Makale

Göklerden Köklere Çağrı

Göklerden Köklere Çağrı

Meral Günel
Maltepe Vaizi

Yöneliş
İbadetler Allahın, ruhu korumak üzere insana bahşettiği sığınaklardır, der Sezai Karakoç. Namaz benliğin direncini, oruç şehvetin gücünü, zekât mülkiyetin kibrini kırar. Hac bütün bunları bünyesinde harmanlayarak yeniden inşa eder Müslümanı. Bireysel benliğinin elinden tutar ideal benliğe taşır, hatta onu da aşırtır. Uzlete meraklı olanları, tek başına ötelere ulaşmaya çalışanları, öğrettikleriyle sükût-i hayale uğratır. Değerleri altüst eder, ezber bozar, gerçeklik duygusunu sorgulatır her adımda. Bunu da bilgiyle şuurun iç içe geçmesiyle sağlar. Şuursuz bilgi kalbi katılaştırır, bilgisiz şuur ayağı kaydırır zira.
Hac, kulun rabbiyle arasındaki kulluk zincirinin test edildiği muhteşem bir ibadettir. Zincirin sağlamlığı en zayıf halkanın direnci kadardır, malum. Hac yolculuğu zayıf halkalarınızı ifşa eder tek tek. Kendinizde var olup da farkına varamadığınız iyi kötü türlü yönleriniz uykudan uyanır, başlarını uzatır, size göz kırpar. Bu yüzden daha yola çıkmadan uyarıcı işaretler gelir: rafes, füsuk ve cidal (şehvet, kötülük ve tartışma)den uzak durun (Bakara, 2/197.), üç ana çeldiriciden… bu yolda azığınız takva olsun… akıllıca hesap yapın; korkulup çekinilecek merkezi doğru tespit edin.
Hac, İbrahim ailesinin insanlığa hatırası; zaman, mekân ve insanın kucaklaştığı bayram. Göklerden gelen çağrıya köklere dönerek verilen cevap. Sabırla tevekkül, hoşgörüyle tefekkür, tebessümle gözyaşı, pişmanlıkla bağışla(n)ma, hasretle muhabbet…
Duyuş
İlk müezzini İbrahim as olan bir davettir gelen (Hac, 22/27)… Davet sahibi Allah, davet edilen, kul… Herkese ulaşan bu çağrıyı sadece alıcılarını o yöne ayarlayanlar mı duyar ya da çağrı kulaktan gönle düşmeyince ilgi mi görmez, bilinmez. Dualar hep bu çağrıya yazılıdır bazı ömürlerde. Şuura yöneliş, dilden dökülen “buyur Allah’ım” tekmiliyle başlar, insanı kendindeki irade gücüne şaşırtan ihramla devam eder. Azmedildiğinde ne kadar dikkatli olabildiğini keşfetmek ilginçtir. Yolculuk başlamıştır, ilerlemek için yola düşmek gerek. Yıldızların ayak izlerini aramalı gece gündüz vahyin sağanak sağanak indiği bu mekânda…
Görüş
Yücelere ermek, ilerlemek ister insan. (Vücudumuzun, bakışımızın öne doğru oluşu sanki bu meylimizdendir.) Yücelerin de daima yükseklerde olduğunu sanır. İnsanı en yüceye taşıyan merdiven bazen bir vadide saklı olabilir oysa. Bağrı yanık dağların, ekin bitmez bir arazinin orta yerinde. Sonsuzluğa çıkış basamağı önce derinlere çağırır sizi. İnmeden çıkamazsınız. Bütün eğreti makyaj ve etiketlerden ihramla sıyrılabilen insan görece yüksekleri de ardında bırakır. Bundan sonra göreceklerinin hiç biri için beden gözü kâfi gelmeyecek, bilgi ve hikmetle yoğrulmuş aklın, gönlün kılavuzluğuna muhtaç kalacaktır. Sadelik ve yalınlıkta gizli ihtişama şahit olacak, gerçek izzet ve şerefin nerelerde aranması gerektiğini anlayacaktır usul usul.
Yokluk âleminden varlığa seçilmişliğimizi unutmak insan/nisyan ile malül oluşumuzun doğasında var. Kâbe’ye varmak bu “seçilmiş olmak”lığı gün yüzüne çıkarıverir. Seçilmiş olduğunu fark edebilmek ağır bir şükran borcu bırakır müminin omzuna. Heyecan, şükran, utanç, sevinç… tarif edilebilen edilemeyen bütün duygular her bir kılcal damarı sarsar, titretir; çoğu kez gözden billur olur akar. İhtiramda kusur ediveririm endişesiyle atılır ilk adımlar. Ömürlük ibadetin bir ömre değecek ilk adımları.
Dönüş
Kâbe’ye vardınız mı artık her şey sıradanlık esvabından soyunmuş, anlamlar hırkasına bürünmüştür. Attığınız her adım sizi sizden alır, döndürür dolaştırır yine size getirir; anlarsınız ki derdin kaynağı da dermanı da sizdedir. Rab’den gelip Rabb’e dönecek oluşumuz gibi kendine, özüne döndüğünde tamamlanır insan. Kendisi gibi ama kendi dışındaki binlerle kâinat korosuna katılır, bütünleşir, modern hayatın bütün sanrılarından sıyrılarak...
Tavafta birbirine dolaşan adımlar her dönüşle nefsin yüreklere bindirdiği ağır katmanları burgu burgu aralar, kendi içinde devirler devirerek derine daha derine sevk eder insanı. Arınmak, hafiflemek için başlangıçtaki tertemiz oluşa varma arzusu kıpırdar yüreklerde. Tevhit merkezine sabitlenen kalbi odağından, dili tesbih ve zikirden ayırmayarak. Böylelikle her istilam yeni başlangıçlar için ahitleşme olur rabbiyle kul arasında.
Dokunuş
Her bir menzilinde ruhun yeniden dirildiği bir yolculuktur hac ibadeti. Kimi zaman dikey kimi zaman yatay düzlemlerde konuşur sizinle menziller… kâh köklerinize uzanır, İbrahim milleti kimliğinizi ören anlam kıyılarına demir atarsınız, kâh yanı başınızda hem tamamen sizden hem size yabancı olana dokunur dünyanın lezzetlerini tadarsınız, kâh geleceğin kaderine tuzu da benden olsun misali, bir tuğla da siz koyarsınız.
Hac, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağı bir başlangıçlar silsilesidir. Kalbe, bedene, zihne dokunarak insanı içindeki kanlı, kirli yönüyle yüzleştiren, içindeki iyilik ve kötülük potansiyeliyle karşı karşıya getiren bir ibadet… ferdin bütüne (topluma) dokunarak yapboz parçası gibi tamamlayıcı yönüyle karşılaşması… eksiği ve fazlasıyla, olan ve olması gerekenle, ideal ve gerçekle… aynı gayeyle aynı merkezde bu kadar farklı olanın muhteşem uyumunu yakalayarak ümmet benim içimde ben ümmetin parçasıyım diyebilmek… ortak paydaları aramaya ortak duygulardan başlamak… ümmetin profilini, büyük kültür mozaiğini resmin tamamında görmek… sorumlulukları kucaklamak… İnsan benliğini yerelden evrensele taşıyan, her ritüelinde iki taraf arasındaki geçişkenliğe şahit olduğunuz köprüdür hac…
Arayış
Arayış sa’y olur Safa Merve arasında. Ab-ı hayata kavuşmak için atılacak adımlar bitmemişse durmamak gerek. Yaşadıklarınızın kucağınıza bıraktığı endişe sizi dövünmeye değil arayışa sevk etmeli. Hz. Hacer’in ördüğü sekinet, gayret, tevekkül ve teslimiyet hırkasını giyerek.
Duruş
Deruna vâkıf olabilmek için, hızla tüketilen hayatın ritmine karşı dik duruşun adı Arafat… Durmak ama geçici bir süre… Yerinde, zamanında ve yeteri kadar… Ne erken ne geç, ne az ne çok… “hac arafattır” hadisince bakılırsa haccın omurgası vakfe. Kulluğun, şuurun demlenmesi… marifeti intac edecek iltifat için mola… rabbin karşısında kulluğun acziyetini ikrar eden ademin adam olduğu zirve… İrfana açılan pencere.
Yürüyüş
Yürüyüş, insanı kendi içine yoğunlaştıran bir dönemeç. Arafat’ın yüklediği enerjiyle Mina’ya odaklanan insan hedefe kilitlenmiş kurşun gibi kararlı ve etkili ilerler. Bu yürüyüş, her tür tıkanmışlıkların açıldığı vakumlu bir hareketle sizi çeker en azılı düşmanınıza doğru. Gide gide gördüğünüz şey, o dışarıda sandığınızın aslında tam da içinizde olduğudur. Mina’da taşlar insanı Allah’tan uzaklaştıran cehalet, bencillik, kibir ne varsa alaşağı edebilmek için atılır. Hedefin aslında karşıda değil tam da içinde olduğunu bilerek; bilenerek, bilinçlenerek…
Geçiş
Kendinden ve sevdiğinden… bedenen ve zihnen… İnsanı bağlayan tüm bağların tereddüt etmeden kurban edilişi… aşkın sınanışı…
Hac, dünyadaki yolcuğu bir düşüşle başlayan insanın yükseliş hikâyesi…
“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” (İbrahim, 314/7.)