Makale

EDİTÖRDEN-Bilgi, yolumuzu aydınlatan, hayatın ve ebedî yurdun.....

EDİTÖRDEN

Bilgi, yolumuzu aydınlatan, hayatın ve ebedî yurdun hakikatini gösteren ve bize her alanda rehberlik eden çok değerli bir hazinedir. Bilgi temelli olmayan, kaynağını sahih doğru bilgiden almayan her şey bozulmaya, başarısız olmaya mahkûmdur. Bu yüzden İslam hep bilgi üzerinde hassasiyetle durmuş, bilginin değerine, yol göstericiliğine ve ilim sahiplerinin üstünlüğüne dikkat çekmiştir.
Bilgi aynı zamanda bir güçtür. Kullanılış amacına göre iyiye de kötüye de zemin hazırlayabilir. Bu yüzden tarih boyunca bilgi ahlakına dikkat çekilmiş, ilmi amacı dışında kullanmanın yanlışlığından söz edilmiştir. Bugün bilginin endüstriye dönüştüğü, ticari bir meta, bir silah olarak kullanıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bilgiyi güce dönüştürenler, onu kendi emelleri uğruna kullananlar ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir hâle getirdiler. Yirminci yüzyılın ikinci büyük savaşında tüm dünya ahlaktan, merhametten yoksun bir bilginin insanlık için nasıl felaketlere sebebiyet verdiğini gördü. İnsanoğlunun bilgisi atomu parçalamayı başardı, ancak bu bilgi iyi, hayır yolunda kullanılmadığında ve ahlakla bütünleşmediğinde nasıl da felaketlerin ve acıların müsebbibi hâline gelebildiğini de gösterdi.
İnsana Allah tarafından verilmiş en büyük nimetlerden olan bilgi, bir meta olmaktan çıkarılıp, insanlığın faydasına, hayrına, iyi ve doğru alanlarda kullanıldığında anlamlı hâle gelecektir. Bu da ancak bilgiyi üretenlerin, bilgi ahlakı ile donanmış olmalarıyla mümkündür. Bilgili insan, çok bilen değil, Allah’tan en çok sakınan insandır. Nitekim bu hususa işaret eden bir ayette; Allah’tan gerçek manada korkanların ancak âlimler olduğu belirtilmektedir. (Fatır, 35/28.) Ahlaktan soyutlanmış, merhameti ve insani değerleri dikkate almayan bir bilgi anlayışının dünyayı sıkıntıların ve acıların merkezi hâline getireceğini unutmamak gerekir. Bu yüzden bilim insanı ürettiği bilgi ve değerin yanı sıra, manevi ve ahlaki olarak da kendini geliştirdiği, yani ilmi ile amil olduğu zaman insanlığa gerçek anlamda katkı sunacaktır.
Bir bilgi medeniyeti olan İslam’ın bilginin elde edilmesi ve kullanılması esnasında kendine özgü birtakım değer ve ilkeleri vardır. Bilim insanları, Allah’ın en büyük nimeti olan hakiki bilgiye uygun bilinç, bakış açısı ve yaşam tarzı geliştirmek durumundadırlar. Ürettikleri ya da edindikleri bilgiyi yaşayarak örnek olmak durumundadırlar. Bilim insanları, ilimleriyle amil olduklarında ancak peygamberlerin varisleri olacak ve topluma örnek olabileceklerdir. Yunus’un: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır. / Okumaktan mana ne, kişi Hakk’ı bilmektir / Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.” dizeleriyle dile getirdiği gibi ilim, önce kişinin kendisini sonra Rabbini bilmesine vesile olmalıdır. Bunun için: “Kendini bilen, Rabbini bilir.” denilmiştir.
Bu ay sizler için hazırladığımız “Bilgi ahlakı” dosyamızla, bilginin endüstriye dönüştüğü modern zamanlarda, doğruya ve gerçeğe ulaşmada en önemli araç olan bilgiyi nasıl kullanmamız gerektiğinin sorgulamasını yaptık. Bu çerçevede oluşturduğumuz dosyamız, Doç. Dr. Ayşe Sıdıka Oktay’ın “Kur’an ve Sünnet Perspektifinden Bilgi Ahlakı” başlıklı, bilim kadar bilim ahlakı anlayışının da geliştirilip bu konuda ilkeler konulmasını vurguladığı makale ile başlıyor. Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, marifet ve hikmeti kavrayabilmek için tezkiye ve manevi arınmaya ihtiyaç olduğunu belirttiği yazısı, “İlim, Marifet ve Hikmet İlişkisi” başlığını taşıyor. Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran ise “Bilgi-Ahlak İlişkisi”nin önemine değindi. Doç. Dr. Halil Altuntaş “Bilgi-Âlim İlişkisi” başlıklı yazısında âlimin, ürettiği bilginin yaşayan modeli olmak durumunda olduğunu dile getirdi. “Bilgi ahlakı, yanlış olanı kaldırıp bir kenara atmayı gerektirir.” ifadesinin yer aldığı bilgi ahlakı söyleşisini, Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’le Dr. Lamia Levent gerçekleştirdi.
Dünyadaki bütün Müslümanların bir araya gelip tanıştıkları evrensel bir kongre olan hac mevsimindeyiz. Bu vesileyle varlığın merkezine yolculuk edenlerin, haclarının mebrur, ibadetlerinin makbul olmasını Rabbimizden niyaz ediyorum. Nihayet hep birlikte idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’nın, hem hacılarımız hem de tüm Müslümanlar için bir diriliş mesabesinde olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Bu duygu ve düşüncelerle dergimizi ilginize sunarken, başta milletimiz olmak üzere bütün İslam âleminin Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor, bayramın birlik, beraberlik ve dayanışma ruhumuzu güçlendirmesini, kalplerimiz arasındaki yakınlaşmayı artırmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Dr. Yüksel Salman