Makale

Arnavutluk

Arnavutluk

Doç. Dr. Ahmet Kavas
İstanbul Üniv. İlâhiyat Fak.

Resmi Adı:
Arnavutluk Cumhuriyeti (Republika e Shqipërisë)
Bağımsızlık Tarihi:
28 Kasım 1912
Başkenti:
Tiran
Nüfusu:
4.124.801 kişi (2006)
Yüzölçümü:
28.748 km2
Önemli Şehirleri:
Draç (190.000), Elbasan ve İşkodra (her ikisi de yaklaşık 100.000), Avlonya (Vlora) (95.000), Görice (80.000) ve Berat (70.000).
Din:
İslâm (% 70), Hrıstiyanlık (% 30)
Dil:
Arnavutça
Para Birimi:
Lek

Fizikî ve beşerî coğrafya

Kartal Ülkesi anlamına Arnavutça’da Shqipërisë denilen Arnavutluk bir güneydoğu Avrupa ülkesidir ve Balkan yarımadasının batısında yer alır. Adriyatik ve İyon denizlerine kıyıları bulunmaktadır. Kuzeyi Karadağ, kuzeydoğusu Kosova, doğusu Makedonya ve güneyi Yunanistan ile çevrilidir. Ülke kuzeyden güneye 335 km. uzanırken, doğudan batıya ise 150 km.lik bir genişlikte olup Makedonya sınırındaki Golem Korab Dağı (2.764) Arnavutluk’un en yüksek noktasıdır. Karadağ sınırında İşkodra Gölü, Makedonya sınırında Ohri Gölü ve yine Makedonya ile Yunanistan arasında üç ülke sınırlarıyla çevrili Prespa gölleri bölge için son derece önemlidir.

Bir milyonu bulan nüfusuyla başkent Tiran ülkenin en büyük şehri konumundadır. Ülkenin en önemli tabii kaynakları petrol, doğalgaz, kömür, krom, bakır, nikel ve orman ürünleridir. Arnavut halkının tamamı ile Kosova’nın büyük bir kısmı, Makedonya’da önemli bir topluluk, Karadağ’da ve İtalya’nın Arbëresh bölgesi ile Yunanistan’ın Arnavutluk sınırına yakın kısımları aynı soydan gelmekte olup Arnavutça konuşmaktadırlar. Şikumin nehrinin kuzeyi bu dilin Gega lehçesini ve güneyi ile İtalya ve Yunanistan sınırlarında kalanlar ise Toska lehçesini kullanmaktadırlar. 1909 yılından İkinci Dünya Savaşı’na kadar Gega lehçesi resmi dil olarak kabul edilmişken o tarihten bugüne kadar ise Toska lehçesi resmi dili oluşturmaktadır. Yüzde yetmişi dağlık olan ülkede yaklaşık dört milyon kişi yaşarken Arnavut soylu toplumların yarıdan fazlası Arnavutluk sınırları dışında yaşamaktadır.

Ülkenin tarihi

Bugünkü Arnavutluk toprakları M.Ö. 7. yüzyılda Grekler tarafından, M.S. ikinci yüzyılda ise Romalılar’ın eline geçti. Roma’nın 395 yılında ikiye ayrılması sonucunda burası Doğu Roma’nın hakimiyetinde kaldı. Fakat 4-6. yüzyıllar arası bütün Balkanlar gibi Vizigotlar’ın, Lombarlar’ın, Avarlar’ın ve Slavlar’ın istilâsına uğradı. Bizans’ın bölgede güçlenmesinin ardından 9. yüzyıla kadar İstanbul’a tabii oldu. Sonraki iki asırda Bulgaristan’ın idaresinde kaldı. Ama Bizans İmparatoru II. Basile burayı 1018 yılında Bulgarlardan aldılar. Arnavutluk Haçlı seferleri esnasında büyük tahribat gördü. 1190 yılında Bizans’ın zayıflaması ve 1204 yılındaki Latin istilâsı ile de tamamen harabeye döndü. Bu dönemde Arnavutluk’un müstakil bir prenslik haline gelmesi aynı zamanda tarihte kurulan ilk bağımsız devletleri olma özelliğine sahiptir.

1272 yılında Sicilya Kralı Birinci Şarl Arnavutluk’a gelerek burada geçici bir krallık kurduysa da Sırp Kralı Stefan Duşan’ın saldırıları ile yıkıldı ve ülkeye karışıklık içinde kaldı. Draç ve Orta Arnavutluk prensi Karlo Topya ve İşkodra’daki Kuzey Arnavutluk prensi Başla arasında büyük bir rekabet vardı. Bu yıllar Birinci Murad’ın padişah olduğu dönemdi ve Balkanlarda Osmanlı fethi devam etmekteydi. Karlo Topya Osmanlı ordusundan yardım isteyince Çandarlı Hayreddin Paşa ona yardım etmek amacıyla Arnavutluk’a girdi. Rakibi Başla ile yaptığı savaşta aldığı yeni destekle onu öldürdü ve kolayca galip geldi. Ancak bölgede Türkler’in nüfuzunun artmasını istemeyen Venedikliler uzun süre burada Osmanlılar’ın tutunamaması için gayret gösterdiler.

1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Ayestefanos anlaşması ile Arnavutlar da diğer Balkan milletleri gibi devletten koparılmaya çalışıldı. Ruslar elde ettikleri başarıya dayanarak Arnavutluk’u kendileri ile hareket eden Sırplar, Karadağlılar, Yunanlılar ve Bulgarlar arasında taksim etmek istediler. Böylece Arnavutların yaşadığı topraklardan Manastır merkezli doğu bölgesini Bulgarlara, Yanya merkezli güneyini Yunanlılara, İşkodra merkezli kuzeybatısı Karadağlılara ve Kosova merkezli kuzeyi ise Sırplara vereceklerdi. Ülkelerinin çevrelerindeki düşmanları arasında parçalanması karşısında Arnavut ileri gelenleri Prizren’de bir cemiyet kurarak ülkelerini savunmak ve otonomi elde etmeye karar verdiler.

Arnavutluk’ta ilk defa 1921 yılında seçimler yapıldı ve reformistlerle muhafazakarlar arasında büyük bir ihtilaf çıktı. Bu dönemin etkili ismi olarak Ahmed Zogu öne çıktı ve önce içişleri bakanlığı ve ardından başbakanlık yaptı. Ancak piskopos ve yazar olan Fan Noli ile Avni Rüstemi’nin muhalefetinden dolayı görevi bıraktı. Yeni hükümet Fan Noli tarafından 16 Haziran 1924’te kurulduysa da, Ahmed Zogu özellikle Yugoslavya’dan aldığı destek sonucu 31 Ocak 1925’de askeri bir darbe yapıp iktidarı ele geçirdi. Anayasaya göre ilân edilen cumhuriyet idaresinin de devletbaşkanı seçildi. 1 Eylül 1928 tarihinde ise, kendisini Birinci Zog adıyla Arnavutluk kralı ilân ettirdi. 7 Nisan 1939’da İtalya Arnavutluk’a önce bir ültimatom verdi, ardından da ülkeyi bombaladığı gibi, kara birlikleriyle de ülkenin işgalini gerçekleştirdi. 12 Nisan günü İtalya İmparatoru Üçüncü Victor-Emmanuel Arnavutluk kralı ilân edildi. Amacı bütün Arnavutlar’ın yaşadıkları bölgeleri tek bir idare altında toplamaktı.

Komünist Partisi lideri Enver Hoca’nın etrafında toplanan Arnavut Direniş hareketi Yugoslavya’daki Josef Tito’nun da desteğini aldı. Ancak henüz İtalyan işgalinden kurutulamayan Arnavutluk bu defa da 8 Eylül 1943 tarihinde Nazi Almanları’nın saldırısına uğradı ve İtalyanlarınkinden de büyük bir vahşet yaşadı. 28 Kasım 1944’te düşmanları ülkeden çıkaran Arnavutlar bağımsızlıklarını tekrar elde ettiler. 1946 yılı Ocak ayında ise Arnavutluk Halk Cumhuriyeti ilân edildi. Fakat çok geçmeden Arnavutluk sosyalist bir idarî yapıya bürünerek bir demir perde ülkesine dönüştü.

Ülke bağımsızlık sonrası Yugoslavya ile kurduğu bağları 1948’de koparıp Sovyetler Birliği’ne yaklaştı. 1968’de ise Çin ile kurduğu sıkı bağları 1978 yılına kadar ancak devam ettirebildi. Bu tarihten itibaren dış dünyaya tamamen kapandı. Enver Hoca doğu blokunun en büyük diktatörlerinden birisi oldu. Ülkede fakirlik gittikçe arttı, ekonomisi borç batağına saplandı. 1985 yılında diktatör Enver Hoca ölünce yerine Ramiz Aliya geçti ve bazı değişiklikler yaşandı. 11 Aralık 1990’da çok partili sisteme geçildi. 1991 yılı Nisan ayında yapılan devletbaşkanlığı seçimini Ramiz Aliya tekrar kazandıysa da 1992 yılı Mart ayında istifa etti ve Demokratik Parti lideri Sali Berişa yeni devletbaşkanı olarak Arnavutluk’un başına geçti. Ancak ülkede yaşanan ekonomik kriz sonucu 29 Haziran 1997’te istifa etmek zorunda kalınca bu defa Sosyalist Parti iktidarı ele geçirdi. 3 Temmuz 2005’te yapılan seçimleri Sali Berişa kazanınca bu defa hükümeti kurmakla görevlendirildi ve halen başbakanlık görevini yürütmektedir.

Dinî hayat

Osmanlı döneminde Arnavutluk’ta yaşayan gerek Müslümanlar ve gerekse Ortodoks Hristiyanlar arasında huzur ortamı hakimdi. Özellikle Katolikler Arnavutlar’ın geçmişte Hristiyan dinine bağlılıkları dolayısıyla burasını misyonerlik faaliyetleri için önemli bir faaliyet alanı seçtiler. Bu girişimlerinde Müslüman Arnavutların yaşadığı en büyük yerleşim yerlerinde bile cami ve medrese bulunmaması onlara büyük kolaylık sağlıyordu. Diğer taraftan Müslümanların büyük bir çoğunluğunu oluşturan Sünnilerle Bektaşiler arasında da belli bir gerginlik olması ayrıca bir kolaylık vesilesiydi. Gerçi kendisi de bir Bektaşî olan Tepedelenli Ali Paşa idaresi altındaki bölgelerde İslâm’ı henüz Hrıstiyan kalan köylüler arasında yayarak genel Müslüman oranını artırmıştı. Ama ilerleyen senelerde Bektaşi dedeleri halkı idarelerindeki tekkelere devam etmeye zorluyorlardı. Alınan tedbirlerin bir türlü uygulanmaya konulamaması Arnavutluk’ta asırlardır yaşayan İslâm toplumuna gittikçe güç kaybettirdi. Ülkenin bağımsızlığa kavuşmasından sonra 1929 yılında Arnavutluk Dünya Bektaşiliği’nin merkezi ilân edildi.

Bağımsızlık sonrası kurulan Millî İslâm İttifakı İstanbul’daki Şeyhülislâmlık ile bağlantılı olarak ülkede Müslümanlarla ilgili faaliyetleri yürüttü. 1923 ve 1929 yıllarında Tiran’da iki defa İslâm Kongresi toplanarak birtakım kararlar alınmasını sağladı. Bunlardan bir kısmı İslâm dünyasında menfî manada yankı uyandırdı. Tiran Müftüsü bu dönemde Müslüman toplumun dinî önderi olarak kabul edildi. Yine başkentteki Berat Medresesi dışındaki medreseler kapatıldı. Geriye kalan tek medrese de birkaç sene içinde Tiran İslâm Enstitüsü şeklinde yeniden yapılandırıldı. Kral Ahmed Zogu döneminde Müslümanlar’ın faaliyet alanları giderek daralmasına rağmen yüksek dinî eğitim için başta Kahire olmak üzere İslâm ülkelerine çok sayıda öğrenci gönderildi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanlar ve İtalyanlar buradaki İslâm toplumunu birtakım siyasi emellerine alet etmek istedilerse de başarılı olamadılar.

Enver Hoca’nın iktidara gelmesiyle birlikte Müslümanlar 1929 anayasasında elde ettikleri serbest hareket etme imkânlarını kaybettiler. Din adına her türlü yapılanma yasaklandı. Vakıflara el konulduğu gibi dinî yayınlar yasaklandı ve hacca gidiş durduruldu. Cuma namazı kılmak ve oruç tutmak gittikçe sıkıntılı hale geldi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Komünist rejim Arnavutluk’ta İslâm’ın yaşanmasına büyük bir kısıtlama getirdi. 1967 yılında Mao’nun çizgisindeki Çin ile sıkı münasebet kurulunca dinî hayat tamamen yasaklandı. Anayasasında ateist devlet olduğunu ilân eden tek dünya ülkesi Arnavutluk oldu. Camilerin büyük bir kısmı yıkıldı. 28 Aralık 1978 tarihinde kabul edilen ve ateizmi esas alan anayasa Müslümanları iyice bunalttı.

Arnavutları her fırsatta Hristiyanlaştırma propagandası geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. 1990’lı yıllarda Yunanistan’a çalışmak üzere bu ülkeden gidenlerin bir kısmı din değiştirerek Hristiyanlaştılar. Halen ülkede faaliyet gösteren misyonerler arasında Amerikalılar önde gelmektedirler, onarlı İtalyanlar ve Yunanlılar takip etmektedirler.

Din karşıtlığı öyle boyutlara ulaştı ki güneydeki Devol bölgesinin 42 köyünde bir tane cami kalmadı. Buranın merkezi konumundaki Bilisht’e ilk defa 1995 yılında bir cami inşa edildi. İslâmı öğrenme imkânının bulunmadığı dönemde Müslüman çocuklar ve gençler genelde Türkiye veya diğer Arap ülkelerine gitmekteydiler.

Yaşanan bütün acı tecrübelere rağmen Avrupa ülkeleri içinde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan tek ülke Arnavutluk’tur. 1992-1997 yılları arasında ülkeyi yöneten Sali Berişa’nın İslâm dünyasıyla yakınlaşma siyaseti neticesinde Ortadoğu ülkeleri Arnavutluk’ta çeşitli dinî müesseseler kurarak faaliyetlerde bulundular. Hatta ülke, İslâm Konferansı Teşkilatı’na üye olan tek Avrupa ülkesi oldu. Özellikle Arnavut Müslüman Aydınları çatısı altında toplayan Kultura Islame’nin başkanı Başkim Gazidede ülkede İslâm’ın yeniden canlanması için onun devletbaşkanlığı döneminde büyük desteğini gördü.

Bugün ülke nüfusunun % 70 ile % 80 arası Müslüman olarak tahmin edilmektedir. Arnavutlar arasında Ortodoksluk daha yaygın olup Katolikler’in oranı % 10’a yakın bir orandadır.

Eğitim ve kültürel hayat

Arnavutluk Osmanlı idaresinde kaldığı sürece eğitim dili Türkçe olarak kaldı. Ortodoksların okullarında ise Yunanca eğitim yapılmaktaydı. Halkın dili olan Arnavutça’da eğitim ise Osmanlı’nın son döneminde başladı. 1908 yılında Arnavutça’yı yazılı hale getirmek için Latin harflerini esas aldılar ve bazı harfler Türkçe, Arapça ve Yunanca’dan alındı. Bağımsızlıkla birlikte Arnavutça resmen eğitim dili oldu.

1945-1990 yılları arasındaki iktidarlar kendi siyasi çizgilerinin devamı için eğitimi öncelikli uğraşı alanları yaptılar ve 6-14 yaşları arasındaki çocuklar için eğitimi mecburi kıldılar. 1990 yılında ise mecburi eğitim süresi sekiz yıldan on yıla çıkarıldı. 1946 yılında ilk üniversite açılan ülkede bugün en büyüğü Tiran Üniversitesi olmak üzere toplam sekiz üniversite bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde çok sayıda Arnavut aydını yetişti. Bunlar arasında Kanunî dönemi şairlerinden Yahya Bey (ö.1576), IV. Murad zamanında yaşayan tarihçi Koçi Bey, son dönemde devasa sözlükleri telif eden Şemseddin Sami bunlardan sadece bir kaçıdır. Bağımsızlık sonrasında Arnavutluk edebiyatının en önde gelen ve dünya genelinde tanınan ismi ise İsmail Kadare’dir.