Makale

İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy

Dr. İlhami Ayrancı / DİB Eğitim Uzmanı

İstiklal Marşı Şairi
Mehmet Akif Ersoy
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyûlâyı da er geç silecektir. Rahmetle anılmak; ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?
Hz. Ali’ye atfedilen bir sözde; “Öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız, ölümsüz eserler bırakınız1’ denilmektedir. Mehmet Akif, her zamanki mütevazı hâliyle; “Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?" dese de, “İstiklal Marşı’mız ve “Safahat"ı başta olmak üzere, çok sayıdaki “ölümsüz” eseri sayesinde bu milletin hafızasından silinmeyecektir.
Mehmet Akif, 20 Aralık 1873’te İstanbul’un Fatih ilçesinin Sangüzel mahallesinde doğmuştur. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden ’Temiz Tahir Efendi" namıyla bilinen Mehmet Tâhir Efendi, annesi Buharalı Emine Şerife Hanım’dır. Akifin Nuriye adında bir de kız kardeşi olmuştur. Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanımla evlenen Mehmet Akifin üçü kız (Cemile, Fende, Suad), ikisi oğlan (Emin, Tâhir) olmak üzere toplam beş çocuğu dünyaya gelmiştir.
Memuriyetleri (1893-1913)
Mehmet Akif, 1893’te ilk mezunlarını veren Baytar Mektebinden (Veterinerlik Fakültesi) "birinci’’ olarak mezun olduktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesinde memuriyet hayatına başladı. 19061908 yıllan arasında Halkalı Baytar Mektebinde “kitâbet-i resmiye" (resmî yazışma usûlü) dersi öğretmenliği ve daha sonra Edebiyat Fakültesi ile Dârü’l-Hilâfe Medresesinde "Osmanlı Edebiyatı" müderrisliği görevlerinde bulundu. 1913’te memuriyetten istifa eden Akif, hayatının son üç yılında da Kahire Üniversitesinde Türkçe öğretmenliği yaptı.
Kişiliği
Mehmet Akif, gerekmedikçe bilgisini bile ortaya koymayacak kadar mütevazı bir şahsiyete sahipti, iyi derecede Arapça, Farsça ve Fransızca bildiği halde söz arasına yabancı bir kelime dahil ettiği vaki değildi. Onun bu yönüne açıklık getiren bir anekdotu burada nakletmek uygun olacaktır
Bir gün, Akif in de bulunduğu bir ortamda Fransızca bir makale tercümesinde ihtilaf çıkar. Akif tercümenin doğru şeklini söyleyiverir. ‘‘Üstad biz sizi rahatsız etmemek için sormamıştık" derler. Fakat daha sonra başka bir ortamda onun Fransızca bilebileceğini bile düşünmediklerini itiraf ederler.
Safahat adlı eserinin giriş kısmında Akifin kişiliği anlatılırken, "Ona şunu düşünmesi bunu beğenmesi tembih edilemez. Kendisiyle konuştuğunuz zaman ayrı bir adamla konuştuğunuzu anlardınız.” (Safahat, 1st. 1981. XXVII) denilerek belki de onun -eskilerin deyimiyle- alâmet-i farikası (ayırt edici özelliği) da ortaya konulmuştur.
Cemal Kutay, "Hayatı boyunca tek yüzü olan Akif i sevdim" diyor.
Akif, ikiyüzlülüğü ve ikiyüzlüleri sevmezdi. Ancak yaşı ilerledikçe; "ikiyüzlüleri artık sever oldum. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.” demiştir. (V. Imamoğlu, Vuslat 2003, sy, 30)
Bir şiirinde;
"Şudur hayatta en beğendiğim meslek
Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek." diyen Akif ile ilgili olarak Orhon Seyfi Orhon, “Türk edebiyatına hakiki erkek sesini o getirdi” tespitinde bulunmaktadır. Onun şairliği ile ilgili olarak Cenap Şahabettin, “Edebiyat Tarihi büyük Akiften daha büyük şairi tanımaz" (Safahat, xxv) derken, Hüseyin Cahit ise, “Akifin hayatı şiirdir" demektedir.
Mehmet Akif hakkında yazılacak kuşkusuz çok fazla şey vardır. Çünkü o çok yönlü bir şahsiyettir. Şair Akif, düşünür Akif, yazar Akif, öğretmen ve üniversite hocası Akif, Akifin Millî Mücadele yılları vesaire... Bütün bu yönlerinin ele alınıp işlenmesi bu yazının sınırlarını aşacaktır. Bizim buradaki amacımız, istiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ölüm yıl-dönümünde insanımıza bir daha hatırlatmaktır.
istiklal Marşı
Mehmet Akiften söz açıp da İstiklal Marşının yazılış hikâyesine değinmemek uygun olmaz:
Millî Mücadele yıllarının o zor ve heyecanlı günlerinde açılan "Millî Marş" yarışmasına 724 şiir katılır. Para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrarı üzerine, "Kahraman Ordumuza” adadığı şiiriyle yarışmaya girer ve birinci olur. Akif, yarışma sonucunda kendisine venlen 500 Türk Lirası mükâfatı yardıma muhtaç kimselere dağıtılmak üzere "Darü’l-Mesai"ye hediye etmiştir.
istiklal Marşı 12 Mart 1921 tarihinde Millî Marş olarak kabul edilmiş, 1982’de de Anayasaya konularak, Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilmez bir manevi mirası olduğu devletçe tescil edilmiştir. 2007 yılında çıkarılan 5645 sayılı kanunla da 12 Mart tarihi; "istiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü” olarak ilan edilmiştir.
Mehmet Akif, istiklal Marşının Türk Milletine ait olduğunu belirterek onu ünlü eseri "Safahat”ına almaz. Hastalığı sırasında istiklal Marşı hakkında düşüncesi sorulduğunda gözleri dolarak yatağından doğrulur ve "istiklal Marşı... O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi! O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak gerekir. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim milletime karşı en kıymetli hediyem budur." der.
Millî Mücadele Yıllan
istiklal Marşını yazan şair olması nedeniyle "Millî Şair” olarak da isimlendirilen Mehmet Akif, aynı zamanda büyük bir düşünce ve fikir adamıdır.
Birinci dönem Burdur milletvekili olan Akif, Eskişehir, Konya, Kastamonu, Burdur, Afyon, Antalya ve çevrelerini dolaşarak Millî Mücadeleye destek vermiş, yaptığı konuşmalarla halkı bilgilendirerek bu mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.
Vefatı
Akif, hayatının son yıllarını yaşadığı Mısır’da siroz hastalığına yakalanmış, durumu ağırlaşınca (17 Haziran 1936) İstanbul’a dönmüştür. 27 Aralık 1936 yılında 63 yaşında vefat eden Akifin kabri, Edime Kapı’daki şehitlikte, “Mehmet Akif Ersoy Meydanındadır.
Mehmet Akif Ersoy’u vefatının 73. yıldönümünde rahmetle anıyoruz.