Makale

İSLÂM’DA BİLGİNİN DEĞERİ

İSLÂM’DA
BİLGİNİN DEĞERİ
Y. Seracettin Baytar
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Sözlükte; malûmat, vukuf, marifet, anlayış, idrak ve ilim kelimeleriyle eş anlamlı olarak zikredilen “bilgi” kelimesinin, İslâmî literatürdeki karşılığı “ilim” ve “marifet”tir. İlim; bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, nefsin, bir şeyin manasına ulaşması, bilinenden gizlilik ve kapalılığın kalkması ve düşünen ile düşünülen arasındaki hususî bir alâka” şeklinde tarif edilmektedir. (Seyyid Şerif Cürcânî, et-Ta’rîfât, Beyrut, 1983, s. 160-167) Bilgi anlamında kullanılan marifet kavramı ise, ilme göre daha özel bir anlam taşımakta olup, daha çok sezgiyi ve kalbî bilgiyi ifade etmek için kullanılır.

İslâm’a göre doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarının başlıcaları; havâss-ı selîme (sağlam duyu organları), haber-i sâdık (doğru haber) ve akıldır. Havâss-ı selîme; göz, kulak, burun, dil ve deri olmak üzere beştir. Bu duyu organları sağlam oldukları takdirde, kendileriyle elde edilen bilgiye güvenilir. Haber-i sâdık ise, mütevâtir haber ve haber-i Rasûl olmak üzere ikiye ayrılır. Mütevâtir haber; yalan söylemek üzere bir araya gelmeleri aklen mümkün olmayan sayısal bir çoğunluğun vermiş olduğu haberdir. Haber-i Rasûl ise: Allah tarafından gönderilen peygamberlerin vermiş olduğu haberlerdir. Akla gelince; İslâm dini akla büyük önem vermiş, onu bilgi elde etme yollarından biri olarak kabul etmiştir. Bir şey akılla düşünmeden hemen bilinirse “bedîhî”, düşünerek bilinir ise “istidlâlî” bilgi adını alır. (Bkz. Durak Pusmaz, “İlim” md., Şâmil İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1991, c.III, s. 134)

Bilgi, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de aynı anlamdaki ilim kelimesi ile ifadesini bulmaktadır. Allah ve O’nun şuur sahibi kullarından insanlar ve meleklerle ilişkili olarak zikredilen “ilim” kelimesi, değişik türevleriyle birlikte Kur’an-ı Kerim’de 859 defa geçmektedir. Bununla beraber okumak, düşünmek, ibret almak, akıl, hikmet, fikir, gibi bilgi ile ilgili kelimeler de dikkate alındığında, Kur’an’ın dörtte birinin ilimle veya bilgiyle ilgili olduğu görülür.

Yüce dinimiz İslâm, bilgiye ve onu elde etme araçlarına büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e inen ilk ayetlerde okumaktan, kalemden, eğitim ve öğretimden bahsedildiği görülmektedir: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alâkadan yarattı. Oku! İnsana kalemle yazı yazmayı öğretip, ona bilmediklerini öğreten Rabbin sonsuz lütûf sahibidir.” (Alâk, 1-5)

İslâm, müntesiplerine kendileri için gerekli olan bilgileri öğrenmelerini farz kılmıştır. Her Müslüman’ın, dinî görevlerini yerine getirecek, helâl ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayıracak kadar bilgi sahibi olması farzdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz; “İlim tahsil etmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır.” (İbn Mâce, “Mukaddime”, 17) buyurmuşlardır. Her türlü kötülüğün, hatta inançsızlığın başı bilgisizlik ve cehalettir. İnançsızlığın ne demek olduğunu bilen bir kimse, kendisini küfür ve şirk sayılabilecek her türlü söz ve davranıştan uzak tutmaya çalışır. Bu yüzden Kur’an’da, “Sakın ha cahillerden olma.” (En’âm, 35) buyrulmuştur. Kur’an-ı Kerim’in açıkça ifade ettiğine göre, “Kulları içerisinde Allah’tan hakkıyla korkanlar ancak âlimlerdir.” (Fâtır, 28) Kur’an-ı Kerim’de bilginin her çeşidi övülmüş, bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağına vurgu yapılmıştır. (Bkz. Zümer, 9) Başka bir ayette; “Allah, içinizden iman edenlerle kendilerine ilim verilenlerin değerini yükseltir.” (Mücadele, 15) şeklinde buyrulmak suretiyle, bilginin ve bilgi sahibinin değeri yüceltilmiştir.

Sevgili Peygamberimiz de konuyla ilgili hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “İlim elde etmek amacıyla bir yola koyulan kimseyi, Allah Teâlâ cennete giden yollarından birine sokar. Melekler, ilim tahsil eden kişiden hoşnut olmaları sebebiyle onu kanatlarıyla koruma altına alırlar. Göklerde ve yerde olan her şey, hatta denizdeki balıklar, ilim sahipleri için Allah’tan mağfiret diler. Âlimin, bilgisizce ibadet eden kimseye üstünlüğü, dolunaylı gecede ayın, görünen diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin varisleridirler. Peygamberler ne altın ne de gümüş miras bırakmışlardır, onlar miras olarak sadece ilmi bırakmışlardır. Kim ilmi elde ederse, büyük ve değerli bir pay elde etmiştir.” (Ebû Davud, “İlim, 1; Tirmizî, “İlim”, 19) Bir başka hadisinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim ilim tahsil etmek amacıyla evinden veya yurdundan çıkarsa, geri dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizî, “İlim”, 2)

İslâmî anlayışta bilgiyi elde etmenin amacı; Allah’ın rızasını kazanmak ve öğrenilen bilgileri hayata geçirmektir. Peygamber Efendimiz dualarında, Allah’a şöyle niyazda bulunmuşlardır; “Allahım! Bana öğrettiklerinle beni faydalandır; bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır.” (Tirmizî, Daavât, 128); “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, Daavât, 68)

Zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere; bilgiyi kendisinin ayrılmaz bir parçası gören İslâm’a göre, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamanın yolu, cehalet zincirlerini kırıp, dünyevî ve uhrevî konularda gerekli bilgilerle donanmak ve bu bilgileri hayata geçirmekten geçmektedir.

Dünya hayatı, ahiretin tarlası ve Allah’a giden yolun başlangıcı olması hasebiyle, dünyada düzeni sağlamak için gerekli olan sosyal, ekonomik ve dinî prensipler ancak, bilgi yoluyla elde edilip uygulanabilir. Fertlerin güzel ahlâk normlarını öğrenerek, kendilerini her türlü kötü ahlâktan kurtarmaları ve böylelikle ahiret yollarını aydınlatmaları yine bilgi sayesinde mümkün olabilir.

Baş döndürücü bir hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojilerinin günümüzde ulaştığı nokta, herkese her türlü bilgiye kolayca ulaşma imkânı sağlamaktadır. Bu kolaylığın getirdiği imkânları iyi değerlendirebilmek ve değerli zamanımızı bizlere en fazla gerekli bilgileri edinmeye hasredebilmek için, neye, nasıl en kısa zamanda ulaşabileceğimizin bilgisine de sahip olmamız gerekir. Diğer bir ifadeyle; gelişen teknolojinin bizlere sunduğu bilgi deryasından işimize yarayacak olanını rafine edebilmemiz için özellikle bilgi teknolojilerini ihtiyacımız oranında kullanabilme bilgisine de sahip olmamız kaçınılmazdır.

Fert ve toplum yararına olan her türlü bilginin üretilmesini gerekli görüp, bu yoldaki gayretleri teşvik eden İslâm, bilgiyi elinde bulunduranlardan bunu gizlemeksizin başkalarıyla da paylaşmalarını istemektedir. Bu bağlamda, “Rabbinden sana indirilen gerçekleri insanlara bildir.” (Mâide, 67) ilâhî emriyle Hz. Peygamberin şahsında, bilgi sahibi insanlara bu konudaki sorumlulukları hatırlatılmaktadır.

Hak ve hakikat namına elinde önemli bilgiler bulunup da bunu insanlığın istifadesinden esirgeyenler Kur’an’da çok sert bir dille eleştiriye tabi tutulmaktadırlar: “İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim. (Bakara, 159-160) Bu ayeti ve Hz. Peygamber’in benzeri ifadelerini dikkate alan sahabe efendilerimiz bildikleri hadisleri bizlere ulaştırma yolunda olağanüstü gayret ve titizlik göstermişlerdir.

Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim aracılığıyla Peygamber Efendimiz’e talim buyurduğu duayı dilimizden eksik etmeyelim. “...Ey Rabbim! Benim ilmimi artır!” (Tâ-Hâ, 114)

“Dünya ve ahiret
mutluluğunu
yakalamanın yolu,
cehalet zincirlerini kırıp, dünyevî ve uhrevî
konularda gerekli
bilgilerle donanmak ve bu bilgileri hayata
yansıtmaktan
geçmektedir.”


“Her türlü kötülüğün,
hatta inançsızlığın başı bilgisizlik ve
cehalettir. İnançsızlığın ne demek
olduğunu bilen bir kimse, kendisini
küfür ve şirk sayılabilecek
her türlü söz ve davranıştan
uzak tutmaya çalışır.”


“Gelişen teknolojinin bizlere
sunduğu bilgi deryasından işimize
yarayacak olanını rafine
edebilmemiz için özellikle
bilgi teknolojilerini ihtiyacımız
oranında kullanabilme bilgisine de
sahip olmamız kaçınılmazdır.”