler göç deneyimi yaşayan aile büyüklerinden sosyalleşme ve toplumsal hayata katılarak, yaşadıkları toplumla bütünleşme düzeyleri bakımından doğal olarak daha farklı bir tablo çizmektedirler.
Türk aile yapısında anne-baba ile çocuklar arasında sıcak bir ilişki vardır ve bu ilişkinin ömür boyu sürmesi beklentisi canlılığını korumaktadır. Çocuklar 18 yaşına gelince evden ayrılmaları beklenmez. Evden ayrılma genellikle, gençlerin evlenmesi ve yeni bir aile kurması ile meydana gelen bir süreçtir. Avrupalı Türk gençlerinin aileleriyle birlikte yaşama konusunda ne düşündükleri, aileleriyle mi yoksa özgür ve kendi başlarına buyruk mu yaşamak istedikleri sorusu bu noktada anlamlıdır. İngiltere’de yaşayan Türk gençleri üzerinde yaptığımız bir araştırmada
(Daha geniş bilgi için bkz. , Talip Kü- çükcan, (1999) Politics of Ethnicity, Identity and Religion: Turkish-Muslims in Britain, Avebury: Ashgate), Tablo 2’de de görüldüğü üzere, araştırmaya katılanların yüzde 54’ü aileyle birlikte yaşama yanlısıdır. Bir kısmı ise bazı nedenlerden dolayı ailelerinden ayrı yaşama eğiliminde olduklarını belirtmektedir.
Aileleriyle yaşamak isteyenler genellikle ’aile sevgisi’, ’aile güveni’ ve ’hayatlarını sevdikleri ile’ paylaşma isteklerinden dolayı böyle bir tutum benimsediklerini ifade etmişlerdir. Anne-babalarına duydukları saygı, onları kı- rıp-incitmeme duyarlılığı ve yalnız yaşama sırasında karşılaşılabilecek toplumdaki bazı tehlikeler ve güvensizlik duyguları da aileyle birlikte yaşama nedenleri arasında sayılmaktadır. Bunlara ilâveten anne-baba ile ilişkilerin sıcak olması, çatışmaların ve farklı görüşlerin derin olmayışı, onların her an yardıma hazır olmaları da gençleri birlikte yaşamaya iten dürtüler olarak belirmektedir.
Aileyle birlikte yaşama konusundaki görüş ve tutumlarla ilgili olarak bazı cinsiyet farklılıkları göze çarpmaktadır. Özellikle kızların yüzde 37’si, kendi başlarına yaşamak istediklerini belirtmişlerdir. Bunun için genç kızlar çeşitli nedenler göstermektedir. Aile kontrolünün katı olması, ailenin erkek üyelerine daha fazla özgürlük alanı tanınması ve kızların hayatlarının her noktasında onlara karışılması, aileden ayrı yaşamak isteyenlerin temel nedenleri arasında yer almaktadır.
Ailedeki kavgalar, anne-baba ilişkilerinin gergin olması ve huzursuz bir ortamın olması da genç kızları aileden bağımsız olarak yaşamaya iten nedenler arasında sayılmaktadır. Bu nedenle anne-babaların huzurlu bir aile ortamı hazırlamaları ve gençlerin sesine kulak vermeleri gerektiği söylenebilir. Aksi takdirde onları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelinme ihtimalinin gayet büyük olacağına kesin gözüyle bakılabilir.
Aile kontrolü ve kuşaklar arası sürtüşme
Özellikle aşırı aile kontrolü ve baskısı, başta kızlar olmak üzere bütün gençlerin en büyük şikayetlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Tablo 3’de de görüldüğü gibi erkeklerin yüzde 33’ü, kızların ise yüzde 73’ü ailelerinin aşırı baskı yaptığını düşünmektedir.
Aile baskısının özellikle genç kızlar üzerinde yoğunlaşması ’aşırı korumacılık’, ’dedikodudan uzak durma’ ve ’kızların daha çok tehlikeyle karşı karşıya oldukları’ gibi bazı nedenlere bağlanmaktadır.
Erkekler aile baskısını kızlar kadar hissetmedikleri için şikâyetleri de o kadar fazla görünmemektedir. Coğrafî olarak yakın yerleşim birimlerinde oluşan mahallelerde ikamet eden Türk toplumu arasında, erkeklerin serbest davranışlarıyla ilgili rahatsız edici düzeyde dedikodu ve söylentiler ortaya çıkmamakta, hatta başka kızlarla görülen erkeklerin bu davranışı övülmekte ve çapkınlık bir anlamda teşvik edilmektedir. Kızlar söz konusu olduğunda ise onların tiyatro ve sinemaya gitme istekleri bile, çoğunlukla aile büyükleri tarafından ’aman başkaları ne der’ kaygısıyla engellenmektedir. Bu tür korkular yaşayan aileler, erkek çocuklarına tanıdıkları özgürlüğü kızlara tanımamakta ve cinsiyet ayırımına dayalı bu kısıtlayıcı davranış, genç kızları olumsuz yönde etkilemektedir. Aile baskısının sadece kızlar üzerinde kurulmasının yanlış olduğunu ifade eden deneklere göre, aileler erkek çocuklara tanıdıkları özgürlükleri kızlara da tanımalı ve daha da önemlisi, onlara güven duygularını güçlendirmelidir.
Gençlerle aile büyükleri arasında bazı görüş ayrılıklarının da olduğu gözlenmektedir. Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 68’i, genç kızların ise yüzde 90’ı çeşitli konularda aileleriyle farklı düşündüklerini ve bu kuşak farkının zaman zaman gerilimlere ve sürtüşmelere neden olduğunu belirtmektedir. Bu da yukarıda bahsedilen aile kontrolünü doğrulamaktadır. Kuşaklar arası görüş ayrılıkları genellikle giyim- kuşam, makyaj, eğlence için dışarı çıkma, arkadaşlık seçimi, arkadaş ziyareti, ev dışında geçirilen zaman, okul seçimi, geleceğe ilişkin plânlar ve evliliklerinin düzenlenmesi konuları üzerine yoğunlaşmaktadır. Kuşaklar arası görüş ayrılıkları ve sürtüşme sadece Türkler arasında değil, İngiltere’ye yerleşmiş Hindistan ve Pakistan kökenli diğer etnik azınlık grupları için de geçerlidir ve aşağı yukarı bunlar arasında da benzer konularda farklılıklar dile getirilmektedir.
Avrupa’daki Türk gençliği kimlik duygusu edinirken bir taraftan geleneksel değerlere yaslanmakta, gelenek ve kültürel değerlere yeni yorumlar ve yeni anlamlar ekleyerek zenginleştirmekte, diğer yandan da Avrupa toplumlarının yaygın özelliği olan kültürel çoğulculuk ve heterojenliğinden yararlanmaktadır. Farklı sosyalleşme ortamları ve kimlik kaynakları zaman zaman sürtüşmelere ve gerilimlere neden olsa da gençler, hem aileden aktarılan hem de mensup oldukları toplumsal değerleri bir arada yaşatmanın yollarını aramaktadırlar
Avrupa’daki yeni kuşak Türk gençleri ile aileleri arasında zaman zaman sürtüşmeler yaşandığında kuşku yok. Burada önemli olan bu sürtüşme alanlarını mümkün olduğunca en aza indirgemek ve aile parçalanmalarının önüne geçmek. Görünüşte farklı kültürel değerlere ve hayat biçimlerine vurgu yapan kuşakları, ortak bir zeminde buluşturmak gerekiyor. Ancak ortak zeminde buluşma herhangi bir dayatma ve zorlama sürecinden geçerek değil, kuşaklar arasında hoşgörü ve diyalog köprüsü kurarak mümkün olacaktır.