Makale

İnsan Merkezli Şehri Düşünmek

ŞEHİR VE KÜLTÜR

İnsan Merkezli Şehri Düşünmek

Mahmut Bıyıklı

Biz bugün kadim şehirlerin çarşılarına, mabetlerine, sokaklarına bakarak bu şehirleri kuranların, içinde hayat sürenlerin nasıl bir zevke sahip olduklarını, dünya ve ahiret dengesini nasıl kurduklarını, hangi medeniyetin izini sürdüklerini açıkça görebiliyoruz. Taşa işlenen, ahşaba gizlenen, mabede nakşedilen zarafeti müşahede edip hayranlığımızı gizleyemiyoruz.

Bugünün mimarlarının hangi ruhu yansıttığını biraz düşünelim. Hayatın merkezi olması gereken şehirlerin rantın merkezi konumuna getirilmesinin istikbale vurulmuş büyük bir darbe olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım.

Latif esmasının sırrına vâkıf olan müminlerin yaptıkları her işte letafet ve güzelliğin yansımaları bulunur. Mümin çevresiyle barışıktır. Yaşadığı coğrafyaya dosttur. Ürettiği her eserde inancının aydınlık izleri vardır. Bu sebeple hayatın hakikatini kavrayan ecdadımızın kurduğu şehirlerde meydana getirdiği bütün eserlerde bir mükemmellik kendini gösterir. Bu mükemmelliğin formülü de ‘’kâmil’’ bir bakış açısı ve yaşayış tarzıdır. Örnek bir incelikli hayat modeli sunan medeniyet kurucusu atalarımızın her eyleminde ve eserinde tam manasıyla huzur ve sükûn hâli mevcuttur.
İslam mimarisi diye büyük bir gerçeklik ortaya koyan insanlar bunu İslam insanı olmanın güzelliklerini yaşayarak kendi hâllerinde tatbik ederek başarmışlardır.
Biz bugün kadim şehirlerin çarşılarına, mabetlerine, sokaklarına bakarak bu şehirleri kuranların, içinde hayat sürenlerin nasıl bir zevke sahip olduklarını, dünya ve ahiret dengesini nasıl kurduklarını, hangi medeniyetin izini sürdüklerini açıkça görebiliyoruz. Taşa işlenen, ahşaba gizlenen, mabede nakşedilen zarafeti müşahede edip hayranlığımızı gizleyemiyoruz.
Şehirler daima sakinlerinin aynası olmuştur. Sakinlerinin sükûn bulduğu eski şehirlerimizde cennet huzuru yaşayan ecdadın ahfadının modern şehirlerde nasıl bir cinnet geçirdiğini üzülerek izlemekteyiz.
Üstad Sezai Karakoç ne güzel ifade ediyor ‘’Şehir, medine, site veya kent, hangi kelimeyle ifade edersek edelim, bir medeniyetin canlı ve toplu sergisi demek olan bu eserler, her şeyden önce bir ruhun ifadesidirler. Her bir medeniyet, kurmuş olduğu şehirlerde ve bunların mimarilerinde kendisini gösterir.’’
Bugünün mimarlarının hangi ruhu yansıttığını biraz düşünelim. Hayatın merkezi olması gereken şehirlerin rantın merkezi konumuna getirilmesinin istikbale vurulmuş büyük bir darbe olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Yaratılış gayesinin uzağında, benmerkezci, nefsinin kölesi konumunda sadece maddeye ve kazanmaya odaklı bir anlayışla inşa edilen şehirlerde ne huzur ne huşu ne tabiat ne de insan kalır.
İslam mimarisi, insani olan bir anlayışı benimsemiştir. İnsanın ruhuna uygundur. Gayriinsani bir unsura rastlanmaz. Hep ümitvar, daima taze bir hayat sunan huzurlu aydınlık bir mimaridir. Batı’nın iç karartıcı güç sarhoşluğu içindeki insanı ümitsizliğe sevk eden mimarisinden uzaktır.
Pekiyi, bu muhteşem mimari mirastan faydalanarak çağa uygun yeni üsluplar da katarak bu örnekliği bugüne taşımak konusunda neden bir başarı sağlayamadık. Bu soruya Mustafa Armağan’ın şu müthiş örneği en güzel cevabı veriyor: ‘’Bir Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’nin, Bursa’da ‘’eşk-i çeşmiyle’’ gözyaşları döke döke Uludağ’ın gümrah ormanlarından bulup şehre getirttiği sulardan içenlerden sadece dua istemesini düşünün, bir de bugünün tamamen piyasa mantığına teslim olmuş üreticilerini. Bu iki insan tipinin ortaya koyacağı şehirlerin ‘’aynı’’ ya da benzer olabileceği tasavvur edilebilir mi? Kendisini gizlemeye, mahfiyetkârlığa, tevazua, mahremiyete vb. dayanan bir toplumsal düzenle kendisini ispatlamaya, gurura, rekabete dayanan bir toplumsal düzen, aynı şehri kurabilirler mi?’’
Şehir ve mimari üzerine yeteri kadar kafa yorulmadığını ve bu hayati meseleye ciddi bir şekilde eğilinmediğini görüyoruz. Bunun acı sonuçlarını da ne yazık ki her alanda hissediyor, yaşıyoruz.
Modern insan, günümüzde en çok ihtiyacını duyduğu huzur ortamını maalesef modern şehirlerde bulamıyor. Bu açlığın giderilmemesi de sosyal hayatın her alanında bir bunalıma sebep oluyor. İrfan öncülerinin alınan her nefeste huzuru muhafaza etme formülü yani ‘’huş derdem’’ bir türlü mümkün olmuyor.
Kültürümüze sevdalı kalemlerden Yazar Semiha Ayverdi’nin şu sözleri ne kadar da manidar.
‘’Yeryüzünde dehânın ve zevkin infilakı denecek şahsi bir mimarimiz vardı; bugün ise şehirlerimizin çehresi soysuz ve utanılacak taş ve tuğla yığınları ile gülünç bir maske takmış bulunuyor.”
Estetik zevklerimizi, değerlerimizi, hayallerimizi, medeniyet birikimimizi yansıtamadığımız şehirlerde Sinan gibi düşünen Yunus gibi yaşayan aklıselim, kalbiselim, zevkiselim sahibi nesiller yetiştirebilme gayreti her zaman eksik kalacaktır.
Az da olsa şehir üzerine söz söyleyen düşünce üreten düşünür, yazar ve sanatçılarımız var. Yine mimarlar, sosyologlar, iktisatçılar da günümüzde çeşitli vesilelerle şehri konuşuyor, şehir üzerine tezler üretiyor. Fıtrata uygun insan merkezli bir şehir anlayışı için artık din adamlarının, âlimlerin, ilahiyatçıların da şehir üzerine daha çok konuşmaları seslerini yükseltmeleri gerekiyor.
Din adamlarımızın sürekli hatırlarımızda tutmaya çalıştığı ‘’Aranızda selamı yayınız.’’ hadis-i şerifini insanı insandan koparan şehirlerde nasıl hayata geçireceğiz. Çarşının bereketli, yüzün yüze döndüğü, sözün kıymete büründüğü ortamında selamı yayabilir, kardeşliğimizi pekiştirebiliriz. Fakat aynı sıcaklığı aynı samimiyeti insanı ve insani olanı sürekli tüketen AVM’lerde nasıl yakalayacağız. Ürün alıp para vermenin hızlı ve hırslı havasında ne zaman selam alıp vereceğiz. Ya da o hengâmede selamı nasıl yayıp nasıl duyuracağız.
Yine hocalarımızın sohbetlerinde sıkça zikrettikleri ‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’ hadisini günümüz şehirlerinde sitelerin içinde araya konulmuş büyük duvarları aşıp nasıl hayata geçireceğiz. Alt kattakinin cenaze feryadının, üst kattakinin yüksek sesle dinlediği müzik sesine karıştığı birbirinden kopuk dünyalar oluşturdu modern şehir.
Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi ‘’Aynı mahalledeki insanlar birbirine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu.’’
Hülasa inanç değerlerimizden toplumsal değerlerimize kadar hayat tarzımızın şekillendiği şehirleri şehirleşmeyi her zamankinden daha çok konuşmaya, tartışmaya, düşünmeye ihtiyacımız var. Yukarıdaki örneklerde de açıkça ifade ettiğimiz üzere, şehir meselesi sadece mimar ve iktisatçıların değil aynı zamanda ilahiyatçıların da ana gündem maddelerinden birisi olmalıdır.