Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Farsçada dil, derûn; Arapçada kalp, hâtır kelimeleriyle ifade edilen gönül, İslam kültür ve medeniyetinin anahtar kavramlarından biridir. Geleneğimizde gönül yapmaktan, gönüllere yol bulmaktan, gönülleri hoş etmekten söz ederiz. Kırılan gönlün kolay kolay tamir edilemeyeceğini ifade etmek için, “Gönül sırça saraydır” deriz. İrfan kültürümüze, gönlün ilahî tecellilerin merkezi olduğunu ifade etmek için de “Dil, nazargâh-ı Hüda’dır” denir. Medeniyetimiz âdeta serapa bir gönül medeniyetidir.

Gönül, duygu ve düşünce dünyamızın merkezidir. Gönüllere hükmeden de Yüce Allah’tır. Bu yüzden sevmekten çok, sevdirilmekten söz edilebilir. Zira sevmede akıl ve mantık ölçüleri aranmaz. Sevgi, içten gelen ve kendiliğinden gelişen bir duygudur.

Gönül; kırılma, paslanma, tozlanma gibi özellikleri itibarıyla bir aynadır. Bu yüzden kalp kırmamaya, gönül aynasını günahlarlarla ve kötülüklerle kirletmemeye özen gösterilmesi istenir.

Gönül dili tercüman istemez. Bu yüzden farklı dilleri konuşan dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar gönül diliyle anlaşır ve birbirlerini severler. Gönül dili mesafe de tanımaz. “Gönülden gönüle yol vardır.”

Rahmet elçisi olan sevgili peygamberimiz, iman etmedikçe cennete girmenin mümkün olmadığını, birbirimizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamayacağımızı bildirir. Yine insanların hayırlısı insanlarla ülfet eden ve kendisiyle ülfet edilendir. İnsanları sevmeyen ve sevilmeyen kişide hayır yoktur buyurur. Bu yüzden Anadolu’nun manevi mimarlarından olan Yunus Emre:
Yunus der ey hoca
İstersen var bin hacca
Hepsinden iyice
Bir gönüle girmektir.

Sözleriyle aslolanın gönüllerde yer edebilmek olduğunu, hatta bunun bin hacca bedel olduğunu ifade eder. Toplum olarak ne zaman ki, gönül dilini kaybettik, çekememezlik, bencillik ilişkilerimizde egemen olmaya başladı. Paylaşma, hoşgörü ve diğerkamlığı unutur olduk, o zaman gönül dilimiz işlemez oldu. Bu yüzden yeniden silkinmeye, çoraklaşan gönüllerimizi yeşertmeye, zayıflayan kardeşlik bağlarımızı gönül köprüleriyle tekrar güçlendirmeye ihtiyacımız var.

Gönlümüzü katarak yaptığımız her iş bereketli olur. Gönülsüz yapılan işler ise bereketsiz ve semeresizdir. Bu yüzden özellikle din hizmeti yürüten kadroların, alın teri, göz nuruyla birlikte işlerine gönüllerini katması, gönül dilini ihmal etmemesi son derece önemlidir.

Bu amaçla “gönül” merkezli hazırladığımız sayıda konuya ilişkin birbirinden değerli yazıları ilginize sunarken, 87 yıllık tarihinde her türlü zorluğa rağmen, büyük fedakârlıklarla ve gönlünü katarak Başkanlığımız hizmetlerine destek veren bütün görevlilerimize sağlık ve afiyet, ebediyete göç edenlere Cenab-ı Hak’tan sonsuz rahmet diliyorum. Gönüllerimiz hep açık ve pak olsun.
Dr. Yüksel Salman