Makale

Perdeden Gönüllere

Perdeden Gönüllere

Dr. Şerife Nihal ZEYBEK

Saatlerce vaaz ederek oluşturmakta zorlandığımız duygular, birkaç dakikalık bir kliple oluşabilmektedir. Bu bakımdan din eğitiminde kliplerin kullanımı hem zamanın etkili kullanımı hem de eğitimin etkili kılınması bakımından önem arz etmektedir.

‘Sinema’ ve ‘din’ yan yana görmeye alışık olmadığımız iki kavram. Hayatın her alanına etki eden dinî yaşamın, sinemanın tamamen dışında kalması mümkün müdür? Bu konuyu ‘sinema ve din eğitimi’ üzerine yurt içi ve yurt dışında çalışmalar yapmış bir akademisyen/eğitimci olan Yrd. Doç. Dr. Bilal Yorulmaz ile konuştuk.

Baştan sona tavsiye edilebilecek film bulmak gerçekten zor. Geçen yıl “İzlenesi Filmler” adlı bir kitap çalışması yaptık. Bu kitapta film okuma etkinliği yapmak isteyen eğitimcilere yardımcı olabilecek filmlerden bir derleme yapmak istedik. Fakat yaklaşık 1000 kadar film içerisinden sadece 30 kadarını tavsiye edilebilir bulduk

Sinemanın yıkım gücü nispetinde etkili bir inşa gücünün olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Sinema filmleri, din ve değerler eğitimine yardımcı bir araç olarak da kullanılma imkânına sahiptir.

Sinema kimine göre sanat dalı, kimine göre güçlü bir kitle iletişim aracı, kimine göre ise sadece boş vakitlerde yer alan bir eğlencelikten ibaret. Sinemanın kişisel dünyamızda konumu ne olursa olsun, popüler kültürde ve özellikle gençler üzerinde oldukça etkili olduğu göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Günümüzde medya ve internetin kontrol edilemez gücüyle; hızla değişen bir kültürel ortamla yüz yüzeyiz. Düşünce dünyası oturmuş yetişkinler, bu çok hareketli ve yozlaşmış kültürel ortamda kendilerini muhafaza edebiliyorlar belki ama ya gençler? Hayatı yeni tanıyan gençler, bu kültürel fırtınada ayakta durmakta zorluk çekebiliyor, kimi zaman ise oradan oraya savruluyorlar. Hatta bazen doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanıyorlar. Bu ortamda bize düşen gençlerimize, çocuklarımıza yasak koymak yerine onlara alternatifler sunmaktır; doğru olanı seçmeleri için rehberlik etmektir. Zaten gelinen noktada konulan yasakların bir sonuç vermeyeceği aşikârdır. Eğer çocuklarımızı iyi olana yöneltmek istiyorsak öncelikle alan hakkında bilgi sahibi olmamız gerekmektedir.
‘Sinema’ ve ‘din’ yan yana görmeye alışık olmadığımız iki kavram. Hayatın her alanına etki eden dinî yaşamın, sinemanın tamamen dışında kalması mümkün müdür? Bu konuyu ‘sinema ve din eğitimi’ üzerine yurt içi ve yurt dışında çalışmalar yapmış bir akademisyen/eğitimci olan Yrd. Doç. Dr. Bilal Yorulmaz ile konuştuk. Bilal Yorulmaz yayımladığı şu kitaplarla sinemadan din eğitimi hususunda faydalanmak isteyen eğitimcilere ve ebeveynlere yardımcı oluyor; “Filmlerle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi”, “İzlenesi Filmler”, “Perdeden Gönüllere”.
‘Sinema ve din eğitimi’ çoğumuzun yabancı olduğu bir alan, sizin bu konuda önemli çalışmalarınız var. Bir din eğitimcisi olarak neden sinema üzerine çalışmayı tercih ettiniz?
Sinema filmleri, günümüzdeki en etkili yaygın eğitim araçlarından biridir. Aslında sinema ve televizyon büyük bir okuldur. Bu okulun sınıfları TV ekranının ışıttığı odalarımız, öğrencileri ise eşimiz, çocuğumuz ve biz. Bu kadar güçlü bir araç olan sinemanın mevcut duruma bakıldığında genellikle din eğitimini zorlaştıran bir araç olarak kullanıldığı görülüyor. Bu olumsuzlukları kısaca ifade edecek olursak; dindarların ve din adamlarının küçük düşürülmesi, dinî referanslı isimlerin (Şaban ismi gibi) alaya alınması, dinî konularda yanlış bilgiler ihtiva etmesi, sahne aralarında ve alt metinlerde olumsuz mesajlara yer verilmesi, şiddet ve cinsellik öğeleri barındıran bilinçaltı mesajların bulunması ve Müslümanların terörle ilişkili gösterilmesini zikredebiliriz. Saydığımız bu olumsuzluklardan sakınmanın yolu filmi sadece izleyen değil, aynı zamanda okuyan, değerlendiren, eleştiren bireyler olmaktan geçiyor. Öte yandan sinemanın yıkım gücü nispetinde etkili bir inşa gücünün olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Sinema filmleri, din ve değerler eğitimine yardımcı bir araç olarak da kullanılma imkânına sahiptir. İşte meselenin bu iki boyutu bizi sinema ve din eğitimi alanında çalışmalar yapma konusunda motive etti.
‘Sinema ve din’ arasındaki bağlantıyı kurmakta zorlanabiliyoruz. Size bu tarz sorular, tepkiler geliyor mu? Eğer geliyorsa buna cevabınız ne oluyor?
Doktora tezini alırken bu tür tepkilerle karşılaştığımı itiraf etmeliyim. Tez konusu ile ilgili danıştığım ilk kişilerden bu bağlamda olumsuz geri bildirimler aldım. Tez çalışmalarını yaparken ise Türkçe kaynakların çok az oluşu nedeniyle tezi bitirmekte zorlandım. YÖK bursu ile bir yıl ABD’ye giderek çalışmalarımı tamamlayabildim. İlk zamanlar bu tür tepkilere akademik manada cevap veremiyordum. Ama yurt dışında sinema ve din alanının popülerliği giderek artan bir akademik alan olduğunu görmem; bu konuda yapılan çalışmaları tanımam benim için faydalı oldu. Artık bunları referans göstererek akademik anlamda cevap vermeye başladım.
Sinema dünyası özellikle gençlerin ilgi gösterdiği bir alan. Bununla birlikte film tercihi hususunda seçici olmak lazım. Bu konuda ebeveynlere, eğitimcilere, din görevlilerine nasıl bir tutum içinde olmalarını önerirsiniz?
Baştan sona tavsiye edilebilecek film bulmak gerçekten zor. Geçen yıl “İzlenesi Filmler” adlı bir kitap çalışması yaptık. Bu kitapta film okuma etkinliği yapmak isteyen eğitimcilere yardımcı olabilecek filmlerden bir derleme yapmak istedik. Fakat yaklaşık 1000 kadar film içerisinden sadece 30 kadarını tavsiye edilebilir bulduk ve kitaba aldık. Dolayısıyla din eğitimcileri olarak bu konuda çok şanslı oluğumuzu düşünmüyorum. Fakat buna alternatif olarak eğitim faaliyetlerimizde bir filmin tamamını izletmek yerine filmlerden sahneler kullanmanın daha verimli ve sağlıklı bir yol olduğunu düşünüyorum. Bazen birkaç dakikalık bir sahne adalet, dürüstlük, yardımlaşma gibi değerleri çok etkin bir şekilde aktarabilmektedir. Saatlerce vaaz ederek oluşturmakta zorlandığımız duygular, birkaç dakikalık bir kliple oluşabilmektedir. Bu bakımdan din eğitiminde kliplerin kullanımı hem zamanın etkili kullanımı hem de eğitimin etkili kılınması bakımından önem arz etmektedir.
Geçtiğimiz yıl ABD’deydiniz. Yine sinema ve din alanında mı çalışmalar yaptınız?
Evet, doktora sonrası araştırma için sinema ve din alanındaki en yetkin üniversitelerden biri olan University of Nebraska Omaha’da görevlendirildim. Burada alanın duayenlerinden kabul edilen Prof. Dr. William L. Blizek ile sinema ve din alanında çalışmalar yaptık. Ayrıca bu süreçte alanın saygın dergilerinden ‘Journal of Religion and Film’in işleyişini de takip etme şansım oldu. Prof. Dr. William Blizek ile ilk ‘Uluslararası Sinema ve Din Sempozyumu’nu Omaha şehrinde organize ettik. Ülkemizde sinema ve din alanı henüz üzerinde fazla düşünülmemiş, çalışılmamış bir alan. Bu eksikliği fark ederek sinema ve din alanı hakkında ilgi uyandırmak için sempozyumun ikincisini İstanbul’da yapmayı teklif ettik ve kabul edildi. ve 21-24 Mayıs 2015 tarihinde University of Nebraska Omaha işbirliği ve Ensar Vakfı sponsorluğunda ‘2015 Uluslararası Sinema ve Din Sempozyumu’nu İstanbul’da düzenledik. Sempozyuma beklediğimizin üzerinde başvuru oldu. Yurt içinden ve 25 farklı ülkeden olmak üzere 366 kişiden bildiri özeti aldık. Böylece sinema ve din alanında ülkemizde bir farkındalık oluşturduğumuzu düşünüyoruz.
Ülkemizde bu alanda gerçekleşen ilk kapsamlı organizasyon olması hasebiyle dikkat çeken ‘Sinema ve Din Sempozyumun’da hangi konular ele alındı?
Sempozyumda sinema ve din olgusu geniş bir perspektifle ele alındı. Özellikle Müslümanların yoğunluklu nüfusu oluşturduğu ülkeler başta olmak üzere farklı ülkelerin sinemalarındaki din olgusu değişik yönleriyle ele alındı. Bu ülkelerden şunları sayabiliriz; Malezya, İran, Irak, Mısır, Afganistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Mağrip, Hint, Filipinler, Nijerya. Sinema sadece İslamiyet bağlamında değil Hristiyanlık, Yahudilik, Şintoizm ve Budizm ile alakalı olarak da ele alındı. Sempozyumda “Çizgi Filmlerin Din Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi”, “Kur’an Kıssaları ve Sinema”, “Sinema ve Tasavvuf”, “Bir Kelam Konusu Olarak Kaderin Sinema Filmlerinde Ele Alınışı”, “Katolik Kilisesi ve Sinema”, “Bulgaristan Sinemasında Müslüman İmajı” gibi başlıklarda tebliğler sunuldu.
Sempozyumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Amacına ulaştı mı?
Katılan akademisyenler tarafın-dan büyük bir başarı olarak tanımlandı. Özellikle bu alanın dünyada önde gelen isimlerinin sempozyuma katılmaları ve bildiri sunmaları organizasyon komitesi olarak bizleri sevindirdi. Dünyadaki sinema ve din çalışmaları açısından da önemli bir çalışma oldu. 20 farklı ülkeden bu alanda çalışmalar yürüten akademisyenleri bir araya getirmiş oldu. Ülkemizde ise sinema ve din alanına yönelik bir ilgi uyandırabildiğimizi düşünüyorum. Sempozyum vesilesiyle tefsir, hadis, İslam hukuku, kelam, din eğitimi, din psikolojisi, din felsefesi gibi çok farklı alanlarda çalışmalar yürüten ve daha önce sinema ve din alanında çalışma yapmamış olan birçok akademisyen konu üzerinde düşünmeye ve çalışmalar yapmaya başladı. Bundan sonraki süreçte sinema ve din alanına ilginin artacağını ümit ediyoruz.