Makale

Uzaklardan bir hidayet öyküsü

Uzaklardan bir hidayet öyküsü

Mustafa Selim Yılmaz
Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Malik b. Enes, Muvatta, Husnü’l-Huluk, 1.)

Rivayet edildiğine göre, bir gün İmam-ı Azam’ın dükkânına bir adam gelir. Elbiselerden bir tanesini seçer ve bunu bir fiyat vererek almak istediğini söyler. İmam-ı Azam, adamın teklif ettiği fiyata karşın elbisenin o fiyata verilemeyeceğini söyler. Adam, fiyatı az verdiğini düşünerek fiyatı yükseltir. İmam-ı Azam, o fiyata da olmayacağını söyler. Adam, fiyatı müteaddit defalar yükseltir ancak, yine aynı cevabı alır. Sonunda İmam-ı Azam, adamın teklif ettiği fiyatların çok altında bir fiyat söyleyince adam çok şaşırır ve sorar: Niçin böyle düşük bir rakam söylüyorsunuz? İmam-ı Azam: Bu elbise ancak bu kadar eder. İşte, zamanlar ve mekânlar değişse de insanlığın her daim muhtaç olduğu bir erdem.

Böyle bir erdeme ve bu erdeme sahip insanlara daha çok gereksinim duyulan çağımızda bu ahlaki yansımaların izlerini takip etmek ve hiç ummadığınız bir zamanda buna şahitlik etmek her şeye rağmen mümkün. Ülkemizin çok uzaklardan, Fildişi Sahili adıyla müsemma bir ülkeden yakın zamanlarda bir misafir vardı. Adı, Coulibaly Gando veya kendi deyimiyle Mösyö Malik. Ona, ülkemizde bulunduğu sürece ve gideceği her yerde İsmail Bey ve ben refakat edecektik. Onu, Ulus’un bağrından Dışkapı istikametine açılan caddeye nazır bir otelden almaya gittik. Otele ulaşıp kendisiyle mülaki olduğumuzda çok sevindi. Çünkü artık bizim misafirimiz olacaktı. Ülkemizi tanıyacak, birikimini görecek ve kendi ülkesini geleceğe taşımak için bundan faydalanacaktı.

Otelden çıkış işlemlerini yaptırmaya başladı. Yanında Türk Lirası olmadığı için masrafları ödemek üzere resepsiyonda döviz bozdurdu. Otel görevlisi hesapladı, masrafları tahsil etti ve üstünü Mösyö Malik’e verdi. Bu arada kendisi de hesabını yapmıştı. Yanlış hesaplanmıştı ve itiraz etti. Herhangi bir insan onun parasının eksik verildiği veçhiyle itiraz etmiş olabileceğini düşünürdü. Ama tam aksine o, kendisine fazla para verildiğini söylüyordu. Böylece kıymetli bir elmas olan ahlaklı olma, diğer insanları kendisiymiş gibi değerlendirme erdeminin yaşayan bir örneği daha tezahür ediyordu.

Misafirimize eşlik ederken dostluk ve muhabbet ilerliyor ve derinleşiyordu. Derken Mösyö Malik’in sonradan İslam’ı seçtiğini öğrendik. Gerçi doğup büyüdüğü köyünde İslam’la tanışmıştı ama bu tanışması tam anlamıyla üniversite yıllarında hukuk eğitimi alırken daha derin ve etkili olmuştu.

Kendi köyünde geleneksel dinleri yaşayanlar ile Müslümanlar birlikte kardeşçe yaşıyorlardı. Ama İslam’ı diğer inançlardan ayırt eden ve temayüz ettiren hasletleri o köyün Müslümanları arasında tam anlamıyla tezahür etmiyordu. Sadece yüzeysel olarak Müslümanlık sergileniyor ve İslam vicdanlarda tam anlamıyla kök salmamış birkaç ritüelden ibaret olarak değerlendiriliyordu. Belki bu bilinçliydi belki de farkında olmadan böyle bir algı oluşmuştu zihinlerde ve kalplerde. Nitekim Mösyö Malik de İslam’ı köyde tanıdığı şekliyle kalsaydı belki “İslam’ın güzelliklerinden haberdar olamayacağım ve Müslüman olmakla şeref bulamayacağım” diye ifade etmişti.

Ancak, üniversite ortamına girmek onun hayatını kökten değiştirecek açılımlara ve yeni doğacak bir şafağa gebeydi. Her kesimden arkadaşı ve dostu vardı. Farklılıklar bir arada eğitimin ışığından aydınlanmaya ve yeni ufuklara yelken açmaya çalışıyordu. Bir arkadaş vardı ki Mösyö Malik’in gerçek dönüşümünün mümeyyiz mimarıydı. Müslüman olan bu arkadaşı gerek onunla gerek diğer insanlarla olan ilişkilerinde İslam ahlakının bütün yönlerini en güzel şekilde, sanatkârane bir maharetle icra ediyordu. Gerçi Mösyö Malik’in birçok Müslüman arkadaşı vardı ama bu arkadaşı onlardan daha farklıydı. Çünkü Mösyö Malik varoluşunun anlam arayışında daima peşinden koşup da yakalayamadığı özünü görmüştü onda: “özü ve sözü bir olmak.” Dostlukları ilerledi ve sevgileri perçinleşti. Söz bu ahlakın kaynağını öğrenmeye gelince kaynağın İslam olduğu ortaya çıktı. Zira demişti ki arkadaşı; “Eğer sen de İslam’la gerçek anlamda tanışır ve müşerref olursan, sen de bu ahlakın meziyetlerinden sonsuz değerler elde edersin.” Mösyö Malik’in yüreğinden bir ürperti, titretti bütün hücrelerini; gerçekten mi? Düşüneceğim ve denemeye çalışacağım” dedi.

Zaman ibret verici kalemiyle ilerliyordu ve bu kalem, Mösyö Malik için hakikatin katrelerini bir hattat gibi nazikâne bir tarzla çiziyordu. O Müslüman arkadaşıyla İslam üzerine olan sohbetleri daha yoğunlaştı. İnsanlığı çağlar boyunca aydınlatan ve aydınlatmaya devam eden, parıltılı medeniyetler kuran ve adaletin teessüsünde sayısız örnekler ortaya koyan İslam’ın muazzez kitabı Kur’an-ı Kerim’i, anlatılmaz bir coşkunlukla okumaya başladı. Sayfalar ilerledikçe ilahî güzelliklerin dalgaları onu her geçen saniye ferahlatıyordu. Bu kutlu yürüyüşe, bu yüce kitabı açıklamaya adanan kitaplarla devam etti ve Mösyö Malik, İslam’ın aydınlığında hakikat yolunda ben de varım dedi. Üniversiteyi bitirdi ve hem Müslümanlara hem de diğer insanlara hizmet vermek ve ayrıca, İslam’ın kazandırdığı ahlakın aydınlığının, karakterinde yansıyan sorumluluğunu icra etmek üzere devletin önemli bir kademesinde görev aldı. (Mösyö Malik (Coulibaly Gando) şu an, Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı bünyesinde “Din özgürlüğü ve Laikliğin Teşviki Direktörlüğü” görevi yürütmektedir.) Şimdi de İslam’ın bayraktarlığını uzun yıllar yapmış, adaletiyle dünyayı aydınlatmış ve köklü bir geçmişe sahip ülkemizin tecrübesinden faydalanmak ve ülkesinde icra edilecek faaliyetlere bu tecrübenin model olması için araştırma yapmak üzere Türkiye’ye gelmişti. Bu samimi niyet ülkemizde hüsn-ü kabul görmüş, kendileri en güzel şekilde misafir edilmiş ve büyük bir memnuniyet, geleceğe atılmış sağlam köprüler ve dostluklarla ülkemizden ayrılmıştır.

Sonuç itibarıyla Mösyö Malik, vicdanlara hitap eden İslam’ı seçerken Kur’an-ı Kerim’in ruhundan gelen iradeye saygı “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 256.) mucibince kimsenin zorlaması olmadan İslam’ı seçmiştir. Çünkü İslam’ın Hz. Muhammed’den beri Müslümanlara verdiği şahsiyet, onun zorlamayla değil içten gelen samimi teveccühlerle yayılmasının temeli ve yansımasıdır. Adını barış ve esenlikten alan yegâne dinin ikame edeceği yapı ve inşa edeceği bireyler, bunun en büyük şahitleridir. Mösyö Malik, bu kutlu seçiminde herhangi bir baskı görmediği gibi hâlâ geleneksel dinî anlayışlarını sürdüren ebeveyninden de hiçbir dışlayıcı harekete maruz kalmamıştır.