Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

İSLAM dini; savaşlar, çatışmalar içerisindeki cahiliye toplumundan bir arada barış içerisinde yaşayan bir medeniyet inşa etmiş, insanlığa barış, huzur, kardeşlik ve merhameti getirmiştir. İlhamını Hz. Peygamber’den ve onun inşa ettiği erdemli toplumdan alan Müslümanlar, tarihsel süreçte bugün dahi insanlığın gıpta ettiği örnek toplumun, kültürün, sanat ve estetiğin beşiği olan ülkeler meydana getirmişlerdir. Ancak bugün İslam’ın insanlığa hayat veren barış ve kardeşlik çağrısı âdeta unutulmuş, İslam’ın yaşandığı çoğu coğrafya isyanlar, iç çatışmalar ve dış müdahaleler ile yangın yerine dönmüş durumdadır.
Bugün bizler, aynı dinin mensupları olarak mezhepsel, dilsel ve etnik açılardan farklılıklara sahip olabiliriz. Bazı farklı mülahazalar ve kanaatler tarihte olduğu gibi bugün de olacaktır. Bizler, tüm bu farklılıkları, birer kültürel zenginlik kaynağı olarak görmek ve çok seslilik şeklinde değerlendirmek durumundayız. Yoksa farklılıklarımızı, birer ihtilaf malzemesi yapmak ve ayrışmaya çevirmek isabetli değildir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de çizilen bu çerçeve, insanların ihtilafa düşmelerinin doğal, toplumsal bir gerçeklik; ihtilafların ise çatışma değil, önce kendini daha sonra karşısındakileri tanıma ve onlarla tanışma fırsatı olduğunu göstermektedir. Zira farklılıkların doğallığını idrak edebilen her ümmet, insanlığın evrensel değerlerinin geliştirilip yüceltilmesine kendi açısından katkıda bulunacak ve böylece: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat, 49/13.) ayetine uygun bir yaşamın gelişip filizlenmesi mümkün hâle gelecektir.
Gün, bir ve beraber olma günüdür. Aynı ümmetin parçaları olduğumuzu idrak etmedikçe unuttuğumuz barış, kardeşlik ve huzura yeniden kavuşmamış mümkün değildir. İslam ümmeti, Sünnî, Şiî, Ehl-i Beyt, Ehl-i Sünnet, Alevî ve Bektaşîsiyle “bir” ümmettir. Ehl-i Sünnet de Ehl-i Beyt de Hz. Peygambere aittir. Buradan ihtilaflar çıkarmak, kavgalar, savaşlar oluşturmak, İslam ümmetine yakışan bir şey değildir. Örnek ümmet; Allah’a teslim olan, hayırlı ve faziletli işler yapan, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, hak ve adaleti gözeten, özellikle geceleri kıyamda durup Allah’ın ayetlerini tilavet eden ve secde eden, Allah’a karşı derin saygı ve sorumluluk duygusuyla hareket eden müminlerden meydana gelecektir. Bu özelliklere sahip kişilerden oluşacak örnek ümmet, günah ve düşmanlıkta değil, iyilik ve takvada yardımlaşarak Allah’ın vadettiği dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşacaktır.
Bu ay “İslam Ümmeti” başlıklı gündem konumuzla İslam coğrafyasının nasıl yangın yerine döndüğünü, Müslümanların nasıl bölük pörçük olduğunu; bu sorunun çözümü olarak ümmet bilincine sahip olunmasını, Müslümanların bir ve beraber olmaları gerektiğini ele aldık. Dosyamız Doç. Dr. İhsan Çapçıoğlu’nun kaleme aldığı “Ümmetin Kuşatıcı Anlamını Yeniden Düşünmek” başlıklı çerçeve yazısıyla başlıyor. “Vasat Ümmet Olabilmek” adlı makalesinde Prof. Dr. Mehmet Ünal, vasat ümmeti insanlık için muvazene unsuru olan; taşıdığı örnekliği ve öncülüğü ile çağına tanıklık edebilen kimseler olması gerektiğini vurguluyor. Yrd. Doç. Dr. Selim Argun ise “İslam Dünyasının Geleceği” yazısıyla İslam ümmetinin tarih boyunca maruz kaldığı meydan okumaları dile getiriyor ve medeniyet tasavvurumuzun yeniden inşası için reçeteler sunuyor. Konunun siyasal değerlendirmesini Prof. Dr. Muhittin Ataman “Yeni Küresel Fay Hatları ve İslam Ümmetinin Geleceği” adlı makalesinde yapıyor. Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı da “Sen Habil’in Yolunu Tut” yazısında ideal ahlakın nasıl olması gerektiğini ortaya koyarak tevhidin temsilcilerinin vahdetle bağdaşmayan tutumlarından vazgeçmeleri gerektiğini belirtiyor. “Hayra Anahtar, Şerre Kilit Bir Ümmet” isimli makalesinde Prof. Dr. Yavuz Ünal, hayır şer kıskacında Müslümanın tavrının nasıl olması gerektiğini dile getiriyor. Mutlu Doğan’ın, Dr. Ömer Faruk Korkmaz’la dosya konusuna ilişkin gerçekleştirdiği ufuk açıcı söyleşiyi de beğeniyle okuyacaksınız.
Bütün coğrafyamızda şiddetin, savaşın, kin, öfke ve nefretin ortadan kalkmasını, barışın, adaletin, hukukun, emanın ve selamın yerleşmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Üç ayların, unuttuğumuz barış ve kardeşliği hatırlamamıza vesile olması temennisiyle dergimizi ilginize sunuyor, iyi okumalar diliyorum.

Dr. Yüksel Salman