Makale

İslami bakışla kardeşlik algısı

İslami bakışla kardeşlik algısı
Doç. Dr. Halil Altuntaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Kardeşlik kavramına vücut veren başlıca unsur ortak bir anne babaya sahip olmak durumudur. Ancak çeşitli anlam ilişkileri sebebi ile bu çerçeve daha da genişletilerek ortak kabile, arkadaşlık, sevgi ve muhabbet ile benzeri olgular da kardeşlik algısına kaynaklık ede gelmiştir. Kur’an, kardeşlik kelimesini bütün bu anlamlarda kullanmıştır. Ancak bununla kalmamış, inanç esasını kardeşliğin temeline oturtmuş ve onu diğer bütün kardeşlik algılarının önüne geçirmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hutbesinde artık Rabbine kavuşmak vaktinin geldiğini ima edince Hz. Ömer ağlamaya başlamıştı. Rasulüllah bu durumu görünce; “Ebubekir, ağlama!” buyurmuş ve şöyle devam etmiştir: “Arkadaşlığı ile malı ile insanların bana en çok iyiliği dokunanı Ebubekir’dir. Eğer ümmetimden bir dost edinecek olsaydım Ebubekir’i seçerdim. Fakat İslam kardeşliği ve bundan kaynaklanan sevgi daha önemlidir.” (Buhari, Salat, 78.)
Bu ifadesi ile Rasulüllah, “Müslümanlar arasında en güçlü yakınlaşma ve ünsiyet kaynağı inanç birliğidir.” mesajını vermiş oluyor. Din, sevgi, şefkat, anlayış, kendini başkalarının yerine koyma gibi duygu ve tutumların insanlar arası ilişkilerin temelinde yer almasını öngörür. Ne var ki kişisel menfaat ve hırslar çok kere bu yönelişleri geri plana iter. Günümüz insanında sıklıkla görülen durum budur, ne yazık ki. Ben merkezli bir hayat anlayışı, her bireyi kendi küçük dünyasının hâkimi yapmış bulunuyor. Bununla birlikte bazı özel durumlar insanın gerçeği görmesine sebep olabiliyor. ABD Cumhuriyetçiler Partisinin (Reagan ve Baba Bush’un) siyaset ve strateji danışmanı Lee Atwater (1951) ağır bir hastalığa yakalandıktan sonra diyor ki: “Hastalığım, toplumda kaybedilmiş olan şeyin benim içimde de yok olduğunu anlamama yardımcı oldu: Biraz sevgi ve dostluk, biraz kardeşlik. 80’li yıllarda herkesin hedefi kazanmak; zenginlik, güç ve saygınlık elde etmekti. Evet, ben pek çok kişiden daha fazla servet, güç ve saygınlık elde ettim. Ancak, her şeyi elde etmiş olabilir ve yine de kendinizi boşlukta hissedebilirsiniz. Ailemle daha fazla bir arada olabilmek için neler vermezdim! Arkadaşlarımla bir akşam birlikte olabilmek için ne bedeller ödemezdim! Gerçeği görebilmem için ölümcül bir hastalığa yakalanmam gerekti. Bu; acımasız isteklere kapılmış, ahlaki çürüme içindeki ülkenin, benim durumuma bakıp öğrenebileceği bir gerçektir. 90’lı yıllarda bizi kimin yöneteceğini bilemiyorum, ama bu kimseler Amerikan toplumunun kalbindeki bu manevi boşluğa, bu ruh tümörüne hitap edecek kimseler olmalıdır.” (Life, Şubat, 1991.)
Din kardeşliği o kadar güçlü bir bağdır ki, onun yanındaki bütün diğer bağlar görmezlikten gelinebilir. Görmediğimiz, tanımadığımız kimseler iman birliği sayesinde kardeşimiz olur. Bütün maddi endişeleri dışarıda bırakan ve sadece yüreklerden beslenen bu kardeşlik duygusu onu paylaşanlar adına büyük hayır ve güzelliklerin kaynağıdır. Nitekim Kur’an, din kardeşliği olgusunun kazandırdığı birlik ve bütünlük şuurunu Müslümanlar adına ilahi bir nimet olarak nitelemiştir. (Al-i İmran, 3/103.)
Kur’an’ın ifadeye koyduğu müminler arası kardeşlik ilkesini pratik hayata geçirmek üzere Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicretinden yaklaşık beş ay sonra da 45’i muhacirlerden 45’i ensardan olmak üzere toplam 90 kişiyi ikişer ikişer birbirlerine kardeş yapmıştır. Bu uygulama maddi ve manevi olarak yardımlaşma ve birbirine varis olma temeline dayalı idi. Din kardeşliğinin kurduğu yakınlık bağı böylece kan ve soy kardeşliği ile bir tutulmuş oluyordu. Daha sonra muhacirlerin yerleşik düzene geçmeleri ve maddi durumlarının düzelmesinden sonra bu mirasçı olma uygulamasına son verildi. (Bak: Enfal, 8/75.)
Ensar ile muhacirlerden kardeş kılınanların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında ince bir psikolojik ve sosyo-politik hedefin güdüldüğünü fark ediyoruz. Farklı ırk, kültür ve ekonomik kesimlerden insanlar birbirleri ile kardeş kılınarak, iman bağı dışında kalan dünyevi farklılık unsurları devre dışı bırakılmıştır. Böylece kardeşler birbirlerinin her halinden haberdar olmak istiyor, onlarla ilgileniyorlardı. Enes b. Malik diyor ki: Rasulüllah (s.a.s.) iki kişiyi kardeş ilan ediyor ve artık geceler onlara uzun gelmeye başlıyordu. Kardeşlerden biri öteki ile karşılaşınca onu sevgi ve iyilikle karşılıyor ‘Görmeyeli nasılsın?’ diye soruyordu. Genel olarak ise, bir kimse, kardeşinin durumundan haberdar olmaksızın üç gün geçirmiyordu.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 9056) Ensarın en zenginlerinden olan Sa’d b. Rebi’, kardeş olduğu Abdurrahman b. Avf’a, malını kendisi ile arasında eşit olarak taksim etmeyi teklif etmiş fakat Abdurrahman bunu kabul etmeyerek Sa’d’e, “Allah malını bereketli ve mübarek kılsın, siz bana çarşının yolunu gösterin.” demiştir. Abdurrahman ticaret yaparak belli bir süre sonra maddi durumunu oldukça iyileştirmişti. (Buhari, Menakıb, 57.) Bu tekil bir örnek değildi. Medineli Müslümanlar, ihtiyaç içinde olsalar bile muhacir kardeşlerini daima kendilerine tercih ediyorlar, onları öz kardeşleri gibi hatta daha da yakın hissediyorlardı. Kardeşlerine karşı derinden, beklentisiz bir sevgi besliyorlardı. Elde edilen ganimetlerin kendilerine pay verilmeksizin muhacirlere dağıtılmasından dolayı hiçbir rahatsızlık duymamışlardı. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ediyorlardı. (Haşr, 59/10.)
İnanca dayalı kardeşlik bilinci sınır ve mesafe tanımaz; birbirini hiç görmeyen insanlar arasında bir muhabbet ve bağlılık peyda eder. Sahabi Ebu Malik el-Eş’ari anlatıyor:
“Hz. Peygamber (s.a.s.) yanında bulunduğum bir sırada şöyle buyurdu: ‘Allah’ın öyle kulları vardır ki ne peygamberdirler, ne de şehit. Fakat kıyamet gününde Allah’a yakınlıkları sebebi ile peygamberler ve şehitler onlara özenir.’ Bir çöl sakini el kaldırıp, ‘Ya Rasulallah! Onların kim olduğunu bize anlat’ diyince Rasulüllah’ın yüzünde bir sevinç belirtisi gördüm. Buyurdu ki; ‘Bunlar farklı ülkelerden, farklı kabile ve soylardan kimselerdir. Kendilerini birbirlerine bağlayacak akrabalık, ya da dünyevi menfaat ilişkisi yoktur. Allah’ın rahmeti sayesinde birbirlerini severler…’ (Beyhaki Şuabuliman, Fi kıssati ibrahime fil muanekati fissalis 6/473)
Birçok ahlaki güzellik eşliğinde iman temeli üzerine kurulan, ilmek ilmek işlenen kardeşlik örgüsü yıpratıcı, yok edici etkilerden korunmalıdır. Bu noktada akla ilk gelecek olumsuz etkenlerden biri asabiyettir. Asabiyet, etki ve müdahalemizin ürünü olmayan bir özelliğe dayanarak üstünlük iddiasında bulunmak demektir. Irk, dil, renk, güzellik gibi özellikler insan çaba ve emeğinin sonucunda elde edilen şeyler değildir. Hiç kimse mensup olacağı ırkı, konuşacağı anadilini, taşıyacağı deri rengini ve güzellik derecesini belirleme şansına sahip değildir. Dolayısı ile bu niteliklerle övünmek, üstünlük ayrıcalık iddiasında bulunmak dayanaksız ve anlamsızdır. “Asabiyete çağıran bizden değildir; Asabiyet uğruna çarpışan bizden değildir; asabiyet üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Davud, Edeb, 121.) şeklindeki nebevi yargı, İslam temelsiz üstünlük iddialarının ne derece tehlikeli sonuçlara sebep olacağını ortaya koymaktadır.
Lüks ve rahata düşkünlük bencilce bir hayat anlayışını getiriyor. Paylaşma kültürü zayıflıyor, ya da tamamıyla yok oluyor. İnsan “kendisi” ile meşgul olurken çevresini “unutuyor”. İslam’ın telkin ettiği kardeşlik ilkesi, bu tür harici etkenler sebebi ile zayıflamaya, yüz tutuyor. Yine, insanlar arası yakınlaşmanın önemli etkenlerinden biri olan sevgi ve merhamet duygularının zayıflaması, kin ve nefretin devreye girmesi de kardeşliğin başlıca aşındırıcılarındandır. Mayamızda var olan kin ve nefret duyguları, kişisel menfaat düşkünlüğü kontrol altına alınamazlarsa davranışlarımıza hâkim olurlar. Şu uyarıyı hep zihinde tutmak gerekiyor: “Birbirinize haset etmeyin. Müşteri kızıştırmayın. Birbirinize buğzetmeyin. Birbirinize arka çevirmeyin. Birbirinizin pazarlığı üzerine pazarlık etmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.” (Müslim, Birr ve Sıla, 9.) Kur’an müminleri kardeş ilan etmiş olduğu halde Rasulüllah’ın “kardeş olun” buyurması, Allah’ın bu iltifatına layık olacak davranışlar sergileyin; kardeşin kardeşe nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranın, anlamını ifade ediyor.
Bütün yıpranmalara rağmen din kardeşliği bilinci Müslümanlar açısından önemli bir yapıcı güç olmaya devam ediyor.