Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN


Dr. Yüksel SALMAN

Rahmet ve bereket iklimi ramazan ayını ve bayramı geride bıraktık. Bu ayda oruç, iftar, sahur, teravih, zekât ve fıtır sadakalarıyla gönül dünyamızı zenginleştirdik, bir manevi eğitim sürecinden geçtik. Başkanlığımız bu yıl ramazan ayında, çağımızda yaygın hale gelen bireyselliği ortadan kaldırmak, diğerkâmlığı ve paylaşmayı toplumda egemen kılmak ve bu kutlu ayın bize getirdiği bütün güzellikleri toplumun her katmanıyla paylaşmak ve yaygınlaştırmak amacıyla “paylaşmak güzeldir” başlığı altında; irşat, basın, yayın, sosyal ve kültürel faaliyetlerin yer aldığı geniş bir kampanya yürüttü. Bu ayda kazandığımız erdemlerin kalıcı olması ve ibadet heyecanımızın bir ömür boyu devam etmesi hepimizin ortak arzusu ve hedefidir.

Dergimizin bu ayki gündem konusu “aklıselim ve kalbiselim.” İnsan, akıl sahibi bir varlık olarak tanımlanır ve onu diğer canlılardan ayıran özelliklerden bahsedilirken, öncelikle onun akıllı, konuşan ve irade sahibi olan bir varlık olduğu ifade edilir. Şüphesiz her insanın akli melekesi farklıdır ve bu farklılık kişinin yönelişlerini, ilgilerini, hayata bakışını, dolayısıyla Allah katındaki yerini belirlemede önemli bir rol oynar. Doğru düşünebilen ve sağlıklı karar verebilen akıl olarak tanımlayabileceğimiz aklıselim, bir anlamda insanın kemal derecesini belirler. Bu yüzden bütün ilahî dinlerin koruma altına aldığı beş esastan biri aklın korunmasıdır. Aklı, dinî yükümlülüklerin temel şartı olarak gören dinimiz de onun korunmasına özel bir itina göstermiş, aklı ifsat eden ve işlevini yerine getirmesine engel olan içki, uyuşturucu gibi zararlı maddeleri yasaklamıştır.

Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde değişik vesilelerle kalbe ve kalbin özelliklerine dikkat çekilir. Zenginliğin ve evlatların fayda vermediği bir günde, ancak Allah’a temiz bir kalp ile gelmenin fayda vereceği ifade edilir. Sevgili peygamberimiz de kalbin temiz ve düzgün olmasını bütün bir bedenin düzgün olmasıyla eş değer tutar. Diyebiliriz ki, bu iki temel kaynaktan beslenen İslam dini, bir gönül medeniyetidir. Bu medeniyette birbirini sevmeyen müminler, gerçek anlamda inanmış sayılmaz. Bu ilke Anadolu’da Yunus’un diliyle “yaratandan ötürü yaratanı sevme” düsturuyla kuşatıcı bir sevgiye, Mevlana’nın “Ne olursan ol gel” dizeleriyle de derin ve kapsamlı bir hoşgörüye dönüşmüştür.

Edebiyatımızda gönül vurgusu o kadar çok yaygındır ki “gönül yapmak”, “gönül kırmak”, “gönül bir sırça saraydır” sözleri bunlardan sadece bir kaçıdır. Kısacası Anadolu insanının gönül dünyası oldukça zengindir. Şüphesiz bu zenginlik insanın tavır alışlarını ve davranışlarını olumlu yönde etkiler. Allah sevgisi ve insanlara karşı hoşgörü ile dolu olan kalpte başlayan güzellikler, hayırlı amellerle kendini ortaya koyar. Yani kalp temizliği kendiliğinden eyleme dönüşüverir.

Aklıselim ve kalbiselim sahibi insan, insan olmanın anlamını kavramış, kemal yolunda ilerlemiş ve manen Allah’a yakınlaşmıştır. Onun incelen ruhundaki pırıltılar da zevkiselim olarak etrafına yansıyacaktır.
Konuyla ilgili ayrıntıları, birbirinden kıymetli yazarların kaleminden çıkmış gündem yazılarımızda bulacaksınız. Aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim sahibi insanlardan olmamız ve öyle insanlarla karşılaşmamız temennisiyle.