Makale

Ramazan’a Girerken Kur’an ve İnfak Azığımız Olsun

Ramazan’a Girerken Kur’an ve İnfak Azığımız Olsun

Dr. Fatih Yücel
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

er sene mümin gönülleri bambaşka bir heyecan bürür ramazana girerken. Memleketin dört bir yanında ramazana kavuşacak olmanın telaşı yaşanır. Bir taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in manevi yaşamında olduğu gibi Kur’an, oruç, teravih, zekât, sadaka ve fitre ile ramazanı çok iyi değerlendirme gayreti oluşurken; diğer taraftan da, iftar davetleri, akraba ziyaretleri, komşular arası yardımlaşmalar ve ramazan çadırı-aktiviteleri ile sosyal yaşam canlanır. Aslında ramazana duyulan bu iştiyakın hedefi, “azık hazırlayın” (Bakara, 2/197.) emrine tabi olarak Yaradan’ı razı etmekten başka bir şey değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.) gibi bütün inananların da ortak derdi, O’na kavuşmayı umanlar olarak şu fani hayatta O’nu razı edecek güzel işler yapma gayretinde olmaktır. (Kehf, 18/110.) Zira hem bu dünya hem de ahiret için kalıcı olan “salih ameller”den başkası değildir. (Kehf, 18/46; Meryem, 19/76.)
Bir maneviyat iklimine daha koşarken…
Ramazanla doruk noktasına ulaşan uzun soluklu bir rahmet mevsiminin habercisidir üç aylar… Recep ayının ilk cuma gecesi idrak edilen “Regaip Gecesi” Rabbimize rağbetimizi tazelerken, recebin yirmi yedinci gecesini teşrif eden “Miraç Kandili” bütün benliğimiz ve gönlümüzle Rabbimize yönelmemizi (Müzzemmil, 73/8.) salık veren bu ilahî kelamı nakşeder gönüllerimize. Ta ki namazımız miracımız olsun diye. Şaban ayının 15. gecesi ise müstesna bir zaman dilimine girildiğinin habercisidir. Âdeta Rabbimiz bizleri manen on bir ayın sultanına hazırlamakta, bizlerin ramazanı arınmış olarak karşılamamızı istemektedir. Işte bu gece biz müminlere ramazan öncesi sunulan bir “berat” fırsatı; günahlardan, her türlü manevi kirlerden arınma vesilesidir. Bir maneviyat iklimine daha koştuğumuz, ramazana girme heyecanı yaşadığımız şu günlerde “Kur’an” ve “infak” ahiret azığımız olsun.
Iki büyük ikram: Kur’an ve Kur’an okuyan Peygamber
Yeryüzünde yaşayan biz insanlara ve tabi kâinata Cenab-ı Hakk’ın sayısız ikramı olmuştur. Bunları saymakla bitiremeyiz. (Nahl, 16/18.) Konumuzu ilgilendirmesi yönüyle Cenab-ı Hakk, iki ayrı lütfundan bahseder. Birincisi insanlara Allah’ın ayetlerini okuyan, Kitabı, hikmeti öğreten ve onları günahlarından arındıran Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gönderilmesidir. Kur’an’da birkaç kez tekrarlanan bu husus bir ayette şöyle ifade edilir:
“Andolsun, Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i Imran, 3/164.)
Cenab-ı Hakk’ın kâinata ikinci lütfu ise “bir öğüt, gönüllerde olana şifa, inananlara rahmet ve rehber olmak üzere indirilen” (Yunus, 10/57.) Kur’an-ı azimüşşan’ın kendisidir.
Her iki ayetin aslında odak noktası âlemlerin Rabbinin mübarek kelamı Kur’an’dır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de Kur’an’ı okuyan ve öğreten olarak anılıp, yüce kelam üzerinden tanımlanması oldukça manidardır. Zira Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de asıl hedefi kelam-ı ilahiyi okumak, insanlara açıklamak, öğretmek ve onun öğütleri çerçevesinde yaşamaktır. Bu vazifesini yerine getirebilmek için Hz. Peygamber (s.a.s.) hem kendisi Kur’an okur, hem de ashabına Kur’an ile öğüt verirdi. (Kâf, 50/45.) Bize de düşen, ramazan ayının gölgesinin üzerimize düştüğü şu günlerde gönüllerimizi hem rahmet ayının feyiz ve bereketiyle donatmak, hem de bu ayda Kur’an ile meşgul olarak günahlardan ve manevi hastalıktan arındırmak; kitabı ve hikmeti öğrenerek Hz. Peygamber’in izinden gitmektir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) Cebrail (a.s.) ile o güne kadar inen ayetleri her sene bu ayda birbirlerine arz etmişlerdir. Arza-i ahirede Kur’an’ın iki kere mukabele olunması da yine ramazan ayında olmuştur. (Buhari, Fezailü’l-Kur’an, 7.) Bundan dolayı biz müminler, ramazan ayı geldiğinde camilerde ve evlerde mukabele ve hatimlerle Hz. Peygamberin bu sünnetini canlı tutarak sonraki nesillerimize aktarma gayreti içerisinde oluruz.
Ahiret için en güzel azık: Kur’an
Ramazana kıymet katan şüphesiz âlemlerin Rabbinin bu ayı değerli sayması yanında O’nun mübarek kelamının da bu ayda indirilmesidir. (Bakara, 2/185.) Nitekim Kadir Gecesi’ne bin aydan daha hayırlı olma vasfını kazandıran da Kur’an’ın bu zaman diliminde indirilmesinden başka bir şey değildir. (Kadir, 97/1-3.) Bütün bunların yegâne hedefi, nisyan ile malul biz insanoğlunun bilinçaltında bu mübarek kelama karşı bir sorumluluk bilinci oluşturmaktır. Nitekim bu bilinç Kur’an’ın, insanlığı “en doğru olana ileten” (Isra, 17/9.), okundukça hem kendisiyle “öğüt alınan bir bereket” kaynağı (Enbiya, 21/50.), hem de “kalplerin kendisiyle huzur bulduğu” yüce bir arınma vasıtası (Rad, 13/28.) olarak tanıtılması suretiyle pekiştirilmiştir. Doğrusu o, insanlığın “şeref” ve “şanı” (Enbiya, 21/10), gelişiyle de herkesin sevinmesi gereken bir lutf-i ilahî olup kâinattaki her şeyden daha hayırlıdır. (Yunus, 10/58.) Ayrıca o tüm insanlığın kendisine karşı sorumlu olduğu, ondan hesaba çekileceği bir kitaptır. (Zuhruf, 43/44.)
Elbette ki, Kur’an’ın okunması kadar anlaşılması da son derece önem arz eder. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, “Kur’an’ı okumak ve aralarında müzakere etmek üzere Allah’ın evlerinden birinde toplanan kimselerin üzerine sekinet iner, onları rahmet kaplar ve melekler de etraflarını kuşatır. Allah Teala da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar.” (Müslim, Zikr 38.) şeklindeki hadisi, Kur’an’ın anlaşılma gayretinin önemine değinen rivayetlerdendir.
Infak Allah’ın emri ve takva sahiplerinin de vasfıdır
Rabbimizin rızasını kazandıran “kalıcı bir salih amel”, en güzel ahiret azıklarından biri de şüphesiz O’nun yolunda harcayabilmek, infak edebilmektir. Infak, Rabbimizin rızasını kazanmak için onun bizlere emaneten verdiklerinden ihtiyaç sahiplerine de verebilmektir. Bu çerçevede infak zekât ve sadaka başta olmak üzere onun rızası için yapılan her türlü hayır, hasenatı kapsar.
Yüce Rabbimiz pek çok ayette biz müminlere Allah yolunda ihtiyaç sahiplerine harcama yapmayı emreder. (Bakara, 2/195; 267; Hadid, 57/7.) Bu ayetlerden birinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. Inkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 2/254.)
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emri olarak zikredilen “infak”, aynı zamanda müminlerin de vasıflarından biri olarak sayılmıştır. Buna göre müminler, Allah’ın kendilerine verdiği rızıklardan Allah yolunda harcayan kimselerdir. Takva sahibi müminler ise hem bollukta hem da dar zamanda Allah yolunda harcayabilen kimseler olarak takdim edilir. (Bakara, 2/3; Âl-i Imran, 3/134.) Kısacası onlar yarım hurma ile de olsa korunma emrini her an kendilerine düstur edinmiş kimselerdir. (Buhari, Edeb 34, Zekât 10.) Aslında Kur’an’da zikredilen gece-gündüz, gizli-açık her hâlükârda infak edebilme vasfı (Bakara, 2/274.) tam da bu noktayı ifade etmektedir.
Kur’an infak ahlakını ifade ederken, öncelikle sadece Allah rızasını gözeterek, başa kakmadan, gönül incitmeden (Bakara, 2/262.) kazandıklarımızın iyilerinden verebilmeyi (Bakara, 2/267.) ısrarla vurgular. Iyiliğe erişmenin yolunun sevdiklerimizden Allah yolunda harcamak olduğunu belirtir. (Âl-i Imran, 3/92.)
Ramazan ve infak
Hz. Peygamber (s.a.s.) başlı başına bir infak öğretmenidir bizim için. Onun her türlü çağrısı, bize vermeyi, yedirmeyi, ikram etmeyi, paylaşmayı, sohbeti, muhabbeti hatırlatır. (Tirmizi, Et`ime 45.)
Ibn Abbas (r.a.)’ın haber verdiğine göre, “Rasullüllah (s.a.s.) insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da ramazanda Cebrail’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrail (a.s.), ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasulüllah (s.a.s.) Cebrail ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhari, Bedü’l–vahy 5, 6, Savm 7; Müslim, Fezail 48, 50.)
Müslümanlar Hz. Peygamber’in bu cömertliğini ve infak ahlakını hep örnek almışlardır. Başta iftar sofraları olmak üzere, o aya denk getirmeye çalıştıkları zekâtlar, o ayda çoğalttıkları sadaka ve fitreler bunun en müşahhas örneğidir. Bu noktada hatırlatılması gereken bir husus şudur: Iftar sofralarımız akraba, dost ve komşularımızla şenlendiği gibi fakir-fukaranın, garip-gurabanın ve yetimlerin de çağrıldığı yerler olmalıdır.
Sonuç olarak, ramazana girerken Kur’an’ı okumanın ve onunla amel etmenin ahiretimiz için en büyük azık olduğunu unutmayalım. Kur’an’ın aleyhimizde değil de lehimizde delil olması için (Müslim, Taharet 1.) hatimlerle Kur’an’ın lafzından aldığımız hisse ve mükâfat, amelimizin ve ahlakımızın güzelleşmesine de yansımalıdır. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.)’in övdüğü “Portakal gibi hem kokusu hem de tadı güzel bir mümin olmak” (Buhari, Et’ime 30; Fezailü’l–Kur’an 17.) için Kur’an okumamız ve onunla hemhâl olmamız her mümin için elzem bir ahlak olarak görülmelidir.