Makale

Gönül Coğrafyası’nın Başkentlerine Seyahat “İdil-Ural Bölgesi/Kazan ve Bulgar”

Gönül Coğrafyası’nın Başkentlerine Seyahat
“İdil-Ural Bölgesi/Kazan ve Bulgar”

Fotoğraf ve röportaj: Ömer Faruk SAVURAN
Diyanet İşleri Uzmanı

Artık, ticaret, sanayi ve ilmî açıdan İslam medeniyetinin önemli bir parçası olmaya başlar bu coğrafya… Altınordu İmparatorluğu ve Kazan Hanlığı kuruldu. Buradan yayıldı Müslümanlar Rusya Federasyonu’nun dört bir yanına ve diğer birçok memlekete...

Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i matbaada ilk kez Kazan’da basmıştı. Bu tarihî olay öyle bizden olmuştu ki, dillerimize; “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı, Kazan’da da basıldı” şekliyle yansımıştı…

Bu bereketli topraklar bir müjdeyle daha şenleniyor bugün. Yakın tarihte inşa edilen Ak Mescit’te Bulgar İslam Akademisi kurulacakmış. Tarihe şahitlik eden bu beldenin, bugünden sonra da tarihe yeni katkılar sağlayacağının müjdesiydi bu galiba…

Hz. Peygamber’in İdil-Ural Bulgar Hanı Aydar’a İslam’a davet mektubu yazmasıyla başladı İslam’ın tarihi İdil-Ural bölgesinde…
İdil Bulgar Hanı Almış Han’ın, Abbasi Halifesi Muktedir-Billah’a elçi gönderip, İslamiyet’i kabul etmek arzusunu belirterek meşhur seyyah İbn Fadlan’ın danışman ve kâtip olarak bulunduğu heyetin Bulgar’a gelmesi ve İdil Bulgar Devletinin 922 yılında İslamiyet’i resmen kabul ederek tarihte ilk Müslüman-Türk Devleti olmasıyla daha da güçlendi bu ilahî mesajın günümüz Rusya Federasyonu’ndaki konumu…
Artık, ticaret, sanayi ve ilmî açıdan İslam medeniyetinin önemli bir parçası olmaya başlar bu coğrafya… Altınordu İmparatorluğu ve Kazan Hanlığı kuruldu. Buradan yayıldı Müslümanlar Rusya Federasyonu’nun dört bir yanına ve diğer birçok memlekete...
Müslümanlar kimliklerini ve dinlerini yaşatmakta kimi zaman çok ciddi sorunlar da yaşadılar. Özellikle Kazan Hanlığı’nın yıkılmasıyla birlikte… Çariçe II. Yekaterina’nın yeniden cami yapılmasına izin vermesi ve diğer bazı haklarını Müslümanlara geri iade etmesiyle ikinci defa dirilişi yaşadı âdeta bu topraklar...
Basılan kitaplar, yetişen âlimler, inşa edilen camiler ve medreseler. Sonra Bolşevik isyanı ve SSCB Dönemi ile gene zor günler başladı Müslümanlar için…
Ama Bulgar hep vardı ve hep tazeydi zihinlerde. 1989 yılından itibaren Rusya Federasyonu Müslümanları Merkezi Dini Nezareti Başkanı Talgat Safa Taceddin öncülüğünde Bulgar’da etkinlikler düzenlenmeye başlayacaktı yeniden. Söz konusu etkinlikler her geçen yıl artan bir katılımla genişlemeye başlayacak ve artık Müslümanlar için âdeta bir bayram hâline dönüşecekti. Rusya Federasyonu’nda yaşayan Müslümanların hassasiyetine karşı başta Tataristan Cumhurbaşkanlığı olmak üzere devlet yetkilileri de kayıtsız kalamamıştı. Bulgar restore edilmiş, müzeler açılmış ve UNESCO mirasına kadar girmişti bu bölge…
Ve biz de bu coşkuyu yaşamak için sabah erken saatte Kazan’dan hareket ediyoruz Bulgar’a. Kazan’dan yaklaşık 180 km uzaklıkta olan bölgeye düğün konvoyuyla gidiyoruz âdeta. Büyük bir coşku ve akın var Bulgar’a. Rusya Federasyonu’nun her yerinden Müslümanlar geliyor. St. Petersburg’dan, Sa-ransk’dan, Ufa’dan, Moskova’-dan, Astrahan’dan, Nijniy Nov- gorod’dan. Peygamber Efendimizin getirmiş olduğu ilahî mesaja bir kez daha şahitlik etme yarışı âdeta…
Bulgar’a ulaşıyoruz. On binler toplanmış bile. Tam bir bayram havası hâkim. Çadırlar, yöresel hediyelik eşyalar, bölgesel tatlar, genci yaşlısı, Rusya Federasyonu’nda çatı kuruluşu konumundaki tüm Yerel Dini İdare Temsilcileri. Ve ev sahibi olarak Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanovve Tataristan’ın ilk Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev halkı selamlıyor ve bayramlarını kutluyor tüm Müslümanların…
Bulgar’ı geziyorum daha sonra. Her adım heyecanımı daha da artırıyor ve yaşanan coşkuya kapılıyorum. İdil-Ural coğrafyasını yaşıyorum her nefeste ve zihnimde anlamlandırmaya çalışıyorum birtakım şeyleri…
Mesela Kul Şerif… Döneminin din ve devlet adamı olan Seyid İmam Kul Şerif’in öğrencileriyle birlikte Kazan’ı savunurken şehit olmalarını düşünüyorum. Şu anda Kazan’ın incisi olan ve beş yüz yıl önce Kazan Hanlığı’nın yıkılan baş camisinin anısına inşa edilen camiye Kul Şerif isminin verilmiş olması daha bir farklı boyut kazanıyor…
Mesela Şehabettin Mercanî… Şehabettin Mercanî’nin, Bulgar’ı ziyareti esnasında: “Allah, misafirlerde özlem hisleri uyandıran güzel Bulgar’a huzur versin” duası aklıma geliyor. Belki de bu duanın kabul olmasıydı bugünkü coşku. Belki de SSCB döneminde dahi kapanmayan ender cami ve medreselerden olan Mercanî Camisinde yetişen onlarca din adamının duası…
Ya da Musa Carullah… Yaklaşan ramazan ayı ve Rusya’da günlerin uzunluğunu görünce, Musa Carullah Bigiyev’in “Uzun Günlerde Oruç” isimli eserini hatırlıyorum ve daha bir değerli hâle geliyor bende…
Yusuf Akçura geliyor birden aklıma ve Üç Tarzı Siyaseti. Doğduğu köy pek yakındı Bulgar’a. Belki o da burada gezmişti ve ilham kaynağı olmuştu kendisine bu tarihî yer…
Mesela Gaspıralı… Kırım Müslümanları Dini İdare Başkanı’nı görüyorum ve İsmail Gaspralı geliyor gözümün önüne. Usul-i Cedid okullarını, İdil-Ural âlimleri ile münasebetini ve Rusya Müslümanlarının birlikteliği için gayretlerini hatırlıyorum…
Ya da çok farklı yerlerden insanları görünce, zamanında bu coğrafyanın da değişik coğrafyalara yetişmiş din âlimleri gönderdiğini hatırlıyorum ve Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da İslamiyet’i yayma çabası aklıma geliyor. Ve bizim bugün Bulgar’da buna da şahitlik ettiğimizi hissediyorum…
Birden dinî kitapların satıldığı yerlere gözüm takılıyor. Tatarlar kitapçıl bir halktır demişti bir zamanlar bir büyüğümüz. Ayrıca, Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i matbaada ilk kez Kazan’da basmıştı. Bu tarihî olay öyle bizden olmuştu ki, dillerimize; “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı, Kazan’da da basıldı” şekliyle yansımıştı…
Bulgar’ın aynı zamanda farklı inançlara mensup insanların birlikte barış içinde yaşamalarıyla ilgili önemli bir örneklik teşkil ettiğine bir kez daha şahit oluyorum Bulgar’ın tarihî mescidinin yanında Ortodoks kilisesini görünce. Muhterem Diyanet İşleri Başkanımızın, Batı ile doğrudan teması olan ve İslamiyet’in hikmet boyutunu taşımada önemli eserler bırakan bu coğrafyayı da içine alan üçlemesini hatırlıyorum: “İslam tarihinde; Endülüs, Bosna ve Kazan, İslam dünyasına katkıları açısından birbirine benzemektedir…”
Ve bu bereketli topraklar bir müjdeyle daha şenleniyor bugün. Yakın tarihte inşa edilen Ak Mescit’te Bulgar İslam Akademisi kurulacakmış. Tarihe şahitlik eden bu beldenin, bugünden sonra da tarihe yeni katkılar sağlayacağının müjdesiydi bu galiba…
Divan-ı Lügati’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmut; “İdil suyu akar durur…” diyordu. Gerçekten de İdil hep aktı, ismi Volga olarak değişti tarihin belli bir döneminden sonra gene aktı ve başta Rusya Federasyonu olmak üzere değişik coğrafyalara ilim, hikmet ve irfanı taşıdı. İnşallah taşımaya devam da eder…
En son olarak da İmran’dan söz etmek istiyorum. Kazan’da Yardım Camii bünyesinde görme engellilerin Kur’an-ı Kerim öğrenmeleri ve hafızlık yapmaları için faaliyet gösteren eğitim kurumunda hafızlık yapan İmran… Yaklaşık bir buçuk sene önceydi bu eğitim kurumunun adını ilk duyduğumda. Braille alfabesiyle yazılmış Kur’an-ı Kerim talepleri olmuştu. Gerekli değerlendirmenin akabinde ulaştırılmıştı söz konusu talep. Ve bugün bu eseri İmran’ın elinde görmüştüm… Türkiye’den geldiğimi duyunca seviniyor, teşekkür ediyor ve yeniden Braille alfabesiyle yazılmış Kur’an’dan göndermemizi talep ediyor bizden. İmran’ın o sıcaklığını görmek için bazen gören gözlerden fazlası gerekiyordu galiba…
Uzaklıklar kilometrelerle ölçülse de bazen uzaklık kavramının kilometrelere meydan okurcasına yakın olabileceğini anlatıyordu belki de bana…
Kim bilir belki de “Gönül Coğrafyası” tabirini daha iyi anlamam için İmran’ı görmem gerekiyordu...
Ama en önemlisi de masa başında yaptığımız bir iki yazışma ve gönderilen birkaç eserin aslında “rutinleşmiş” bir iş olmanın çok daha ötesinde anlamlar içerdiğini öğretti bana İmran… Teşekkür ediyorum İmran…