Makale

Gençlik ve Sorumluluk Duygusu


Gençlik ve
Sorumluluk Duygusu
Doç. Dr. Fikret Karaman
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Kültürümüzde gençlik denince, mertlik, yiğitlik ve heyecan akla gelmektedir. Çünkü gençlik çağı; insan hayatının en güçlü, dinamik, verimli ve hareketli dönemidir. Şüphesiz ki bu enerjiyi hayra, iyiliğe, toplumun yararına ve hizmetine yönlendirmek önem arz etmektedir. Hemen itiraf edelim ki bu alanda başarıya ulaşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Zira kişinin doğduğu yer, çevre, eğitim, kültür, aile, arkadaş ve içinde yaşadığı sosyal hayat geleceğimiz için belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle çağımızdaki bilgi, ulaşım ve iletişim teknolojisinin hızla gelişmesi; gençliğin işini biraz daha zorlaştırmıştır. Zira temiz, sade ve iyi duygularla çocukluk devresini tamamlayan bu körpe yavrular çoğu kez hazırlıksız olarak riskli bir döneme adım atmaktadır. Henüz çiçekleri burnunda olup, hayatı tozpembe sanmaktadırlar. Oysaki gerçek öyle değildir. Onları bekleyen önemli zorluklar vardır. Sorumluluk duygusu, güven, azim, irade çalışma ve hayatı tanımak başlı başına bir beceri ve kabiliyet istiyor. Artık yeni bir zaman koridoruna girilmiştir. Aile başta olmak üzere okul, arkadaş ve toplum haklı bir bekleyiş içindedir. Atacakları her adım, kendi gelecekleri için yeni merdiven basamakları oluşturacaktır. Nitekim “Gençlikten ihtiyarlığa ömür saklamalı”, “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı” ve “Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir” türünden söylenen atasözleri de gençliğin değerini ve bu dönemdeki zamanın kıymetini hatırlatmaktadır.

Çocukluktan kurtulup ergenlik çağına adım atan gençliğin iş sahibi olma, sorumluluk yüklenme, milletin bir ferdi olduğunu kavrama, ülkesine yararlı bir insan haline gelme, okulda başarıyı elde etme, kendisini yetiştirme, dil öğrenme ve kültür sahibi olma gibi birçok istek ve hedefleri vardır. Bütün bu arzu ve beklentilerinin tamamına ulaşmak elbette kolay değildir. Çünkü bu dönem insan hayatının en dalgalı ve fırtınalı dönemidir. Biz bu yazımızı; gençliğin yaşadığı gerilimi bir nebze de olsa hafifletmek, sorumluluğu çerçevesinde daha sakin ve dengeli bir hayat yaşamasına katkıda bulunmak amacıyla hazırladık. Aslında bu alanda kaleme alınan birçok yazı ve eser bulunmaktadır. Fakat Mehmet Akif Ersoy’un bir fikir eseri olan “Safahat” kitabı başta olmak üzere diğer makale ve hatıraları bu hususta önemli bir yer tutmaktadır. Akif şiirlerinde ve makalelerinde “Asım’ın Nesli”ne vurgu yaparak gençliğin kendi değerlerine sahip çıkması gerektiğini ifade etmektedir. Buna ilâve olarak Akif’in eserlerinde milletimizin tarihi, yükseliş, düşüş dönemleri ve bunun sebepleri tahlil edilmektedir. Fert ve toplumun ortak zekâsı, nüktesi, edebiyatı, şehri, sokağı, evi, ailesi, acı ve sevincine yer verilmektedir. Bu eserleri dikkatlice ve anlayarak okuyan; her sayfasından sonra iman, fikir, moral, azim, gayret ve heyecanın arttığını görecektir. Bu itibarla Safahat’ın gençlerimiz için bir “Başucu Kitabı” olmasını diliyoruz. O halde yeri gelmişken Akif’in gençliği merkeze alarak insanlığa vermeye çalıştığı görev heyecan ve değerler üzerinde durmaya çalışalım.

1- Ruh ve İnanç Yapısı: Dünyada insanın en büyük destek ve güç kaynağı Yüce Allah’ı tanımak, O’na inanmak, bağlanmak ve güvenmektir. Gençlerin düşünce, gayret, başarı ve çalışmalarında bazı değişiklikler yaşamaları doğaldır. Ancak başarılı olmak için hayatı sevmek zorundadırlar. Şüphesiz ki geleceğe ümitle bakmanın yolu, yöntemi ve hedefi ise; iman, irade, azim, sabır gayret, heyecan ve kararlılıktır. Aslında her çocuk İslâm “fıtratı” (yaratılışı) üzerine doğmaktadır. Doğal olarak çevresiyle barışık ve uyumlu olması gerekir. Ancak zaman içinde çocuğun anne ve babası başta olmak üzere diğer yakınları ve çevresi onu bir çeşit etkilemektedir. Zaten esas problem de bu dönemden itibaren başlamaktadır. Oysaki toplumda “insan onuruna yaraşır” bir hayatın kurulması için gerekli olan huzur ve güven ortamı ancak din, ahlâk ve hukukun koyduğu değerlerle sağlanabilir. Bu değerlerin kabul gördüğü her toplumda iyi, güzel, sevap veya bunların zıddı olan kötü, çirkin ve günah gibi değerler bir anlamda insan hak ve hürriyetlerinin sınır taşlarıdır. Bu yüzden bir arada yaşamanın başarısı; din, ahlâk ve hukukun birbirleriyle uyumlu ve ahenkli olmasına bağlıdır. Çünkü bu değerler; şu beyitlerde vurgulandığı gibi insanın Allah ile olan ilişkileri başta olmak üzere çevre ve alemle olan ilişkilerini de düzenlemektedir:

“İmandır o cevher ki, ilâhi, ne büyüktür...
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.”
...

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol...
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol”

2- İlim Sahibi Olmada Kararlılık: M. Akif’e göre cehalet; fert ve toplumu içerden kemiren bir hastalıktır. Bu derde mektepsiz olarak çözüm bulmak mümkün değildir. Oysaki biz bilgiyi ve okumayı ilk görev olarak emreden bir dinin mensuplarıyız. Şayet gelecekte ülkemize, milletimize ve insanlığa hizmet edilecekse ki bu dinî ahlâkî ve sosyal bir gerekliliktir, o halde ilim sahibi olmaya mecburuz. Çünkü dinî, insanî, iktisadî, kültürel ve sosyal değerlerimizi ancak ilim sayesinde yaşatabiliriz. Gerektiğinde ilim, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in işaret ettiği gibi, Çin’de de olsa aranacak, ulaşılacak ve öğrenilecektir. Unutmayalım ki her nerede olursa olsun bir milletin yükselmesi ve geleceğini güvence altına alması için iki kudrete muhtaçtır. Bunlardan biri “bilgi” diğeri “fazilet”tir. Bu nedenle gençliğe çağın bilgileri, yenilikleri ve gelişmeleri öğretilmelidir. Millî ve manevî değerlerle donatılarak bilgiyle imanın kucaklaşması sağlanmalıdır. Çünkü felâketlerin kaynağı bilgisizliktir. Bundan kurtulmanın çaresi ise; eğitim ve öğretimdir:

Felâketin başı, hiç şüphe yok ki cehaletimiz;
Bu derde çare bulunmaz –ne olsa- mektepsiz.
3- Ümit ve Azim: Bu iki kavram; hayata tutunmanın ve başarılı olmanın temel ilkeleridir. M. Akif; ümit ve azmi imanın bir meyvesi olarak görmüştür. Bu nedenle anne, baba, öğretmen, yönetici, siyasetçi, şair, yazar gibi sorumluluk taşıyan herkes çocuklara ve gençlere gelecek için ümit ve cesaret kaynağı olacak bir şeyler söylemelidir. Yoksa başkaları ilerledi, başarılı oldu fakat biz bir şey yapamadık gibi karamsarlık üzerine tablolar çizmek ve edebiyat yapmak doğru değildir. Çünkü dinimizde karamsarlık neredeyse küfürle eş değer kabul edilmiştir. Onu her fırsatta öcü gibi göstermenin kimseye faydası yoktur. Zira daha somut olarak ifade etmek gerekirse ümitsizlik; insanın vicdanını, ruhunu hatta inancını bağlayan lânetli bir düğüm veya bataklıktır:

“Ye’s öyle bataktır ki, düşersen boğulursun.
Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun.”
Merhum M. Akif; millî mücadele yıllarında bütün insanları topyekûn azim, gayret ve çalışmaya davet etmiştir. İstiklâl Marşı’nı da bu ümitsizliği ve güveni sağlamak için yazdığını ifade ederek şu tavsiyede bulunmaktadır: “Çocuklar, gençler! Siz geceli gündüzlü çalışınız ki bu memleket kurtulsun. Bazıları bizi çalışmaya ve gayrete sevk edecekleri yerde rast gele ruhlarımıza, kalplerimize tefrika ve karamsarlık mayası aşılamaktadır. Oysaki garbın terakkilerinden ve başarılarından bahsederken şöyle demeleri gerekirdi. Gençler, görüyorsunuz ki, Avrupalılarla bizim aramızda çok mesafe var. Bu mesafeyi telâfi edecek surette çalışınız. Yoksa daha geride kalır, mahvolursunuz. Sakın azminiz ve moraliniz bozulmasın. Evet, böyle diyeceklerdi lâkin demediler. Bilâkis yüz binlerce halk, bu devletin batmayacağına kani idi. Bir taraftan Avrupalıların terakkileri gözlerimizi kamaştırdı. Diğer taraftan muhitimizin bu gibi makus telkinleri sinirlerimizi uyuşturdu. Onun için ileri gidemedik. Hâlâ o yeis ruhlarımızda hükümrandır. Biz bu konuda galiba O’nun kitabı üzerinde fazla düşünmedik. Oysaki o yüce kitabın birçok ayeti ısrarla İslâm toplumunu yeisten, azimsizlikten, tembellikten, sefaletten ve tefrikadan sakınmağa davet ediyor.” (V. Vakkasoğlu; İslâm Şairi, M, Akif, s.164)

“Ye’si tedric ile zerk etmiş edenler dine...
O ne mel’un aşı, hiç benzemiyor hiçbirine!”
4- Mertlik ve Büyüklere Saygı: Gençler; mert, dürüst ve yiğitçe davranmalıdır. Korkuları, endişeleri veya birilerine olan aşırı hatır, gönül ve sevgileri nedeniyle gerçeği savunmaktan vazgeçmemelidir. Kötülüğe ve fırsat düşkünlerine asla pirim vermemelidir. Haksızın ve zalimin değil, hak ve adaletin yanında yer almalıdır. Tarihin gerçeklerine sahip çıkmalı büyüklerine karşı saygılı, vefalı ve mertçe davranmalıdır.

5- Vatan Sevgisi: Gençler vatan sevgisini; M. Akif gibi bir millî şairimizden öğrenme fırsatını ve imkânını buldukları için şanslıdırlar. Zira o, asırlar boyunca üzerinde yaşadığımız vatanı; cennetle eş değer kabul etmiş; “Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” diyerek bu konuda zirve yapmıştır. Çünkü bu toprak enbiya yurdudur. Binlerce şehidin makamıdır. Dolayısıyla yıkık bir türbesinin bile Allah katındaki değeri çok büyüktür. Elbette her genç vatanını sevmeli, benimsemeli onun derdiyle dertlenmeli ve çalışmalıdır. Unutmayalım ki bir milleti teşkil eden fertler; ancak birbirlerine din, dil, vatan ve gaye birliği gibi değerlerle bağlılıklarını sürdürebilirler. İşte Akif bu değerleri bünyesinde taşıyan vatan için gözyaşı döken bir şairimizdir. Öteden beri aynı hasretle yanıp tutuşmaktadır. Onu korumak için elini kolunu bağlayıp sadece ağlamak yeterli değildir.
Söz vatanın korunması ve sevgisinden açılmışken gençlerimize Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya muharebelerinde söylediği şu tarihi sözleri de hatırlatmak gerekir: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her köşesi vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez.”


“Her toplumda iyi, güzel, sevap veya bunların zıddı olan kötü, çirkin ve günah gibi değerler bir anlamda insan hak ve hürriyetlerinin sınır taşlarıdır. Bu yüzden bir arada yaşamanın başarısı; din, ahlâk ve hukukun birbirleriyle uyumlu ve ahenkli olmasına
bağlıdır.”


“Felâketlerin kaynağı
bilgisizliktir. Bundan kurtulmanın çaresi ise; eğitim ve öğretimdir.”