Makale

KİTAPLIK/İslam’da İman Esasları

KİTAPLIK

İslam’da İman Esasları

Yrd. Doç. Dr. İsa Kayaalp

Eşyanın hakikatini öğrenebilmek için bilgiye özellikle de doğru bilgiye ihtiyacımız vardır. Eşyanın hakikatini öğrenmek de, ‘bir’i öğrenmekle mümkündür.

‘Bir’ bilinmeden ‘iki’ bilinmez düşüncesinden hareketle, gözle görülmeyip elle tutulmayan ‘bir’i, kitap ve sünnet merkezli bilginin yanı sıra sünnetullahtan yola çıkarak görünür kılmanın kapısını aralamak, zihinlerde ve gönüllerde mevcut olan karşılığını ortaya çıkartmak niyetiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “İnanç Esasları Serisi” adıyla örnek bir yayın faaliyeti gerçekleştirilmiştir.
İslam’ın temelini oluşturan imanın konusu kuşkusuz birdir, bir Allah’tır. İki ve sonrasındaki bütün sayıları bilebilmek için öncelikle ‘bir’in bilinmesi gerekir. Çünkü bütün sayılar ‘bir’in katlarından oluşur. İki, çokluktur, çokluk birin var ettiği ve birden doğan bütün sayılar/varlıklardır. Varlığı anlamanın yolu ‘bir’in, yani yaratıcının, yani Allah’ın bilinmesiyle mümkündür. Aksi hâlde çokluk içinde ya kaybolur ya da debelenip durur insan.
Eşyanın hakikatini öğrenmek isteyen insanın ‘bir’i tanımakla işe başlaması gerekir. Bir hem yaratır hem de öğretir, çünkü O hâlıktır, alîmdir. Bir ilmin de irfanın da temelidir. İrfansız ilim/bilgi ruhsuzdur, ilme ruh katan irfandır. İrfan aynı zamanda ferasetin kardeşidir, irfan ve feraset duygusu ise insanda Allah vergisi bir melekedir. İrfan bilgi üzerine bina edilmeli ki “bilgi” anlamlı hâle gelebilsin.
İki veya ikiler, birden doğduklarını bilmek durumundadırlar; işte o zaman ikinin nesebi sahih olur. Anlamsız ve işe yaramayan bilgiden onun için Allah’a sığınır insan-peygamber. Bilginin temel işlevi ‘bir’i bilmek ve bildirmektir, yani şairin dediği gibi “Bildim seni ey rab bilinmez meşhur” diyebilmek için…
Eşyanın hakikatini öğrenebilmek için bilgiye özellikle de doğru bilgiye ihtiyacımız vardır. Eşyanın hakikatini öğrenmek de, ‘bir’i öğrenmekle mümkündür. İnsanın kendini bilebilmesi için öncelikle Rabbini bilmesi gerekir. Çünkü rab “koruyandır, gözetendir, yönetendir, rızık verendir, terbiye edendir, insana bilmediğini öğretendir.” Rab birdir, birin bilgisine ulaşabilmek için de, yine Rabbin kılavuzluğuna ihtiyaç vardır.
Bütün kâinatı yarattıktan sonra koruyan ve gözeten Rab, insana “doğru yolu” bulması için kılavuzlar vermiştir. Bu bağlamda rab, “ikra” (oku) buyruğunun yerine getirilebilmesi için de, kitap ve sözsüz kitap olan kâinatı insanın istifadesine sunmuştur. Bunların nasıl kullanılacağını göstermek için de dönem dönem insan kılavuzlar/peygamberler görevlendirmiştir. Peygamberler insanlar arasından seçilmiş birer “üsve-i hasene”dir, çünkü insana, “örnek” alıp yolundan gidebileceği insan-peygamber lâzımdır.
Kitap ve peygamber Allah’ın insana iki lütfudur, kâinat kitabını okuyup anlayabilmesi için... Artık insan için kaynak bellidir, yol bellidir, istikamet bellidir. Geriye bu yolda şaşırmadan, yanlış yollara sapmadan, şeytanın iğvasına kapılmadan, şirk koşmadan yürümek kalmaktadır.
Allah her dönem insanlara yine onların içinden, kitap ve peygamber eksenli yolu aydınlatmaları için sorumluluk sahibi bilginleri ilimde behre sahibi kılmıştır; insanların doğruyu bilmelerine ve “doğru yolu” bulmalarına yardımcı olmaları için… Ancak doğruya, yanlış katmanın vebalinin de büyük olacağı belirtilmiştir.
Âlim yoldaki kilometre taşı gibidir, insanlara doğru yolu gösterir. Şayet âlim kendini merkeze alırsa kendisine verilen ilme ihanet edip iblise yoldaşlık etmiş olur. Bu sebeple bilgin kişinin görevi ağırdır ve çok mesuliyetlidir. “Bin düşünüp bir söylemek” işte burada geçerlidir. Bu arada ördeğin “vak vak”ı ile bülbülün “şakıma”sını birbirine karıştırmamak gerekir. Âlim az söyler, öz söyler ve güzel söyler. Âlim, Allah’ın ilmini esas alır. Nefisini bu ilmin içine asla karıştırmaz.
***
Diyanet İşleri Başkanlığı, kendisine verilen “halkı bilgilendirme görevi” bağlamında, bütün hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, konunun uzmanı olan hocalara iman konusunu en öz, en yalın ve en anlaşılır bir dille sunma isteğinin bir yansıması olarak, “İnanç Kitapları Serisi” adıyla bilgiyi merkeze alan bir külliyatın ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Görsel ve işitsel iletişim araçlarının büyük çapta bilgi kirliliğine sebep olduğu günümüzde böylesine özenli, düzenli ve hepsinden de önemlisi “iyi niyet” ile bu yayının ortaya konması takdire şayan bir faaliyettir.
Kuşkusuz kaynağa bağlı doğru bilgi, sorumluluk sahibi ve vebal duygusu taşıyan kurum ve insanlar sayesinde ortaya konabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı kurum olarak bu sorumluluğu üstlenirken, hocalar da aynı özeni ve duyarlılığı göstermek durumundadırlar.
“İnanç kitapları serisi” adıyla dokuz kitaptan oluşan külliyatın ilk kitabı, hepsini de kuşatacak şekilde İslam’da İman Esasları adını taşımaktadır. Bu kitap Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde kelam dersleri bağlamında iman konularını yıllarca öğrencileriyle paylaşan Bekir Topaloğlu, Yusuf Şevki Yavuz ve İlyas Çelebi tarafından kaleme alınmıştır.
Diyanet “Müslümana güzel ve güzellik yakışır” düsturundan hareketle bu seride tasarım ve sunum olarak görsel bir şölen yaşatırken, böylesine zevkiselim sahibi güzel insanların varlığını da haber vermektedir. Bu şekilde “yapılabilirlik”, bilgi ve sorumluluk sahibi hocalar tarafından “yazılabilirlik” ile bütünleşince ortaya fevkalade güzel ve örnek bir yayın faaliyeti çıkmıştır.
İddiasız gibi görünen fakat sadeliği ile asil bir duruşu olan kitapların okuyucusu ile buluşması en önemli yanı oluşturmaktadır. Bu kitaplar mutlaka okuyucusuna ulaşmalı ve ulaştırılmalıdır. Bu durum hem kitaplar için hem de okuyucu için büyük bir buluşmadır, suyu kaynağından içmek gibi…
Güzellik İslam’ın şiarıdır. Dinî yayıncılıkta sunum ve yazım güzelliği çok geç kalınmış bir yayın anlayışıdır. Diyanet bir devlet kuruluşu olarak dinin doğru bir şekilde anlatılması gibi, güzellik açısından da örnek olması gerekir.
Diyanet her bakımdan bir mekteptir. Önemli olan sunum, yazım, dil gibi birtakım temel doğruların aynı ortamda/yayında bir araya getirilebilmesidir. Bu yayın faaliyetinde doğruların bir araya getirildiğine tanıklık ediyoruz. Kitaplarda verilen bilgilerin doğru anlaşılabilmesi de doğru okuyucu ile buluşmasıyla mümkündür.
Sözde ve yazıda, “zühul” olabilecek şeyleri iyi niyetle değerlendirip doğruyu bulmaya yardımcı olan okuyucu, kitapların içeriği açısından büyük bir şanstır. Elbette hatasız kul olmaz ve bunun bir sonucu olarak da sürçülisandan kaçınılmaz.
Bütün bunlar göz önüne getirildiğinde ve böylesine iyi bir niyetle yola çıkıldığında güzeli, bakan (okuyan) kişi daha da güzel hâle getirebilmektedir. Çünkü tek başına güzelliğin bir anlamı olmaz. Güzellik güzelden anlayanın ortaya çıkarttığı bir olgudur. “Güzel güzel değildir, güzeli gören göz/gönül güzeldir” retoriğinde olduğu gibi…
“İnanç Kitapları Serisi”nin 518 sayfa olarak en hacimlisini oluşturan İslam’da İman Esasları kitabı “din, iman, İslam, bilgi ve varlık” kavramlarının açıklandığı giriş bölümünün yanı sıra iman esaslarının ayrı ayrı anlatıldığı altı bölümden oluşmaktadır.
“Allah’a iman, kaza ve kader” Bekir Topaloğlu; “Peygamberlere ve kitaplara iman” Yusuf Şevki Yavuz; “Meleklere ve ahirete iman” konuları İlyas Çelebi tarafından kaleme alınmış, bazı bölümlerin sonuna da, o konunun daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olmak amacıyla “sorular-cevaplar” şeklinde açıklamalar konulmuştur.
Bir binanın temel birimleri gibi, bir Müslüman için öğrenilmesi ve anlaşılması çok önemli olan iman konularının temel bilgilerini, kitap ve sünnet süzgecinden geçirilmiş şekilde anlatmak gayesiyle kaleme alınmış olan bu yayın faaliyetinin görülmesi, bilinmesi, okunması, bilgi kirliliğinin yoğun bir şekilde yaşandığı günümüzde büyük önem taşımaktadır.