Makale

Bir imam-hatibin 4 yıl çalıştığı köyden ayrılırken GÖNLÜNDEN GEÇİRDİKLERİ

Bir imam-hatibin 4 yıl çalıştığı köyden ayrılırken GÖNLÜNDEN GEÇİRDİKLERİ

Mehmet Ali Maçya


Dağ başlarında kalmadı yüreklerimiz, ruhumuzu bıraktık dağ başlarına, orman kokan insanlar, insanlık kokan coğrafyalarda sevdim insanları, dağ başı diyenlerin inadına, aldırmadan, gönlüne giremediğimiz insanların… Bu bir serüven, bu bir süreç dedim kendi kendime, önceleri zindan saydığı bu mekânı, cennete çevirme uğruna verilen çabaları, öfkeden delirmek üzereyken, gözlerinde gülümsemelerin yarattığı bir cennet... İlginin, sevginin, saygının velhasıl güzel şeylerin hatta bütün güzel şeylerin biriktiği bir mekân neden cennet olmasın ki dedim kendi kendime…

Gençliğin verdiği heyecanlar, yabancılık hissi, taşınan ağır yük, sessiz sedasız bu mekân, sesimle sessizliğini bozarken, yüreğimde sabah serinliğinin, gönlüme heyecan kattığı ve ibadetle doruğa ulaştığı anlarda, bir anlık tefekkürün, bir günlük ibadete bedel olduğu inancıyla, dalarken tefekkürün en derin noktasına, bir gönle girmenin, ilahi rızaya vesile olduğunu düşündüm hep… Onun için bir insan daha, bir insan daha dedim kendi kendime. Bu serüvende kaybetmek kavramını odamdaki askıya, hiç almamak üzere astığımda, bu mekânda yaşayan insanların tebessümlerini gördüm. Bu serüvende kaybetmek ve kazanmak diye iki kavram olmayacaktı artık, hep kaybedenlerin, kaybettirenlerin inadına, yalnızca kazanmak olacaktı… Kazanılan gönüllerdi.

Bu inanç ve düşüncelerle bahçe kapısından dışarıya adımımı ilk attığım andan itibaren, güneşin beni selamladığını, ağaçların bahar sevinci ile bana güldüklerini, hayvanların dahi bana içten bir sevgi gösterdiklerini gördüm. Bütün bunları nasıl mı anladım. Bu mekânda yaşayan çocukların, gençlerin ve yaşlıların gözlerinde sevgi pırıltılarını gördüğümde anladım. Bu gözlerde gördüğüm parıltılar kendi hüsnü kuruntum mu? Benliğimin en derinlerinde bana kibir veren şeytani bir ses mi? Gözlerdeki bu pırıltı, benim sevgimin o gözlere yansıması mı, bu gözler ayna mı yoksa kendi gönüllerine? Bu düşünceler ve sorular her gün biraz daha yerini huzura bırakınca gönül kazanmanın insana huzur verdiğini ve gönül kazanmanın belirtisinin göz parıltısı olduğunu anladım.

Tüm bunlara inandıktan sonra buraların dağ başı olduğunu duymak, bilmek ve çıldırasıya yalnızlığı hissetmenin bir anlamı olabilir miydi? Bu mekânların anlamını, önemini ve güzelliğini, gönüllerine giremediğimiz birkaç insan öğretti, bu köyün ve insanlarının güzelliğini öğrendikten sonra gönüllerine giremediğimiz insanların ne anlamı olabilir ki?

Yaşıtlarımın gönüllerinde sadece bir insan yer edinebilirken, gönlüme şu mekânda yaşayan bütün insanları sığdırmayı, ilahî aşkın ilk belirtisi saydım. Bu insanları sevmeyi ilahi bir vazife gibi gördüğüm günden beri, çiçeklerin, güllerin, ıtırların, güzel olan ve güzel kokan bütün varlıkların ölçülemeyen değerlerini keşfettim. Bunları sevmek Hakk’ı sevmek, Hakk’ı bilmek gibi... Bunları sevmek Hakk ile olmak gibi…