Makale

Annem Size Emanet Hocam!

Annem Size Emanet Hocam!

Yunus Özdamar
Eskişehir/ Odunpazarı Vaizi

Hac vecibeleri ve yapılan ziyaretlerle geçen günlerin ardından o yaşlı teyze ve amcalar, yorulmanın aksine daha da açılıyor, yolculuğun başlangıcında var olan hamlık hâlleri azalıyordu.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından o yıl (2009) yürütülecek hac organizasyonunda görevlendirilmeme doğrusu ilk anda fazla sevinemedim. Çünkü uzun zamandır Kâbe’nin özlemi gözlerinde tüten, üç yıldır o kutsal beldeye kurada gitme hakkı kendisine çıkmayan annemi geride bırakıp gitmemin çok zor olacağını biliyordum. Bu yıl da Hicaz’a gidemeyecek olduğundan dolayı buna çok içerlenen annemle helalleşip vedalaşmak için yanına gittiğimde annem beni, “Beni yanında götüremiyorsun fakat özellikle benim gibi yaşlı ve hasta hacılara yardım etmeyi sakın ihmal etme” diyerek yolcu etti. Bu tembih ile artık sorumluluğum daha da artmıştı. Olur, dedim ayrılırken. İçimden ise annem gibi yaşlı ve hasta olanlara daha fazla mesai harcarım diyerek ilk aşamada sanki kendimi avutuyor, teselli ediyor gibiydim.
Hacılarım ek kontenjandan hacca gitmeye hak kazandıkları ve de farklı yörelerden geldikleri için onlarla ilk görüşme imkânımız ancak İstanbul Atatürk Havaalanı’nda oldu. Burada hacıların toparlanmaya başladığı esnada bir genç delikanlı yaklaşarak siz, dedi bana. Üçüncü grubun sorumlusu siz misiniz? Evet, diye karşılık verdim. Annem, dedi, masumane bir şekilde. Annem, size emanet hocam! Dönüp baktığımda, tam da annemin yaşlarında, heyecanı her hâlinden belli, tıpkı annem gibi mavi gözlü, bakışları temkinli, biraz da çekinceli hâlde, beni endişeli gözlerle süzen Aynur Teyze ile göz göze geldik. Gence dönerek “Tabii, bu hacıların hepsi önce Allah’a sonra bana emanet.” dedim. Fakat dedi genç ardından. Annemin okuma yazması yok, yakın zamanda ameliyat olması nedeniyle fazla da yürüyemez. Anlaşılan, değil gözleri, diğer hâlleri de anneme benziyor diye geçirdim içimden. Annemin sözünü yerine getirmek için tam aradığım tarzda bir hacıydı Aynur Teyze. Peşinden başka birkaç hacı adayının çocukları da benzer taleplerde bulundular. Hacı adaylarının yakınları anne ve babalarının benzer zaaflarını saydıkça, onlar benim moralimin bozulacağını zannediyorlardı. Aksine ben annemin beni yolcu ederken söylediklerini hatırlayarak daha da çok rahatlıyordum. Kafilemizdeki hacıların yaş ortalaması oldukça yüksekti. İtiraf etmeliyim ki önceleri bu hacı adaylarıyla kırk beş günlük hac zor biter, haccın sonuna kadar yarısı dökülür, zamanın çoğunu hastanede, otelde geçirir diye düşündüm. Böyle düşünmekle beraber diğer taraftan şu hakikati de biliyordum ki, hac, büyük bir alış veriş yeri. Burası yapılan her güzel amelin karşılığının sonrasında fazlaca verileceği bir mekân. Bu sebeple ne kadar hayırlı amel yapılırsa, buradan kat kat sevap alınarak dönülür.
Sorumlu olduğum gurubumu tanıyınca, en az yirmi kişinin geride bıraktığım anneme benzer fiziksel vasıfta olduğunu gördüm. İşimin bu açıdan zor olacağı görünüyordu. Uçakla Cidde’ye varıp havaalanından otobüsle Mekke’ye doğru hareket ederken hacılarımın heyecan trendi artık zirve yapıyor, gönüllerindeki coşku gözlerine her hâliyle yansıyordu. Hac bittikten sonra hacılarımın bana anlattıklarına göre, o esnada otobüste yaptığım sohbetimin bir yerinde, “Burada yalnızlıktan korkmayın. Eğer bu beldede yalnız olan kimsesiz kalsaydı Hz. Hacer anamız ve Hz. İsmail sahipsiz kalırdı.” sözümden özellikle ailesinden genç olarak yanında kimse olmayan yaşlılar müspet yönde etkilenmiş, moral olarak rahatlamışlar...
Mekke’ye varıp umre yaparak ihramdan çıktıktan sonra otelimize yerleştik. Bütün hacılar bu vazifeyi eksiksiz yerine getirdi. Sonra, öncelikli olarak her vakit namazını Kâbe’de kılmaya çalışarak yaklaşık on beş gün, Arafat’ı, bayramı bekledik. Bu süre içerisinde yapılan ibadetler, Arafat’a çıkmaya ve şeytan taşlamayı ifa etmeye yönelik bir hazırlıktı. Mekke’nin havasını teneffüs eden, tavaf ve diğer vecibelerle ibadet ritmini her geçen gün artıran hacılarla terviye günü çok heyecanlı ve biraz da tedirgin bir hâlde Arafat’a doğru yola çıktık. Arafat’ta vakfe bitince 196 kişilik kafileden ancak 8 kişi arabalarla otellerine dönebilecekti. Çoğunluk yaşlılardan oluşmasına rağmen biz 180 kişi ile Müzdelife’ye oradan da sekiz saatlik yürüyerek yapılan bir yolculuğun ardından Mina’ya vardık. Hiçbir hacı yolda kalmamıştı. Hacılarımız, özellikle de yaşlı ve hasta konumundaki hacılarımız buna inanmakta zorluk çekiyordu. Hatta hacı amcanın biri telaşlı hâlde oteline vardığı gibi lobide hemen Türkiye’ye çocuklarına telefon açıp sanki yeni yürümeye başlayan bir kişinin taşıyacağı sevinç edasıyla âdeta bir müjde verir gibi, “Yavrum! Ben, hatta annenizle beraber Arafat’tan Mina’ya kadar sekiz saat yürüdük.” diyordu. Ekibimizden Aynur ve Hatun teyzenin Müzdelife ve Mina arası mesafeyi geçmek için satın aldıkları arabayı kendileri çok az kullandılar. Daha çok ihtiyacı olan diğer hacıların istifade ettikleri arabayı, otele dönünce daha da kullanmadılar. Türkiye’de havaalanında haccın farz ve vaciplerini yerine getirme endişesi taşıyan Aynur Teyze ve onun gibiler, günde en az iki tavaf yapıp beş vakit namazı Beytullah’ta kılar hatta birkaç umre yapar duruma gelmişlerdi.
Hac vecibeleri ve yapılan ziyaretlerle geçen günlerin ardından o yaşlı teyze ve amcalar, yorulmanın aksine daha da açılıyor, yolculuğun başlangıcında var olan hamlık hâlleri azalıyordu. Öyle ki artık bu aşamada görevliler olarak bizler, hastalanmamaları için durumlarına göre gereğinden fazla yorulmamalarını telkin ediyorduk. Yürüyemez hâlde geldikleri bu mübarek beldeden hem manen dinamik hâle gelmiş hem de fiziksel olarak da dinçleşmiş olarak ayrılıyorlardı. Bütün bunları, gidip görmeyene hatta hissederek yaşayamayana anlatmak aslında zordur. Çünkü bu belde, meşakkat görenin bir şekilde refakat bulduğu bir yerdir. Hac ibadeti de, insanın ayette belirtilen (Talâk, 65/3.) umulmadık yerden yardım bulabilmesinin en açık örneklerindendir. Allah Teala’nın ihsanı olan bu yardım, bazen bir din görevlisi, bazen tanıdığınız bir hac arkadaşınız bazen de hiç tanımadığınız bir kardeşiniz vesilesiyle gerçekleşir. Böylece en zor ibadetlerin başında gelen hac, mümin için kolay bir ibadet hâline dönüşür.