Makale

Niğde'de Hakka Yöneliş'in Güzide Mekânı: Sungurbey Camii

Cevat Akkanat

Niğde’de Hakk’a Yöneliş’in
Güzide mekanı:
Sungurbey
Camii

Niğde, İç Anadolunun bu güzel şehri, tarihi eserleri bakımından zengin iller arasında yer alır. Bu zenginlik özellikle Selçuklu devrine ait eserlerde kendisini gösterir ve adı Konya, Kayseri ve Sivas ile birlikte anılır.
Camiler ise, bu zenginliğin en önemli yapılarıdır: Alaaddin Camii (1233), Paşa Camii (15. Yy), Şah Mescidi (1413), Hanım Camii (1452), Dışarı Camii (16 Yy), Bor-Ulu Camii (1410)
Bunlara, 1335 tarihli Sungurbey Camiini de ekleyiniz. Zira, Anadolu camileri arasında, gerek planı gerekse tezyinatı ile adından sıkça söz ettiren bu camii tanıtacağız sizlere.
Adının Kaynağı ve Yapılışı
Sungurbey Camiinin banisi, camiye de adını veren Seyfeddin Sungur Ağadır. Camiin yapım tarihi, inşa kitabesi olmamakla birlikte, 1335 olarak kabul edilmektedir. Bize Niğde Tarihi adlı eserinde ayrıntılı bilgiler veren Albert Gabriel, Sungur Beyin, o yıllarda Niğde ve civarını işgal için gelen Moğol kabilesinin reisi olduğunu belirtir. Bu şahıs, İlhanlılar devri Niğdesinden valilik de yapmıştır. Albert Gabriel, camiin kuzeydoğu minaresi üzerindeki kitabede adı geçen Emir Saif Devlet Vel-din ile Sungur Beyin aynı kişi olduğunu kaydeder. Sungurbey Camiinin mimarı ise bilinmemektedir.
Sungurbey Camiinin İki Dönemi
Pek çok tarihi eserimiz gibi, Sungurbey Camii de yapılışından bugüne kadar geçen süre içinde değişikliklere maruz kalmıştır. Niğdenin bu güzide camii 18. yüzyılın ortalarında geçirdiği yangın sonucu ilk yapılış özelliklerinden bir kısmını kaybetmiştir. Bu yüzden bugün Sungurbey Camiiyle ilgili anlatımlarda onun iki ayrı dönemi üzerinde durmak kaçınılmaz olmuştur. Bununla birlikte camii, örtü sistemi ve minareleri haricinde orijinal özelliğini ve fonksiyonunu korumaktadır.
Niğde Kalesinin güneybatı yönünde bulunan cami, doğu- batı doğrultusunda meyilli bir arazi üzerine inşa edilmiştir. Dıştan 28.45×37.10 m. ölçülerinde olan cami, içten 24.45×32,75m.dir.
Yapı, kuzeyde bir mahfel, harim, doğu ve kuzey cephelerdeki taç kapılar, doğu cephedeki taç kapının iki yanındaki minareler ile aynı cephenin güney tarafına camiye bitişik yerleştirilen türbeden oluşmaktadır.
Caminin mahfeli, kuzey duvarla bağlı dört adet dikdörtgen sütuna dayanmış üç basık kemer tarafından taşınacak şekilde yapılmıştır. Bu cephedeki taç kapının üzerinde yer alan kafesli yuvarlak bir pencere (gözemeli rozas) mahfelin aydınlanmasını sağlamıştır. Vaktiyle mahfel, kuzey tarafa açılan ve zeminle bağlantısı bir merdivenle sağlanan ikinci bir kapıya da sahipti. Bu, fevkani (yükseltilmiş) bey kapısı idi.
Kuzeydeki dikdörtgen ayakların benzerleri camiin güney duvarında da mevcuttur. Öyle ki, duvara oyulmuş bir vaziyette inşa edilen mihrap, iki sütun içine gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Bu iki sütun ile kuzey duvarın ortasındaki iki sütun arasında karşılıklı bir uyum söz konusu olup, bunlar camiin harimine de şekil vermişlerdir. Zira, ilk tertibatında camiin harimi, söz konusu sütunlar hizasında olmak üzere, üçerden iki sıra halinde dizilmiş sütunlarla, uzunlamasına üç sahna ayrılmaktaydı.
Camiin bu ana alanı, tamamıyla kubbelerle kaplanmış olup, orta sahnın üzerinde pencereli dört kubbe vardı. Bu kubbelerin niteliği tam olarak tespit edilememekle birlikte, Amasyadaki Burmalı Minare veya Gök Medresede olduğu gibi, köşe tonozları veya bingiler üzerine yerleştirilmiş kubbeler olduğu sanılmaktadır. Yan sahınlar ise geçme ve yıldız kubbelerle örtülmüştü.
Yukarıda bahsedilen yangın sırasında caminin kubbeleri dağılmış, bunları destekleyen sütunlarla birlikte yıkılmıştır. Bugün bu sütunların yerine dört sıra ağaç direkler konulmuş, üzeri alçı ve harçla sıvanmış ve eni ekseninde hafif malzemeden yapılmış basık kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Caminin üstü ise oluklu kiremitlerden bir çatı ile örtülmüştür.
Harimin aydınlatılmasında ağırlıklı olarak, batı duvarındaki dikdörtgen pencerelerden faydalanılmıştır. Bunların yanı sıra yan sahınların kemer eksenlerinin içine konulan küçük pencereler de Sungurbey Camiinin ilk devrinde aydınlatma unsuru olarak kayda değerdi. Bu arada, camiin batı duvarın alt tarafında 4, doğu duvarın alt tarafında 1, üst tarafında 3 ve kuzey duvarın üst tarafında 1 pencere orijinal özelliklerini koruyarak günümüze gelmiştir.
Çifte Minareli Taç Kapı ve Türbe
Camiin doğu cephesinde üç önemli unsur yer almaktadır. Bunlar, taç kapı, onu çevreleyen iki minare ve türbedir.
Bunlardan taç kapı, çapraz kemerli sivri tonozla örtülmüş ve iki minarenin üst temelleri ile sınırlanmıştır. Kapının cephe kemeri üstünde duvara gönülmüş vaziyetteki mermerde, bir zamanlar camiin kitabesi yazılı olduğu, fakat bunun, bahsedilen yangından ötürü tamamen silindiği sanılmaktadır. Bu taç kapının genel görünüşü Erzurum Çifte Minare ve Sivas medreselerinin taç kapılarına benzetilmektedir.
Bu arada, doğu taç kapısı asıl giriş açıklığı üzerinde 874 H./146970 M. tarihli vergi kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabe, camiin belirtilen tarihte tamir gördüğüne delil olabilir.
Vaktiyle doğu taç kapıyı iki taraftan saran minarelerden birisi bugün ayakta değildir. Malum yangın sırasında eski minareler yıkılmış ve gövdelerinden iz kalmamıştır. Bugün ayakta olan kuzeydoğu minaresi ise orijinal olmayıp, camiin 1948de gördüğü onarım sırasında yeniden yapılmıştır. Bu minarelerin orijinallerinde harim ile bağlantı kapıları bulunmakta olduğunu da kaydedelim.
Camiin doğu cephesinin güney bölümünde, 1335de camiyle birlikte, muhtemelen Sungur Bey için yapılmış türbe bulunmaktadır. Bugün boş olan bu türbe, camiyle bitişik bir vaziyette olup camiin harimiyle doğrudan bağlantılıdır. Türbeye dışarıdan ise kuzey tarafında yer alan ve bugün kapatılmış olan bir kapıyla girilirdi. Bu türbe yerden 3,5 m. yükseklikte bir yapıdır. Yapının alt kısmı sekizgen, üst bölümü ise onaltıgendir. Türbenin içi sekiz köşeli bir oda olup, yarım daire bir kubbe ile örtülmüştür. Yapının dış köşelerinde ince sütuncuklar yer almaktadır. Gövdenin onaltıgen bölümünün üstünde yine sütuncuklara dayanan onaltıgen bir kasnak ve bunun da üzerinde sekizgen piramit bir üst yapı yer alır.
Taşlar, Ağaçlar, Kuşlar
Sungurbey Camii, taş ve ahşap işçiliği bakımından zengin bir kompozisyondur. Şimdi bunlar üzerinde durarak, yapının teknik ve dekoratif özelliklerini tasvir etmeye çalışalım.
Selçuklu devri özelliklerini bünyesinde taşıyan camii sarımtrak renkte kesme trakit taşlardan ufki örgülü sıralarla inşa edilmiştir. Yapıda temiz ve itinalı bir işçilik ağır basmaktadır. Taş örgü bakımından özellikle doğudaki eyvan şeklindeki taç kapının tonozu ve minarelerin üst temel duvarları dikkate değerdir. Sözkonusu tonozun sivri kemerlerinde gotik üslup özellikleri kayda değerdir.
Camiin hariminde duvarlara bitişik olan sütunların bir kısmı tek bir mermer taştan yapılmışlardır. Bunların eski bir Bizans yapısından devşirme olduğu tahmin edilmektedir. Harimdeki sütunlardan geri kalanı ise trakit taşlardan örme ayak şeklinde olup duvarların taş örgüleriyle bitiştirilmiş haldedirler.
Sungurbey Camiinin eyvan şeklindeki doğu taç kapısındaki ince işçilik ise daha hassas incelenmelidir. Eyvanın yan duvarlarına simetrik yerleştirilen mihrabiyeler, zeminden yüksekte tutulmuştur. Eyvanın duvarları tamamen bitkisel, geometrik ve figürlü süslemeyle dekore edilmiştir. Dikkati çeken en önemli bezeme, mihrabiye ve eyvan köşe sütuncukları arasında kalan ve sekiz kollu yıldızlardan oluşan, geometrik motiflerle bezenen panolardır. Bu panolarda, kıvrık dallar arasına yerleştirilen çeşitli hayvan başları, spiral kıvrık dalların uçları ve aralarındaki boşluğu doldurur vaziyettedir. Kuzey panoda 37, güney panoda ise 42 figür vardır. Bunlar; Kuş, fil, oğlak, at, panter, antilop, ejder, sıçan, boğa, tavşan, maymun, köpek, aslan, koyun, ördek ve balık figürlerinden oluşmaktadır.
Camiin kuzey taç kapısı da geometrik, bitkisel ve figürlü bezemelerle dekore edilmiştir. Bu taç kapının kemer kilit taşı üstünde, stilize edilmiş bir çifte başlı kartal figürü bulunmaktadır. Albert Gabriel, kabartma şeklinde yapılan bu figürün camii yaptıran ve o dönem Niğde’yi yöneten Sungur Ağa’nın arması olabileceğini ifade etmiştir.
Camiin ahşap bezemeyle ilgili incelikleri ise kuzey ve doğu taç kapıların ahşap kısımları ile bugün Dış Camii olarak da adlandırılan Hüsameddin Camiine taşınmış olan minberinde görmekteyiz.
Bunlardan en önemlisi, caminin kuzey taç kapısındaki orijinal ahşap işlemedir. Kapının geometrik kompozisyonunu derinlemesine inceleyen Selçuk Mülayim, İslam sanatına has bir işçiliğin bu muhteşem eserini gözümüzde görünür kılar:
Ahsap kapı kanatları birbirinin aynı ölçülerle bölümlenmiştir. Her kanat, rumili bir bordürün çevirdiği üç tezyinat alanına ayrılmaktadır. En üstte, yatık dikdörtgen panolarda spiral bitki süslemeleriyle zenginleştirilmiş kitabeler yer alır. En altta, yine aynı konumda bulunması gereken levhalar bugün yerinde değildir. Demir eklentiler de sonradan yapılmıştır. Ortadaki düşey dikdörtgen panolarda ise konumuzun ağırlık noktasını oluşturan büyük boyutlu bir geometrik kompozisyon yer alır. Bütün bu panolar ve ara bölmeler, her biri ayrı parçalar halinde kesilerek, geçme tekniğinde (kündekari) birbirine çatılmıştır.
Kapı kanatlarına ilk bakıldığında, sekiz kollu iri yıldızlar dikkati çekmektedir. Her bir panoda, bu yıldızlardan iki tam, bir yarım örnek görülür ki, bu durum, panoların 1×2,5 boyutlu bir proporsiyonla bölümlendiğini gösterir. Büyük sekiz kollu yıldızlardan sonra, beş köseli küçük yıldızlar, altıgen, dörtgen bölmelerle yarım ve çeyreği görülebilen sekizgenler fark edilir. Bütün bu bölmeler, üzeri yivlenerek profilli hale getirilmiş çıtalarla birbirinden ayrılmıştır. Geometrik şekilli bölmelerin içi palmet ve rumili bitki kompozisyonlarıyla dolgulanmıştır. Merkezi sekiz köşeli yıldız, büyük yıldızın kolları, beş köşeli yıldızlar, küçük dörtgenler ve yarım sekizgenler, kapıyı yakından inceleyenler için yüklü programıyla zengin bir bitki dünyası sergiler.
Dış Camiye taşınmış olan Sungurbey Camii minberi de eşsiz bir şaheserdir. Onun çeşitli cinsten sedef kakmalı tahtaları, yüzleri girişik arabesklerle oyularak birbirlerine kaynaştırılmıştır.
Yukarıda camiin mimarının bilinmediğini belirtmiştik. Fakat bu bilinmezlik ahşap işçilik unsurları açısından geçerli değildir. Zira minber ile muhtemelen kuzey taç kapısının ahşap kapı kanatlarını Hoca Ebubekir, daha sonraki döneme ait olan doğu taç kapısının ahşap kapı kanatlarını ise Hacı Muhammed isimli ustalar yapmıştır.